• 22 Eylül 2012, Cumartesi 9:58
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

KANIKSAMAK
 Türk Dil Kurumu kanıksamayı; Çok tekrarlanma sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak olarak tanımlıyor. 
Her gün ülkemizin bir bölgesinden 10 a yakın şehit haberi alıyoruz. Artık kanıksadık. Çok tekrarlandığı için etkilenmiyoruz. Yani alıştık! 
Eskiden şehit cenazeleri daha farklı olurdu. Bir siyasi partimiz şehit cenazelerini âdete sahiplenmiş gibiydi. Ülkeyi yönetenler bu duruma “ Şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapıyorlar” deyince artık onlar da bu sahiplenmeden vazgeçtiler. 
Yine tutukluğun cezaya dönüşmesini de kanıksadık. Uzun tutukluluk sürelerine alıştık. 
İlk yıllar herkes tepki gösterirdi, tutukluların tutulduğu o meşhur cezaevinin bahçesine çadırlar kurar günlerce o çadırlarda kalınırdı.
Bir siyasi partimiz o tutukluları özellikle sahiplenmişti, duruşmalarını hiç kaçırmazdı. En azından konuyu gündemde tutardı. Uzun tutukluluğu da kanıksadık.
Yine tutuklu milletvekillerinin durumuna da alıştık. 
Meclise de girdik, yemin de ettik!
Bölgemizden de bir örnek verelim:
Fındık fiyatının 4,2 TL olmasını da kanıksadık. Fiskobirlik'in devre dışı bırakılmasını da… Aman Allah'ım, neydi o Ordu mitingi!...
Özetle neleri kanıksamadık ki?
Oysa kanıksamak demokrasinin baş düşmanıdır. Doğru yanlış her şeyi kanıksayan toplumlarda bir sür sonra demokrasinin fiilen varlığı tartışma konusu olacaktır. İster yönetimin liderine duyulan sevgi, saygı ve hayranlıktan olsun; ister başka nedenlerle her şeyi kabulleniyor olmak o liderin de demokrasi anlayışını etkileyecektir. 
Yaptıklarının toplum tarafından beğenildiğini düşünerek bazı konularda yanılmasına neden olacaktır. Her gün 10 a yakın şehit verilmesinin toplum tarafından normal karşılandığını düşünecek, uzun tutukluluk sürelerinden halkın rahatsız olmadığını zannedecektir.
Fındık fiyatının 4,2 TL olmasından fındıkçının şikâyetçi olmadığını düşünecektir.
Oysa demokrasi aynı zamanda tepkilerin de olduğu bir yönetim şeklidir.
Toplumun olumlu olumsuz her şeyi kanıksamasını idareciler “ Ülkede istikrar ve huzur var” diye tanımlayacaklardır. Hayır! Asıl korkulması gereken bu aşırı kanıksamalardır.
Bu ürküten sessizlik hiç de hayra alamet değildir. 
Bu tablodan ya iyice içine kapanmış, bastırılmış bir toplum ya da bir süre sonra kanıksadığı her şeyi yeniden sorgulayan bir sosyal anlayış ortaya çıkar. Her ikisi de demokrasi adına ve toplumsal değişimler bakımından sonuçları basite indirgenecek kadar masum olmayabilir.
Fiilen demokrasiyle yönetilen ülkelerde bireyden toplumsal yapılanmalara kadar her kişi ve kurumun yönetimle ilgili görüş açıklama ve yasalar dâhilinde tepki verme hakkı vardır. Yönetenlerin de bu görüşlere ve tepkilere saygılı olma zorunluluğu vardır.
Kurbağa benzetmesini bilirsiniz: 
Kaynayan bir kazan suya atılan kurbağa canını kurtarmak için derhal geriye sıçrayacaktır.
Ancak kurbağayı önceden soğuk suya koyup o suyu yavaş yavaş ısıtarak kaynatırsanız, kurbağanın hiçbir tepki vermeden bir sür sonra kaynayan suda kaynayıp gittiğini görürsünüz. 
Kanıksamanın da benzer sonuçlar doğuracağından korkulur. 
Toplumları tepkisizleştirmek de bir yönetim şeklidir. Ancak nereye kadar gideceğini kestirmek kolay değildir. Hele biraz da demokrasi kültürü gelişebilirse!...

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık