• 07 Mart 2012, Çarşamba 9:56
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

KONUŞAN TÜRKİYE !..
 Bu, 1990 lı yılların en önemli sloganıydı. 12 Eylül 1980 sonrası uzun süre siyasi yasaklı olan Süleyman Demirel'in yasaklılığının sona ermesiyle Doğru Yol Partisi genel başkanı olarak katılacağı ilk genel seçimde özellikle vurguladığı bir slogandı.
Bu slogan çok tutmuştu; 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimde Doğru Yol Partisi yüzde 27.03 lük oyla 178 milletvekili çıkararak birinci parti olmuştu.
Aynı seçimde SHP yüzde 20. 75 oranında oy alarak 88 milletvekiliyle ikinci parti olmuş, daha sonra bu iki parti koalisyon yaparak hükümet kurmuşlardı. 
Yeni hükümet 280 kabul oyuyla güvenoyu alarak göreve başlamıştı.
Konuşan Türkiye o yılların en akılda kalan siyasi mesajıydı. 
Peki o günleri hatırlamak, 20 yıl sonra o günlerin bir söylemini bugün yeniden anmak neyin nesi?...  Son günlerin çok önemli bir tartışması ve o konuda görüş açıklayan bir kuruluşun adeta azarlanması 20 yıl öncesinin Konuşan Türkiye söylemini hatırlattı.
İyice yazboz tahtasına dönem Milli Eğitimle ilgili hükümet yeni bir çalışma yapıyor. Bu çalışmayı beğenenler olabileceği gibi beğenmeyenler de olacaktır. Ve en demokratik haklarını kullanarak görüşlerini açıklayacaklardır. Destekleyenler nasıl konuşuyorlarsa desteklemeyenler de konuşacaklardır.
Çünkü bu çalışmayı yapan hükümete yüzde 50 oy veren olduğu gibi aynı oranda da oy vermeyen vardır. Yani bir kişi evet demişse bir kişi de hayır demiştir. O sık sık ortaya konulan seçim sonuçlarına baktığımızda yüzde 50 hükümet lehinde konuşan olacaksa yüzde 50 de hükümet aleyhinde konuşan olacaktır.
Konuşan Türkiye budur, demokrasi de budur. 
TÜSİAD hükümetin yeni eğitim projesini beğenmeyen bir konuşma yaptı. 
Sen misin aleyhte konuşan!... Sen kim oluyorsun? 
İster fırça deyin, ister azarlama, ister bağırma!... Bir konuşan pişman bir konuşmayan!
Zaten başka da konuşan olmamıştı, bundan sonra da hiç olmaz.
Oysa önümüzde yeni bir Anayasa yapma süreci var. Hem de uzlaşarak… Nasıl uzlaşacaklar merak ediyorum. Ülkenin Milli Eğitimi konusunda görüş açıklayan bir kuruluşa bu kadar sert cevap veren bir anlayış Anayasa konusunda görüş açıklayanlara nasıl tahammül edecektir? 
Beklenen, hükümetin hazırlayacağı bir Anayasa üzeride uzlaşmak olmalı… 
Muhalefet partileri Meclis'te konuşma sürelerinin kısıtlandığını öne sürüyorlar. Bu konuda yapılan çalışmalardan şikâyetçiler. Meclis çalışmalarını canlı olarak yayınlayan Meclis TV' nin yayın saatlerini azaltarak halkın mecliste yapılan konuşmaları dinleme sürelerini en aza indirmenin amacı ne olabilir?
Herkesin iktidarla aynı görüşte olması mümkün mü? Olmayacaksa farklı görüş ve düşüncelerini konuşmadan nasıl ifade edebilecekler? Konuşmayacaksak, tartışmayacaksak, yanlış gördüklerimizi eleştirmeyeceksek iktidarın görüşünden farklı görüşler nasıl hayat bulacak?
Konuşan Türkiye yerini suskun bir Türkiye'ye mi bırakıyor? Demokrasinin o çok sesliliği tek sesli yeni bir demokrasi türü mü doğuruyor?
Sayın Demirel'le başlamıştık onunla bitirelim; Demirel'in 1970 li yılların sonunda söylediği “Sokaklar yürümekle aşınmaz” sözü de en az Konuşan Türkiye sözü kadar hafızalarda iz bırakmıştır. 
Konuşmak demokrasilerin can suyudur. Demokrasiler konuşmalarla ve farklı görüşleri ortaya koymakla olgunlaşırlar. 
Ancak demokrasiler sadece konuşmakla gelişemezler, dinlemeye tahammül etmek gibi küçük bir ayrıntıyı da çok önemser demokrasiler. 
İktidar konuşmaktan çok dinleme yeridir. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık