• 11 Eylül 2013, Çarşamba 9:49
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

İSTANBUL TRAFİĞİ VE ORTA DOĞU
 Öyle anlatırlar: İstanbul'un karmaşık trafiğine çözüm bulmak için Japonya'ya müracaat etmiş Türkiye… Sizin karmaşık işlere aklınız daha iyi eriyor, şu bizim İstanbul'un trafiğine bir çözüm bulabilir misiniz demişler.
Bu teklife “ Hay hay” diyen Japonya hükümeti teknik bir heyet oluşturarak İstanbul'a göndermiş. Teknik heyet öncelikle İstanbul trafiğinin mevcut akışını görmek ve bir çözüm üretmek amacıyla şehri bir gezmek istemişler. 
Biz diyelim bir hafta siz deyin on gün; Japonlar İstanbul'u karış karış gezmişler. Ve şöyle bir rapor yazmışlar: 
“ İstanbul'da bu şartlar altında ve bu trafik akışıyla bir yerden bir yere gitmek teknik anlamda mümkün değil. Ancak buna rağmen insanlar bir yerden bir yere gidebiliyorlarsa hiç ellemeyin, daha karmaşık hale getirirsiniz.”
Orta Doğu'yla ilgili her gelişme bana bu anlatıyı hatırlatır. Orta Doğu'yu her ellediğinizde işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyorsunuz. O bölgeyle ilgili her konuda üretilen çözüm modelleri sorunu daha da büyütüyor maalesef!
Belki de dışarıdan hiç karışılmasa bu kadar insan ölmeyecek.
Dışarıdan yapılan her müdahale akan kanı azaltmıyor, aksine artırıyor.
Bu Orta Doğu denilen bölgenin sorunları her ne hikmetse herkesi rahatsız ediyor. Herkes bu bölgede yaşanan sorunlara çözüm arayışı içinde! Orta Doğu'nun derdi herkesi geriyor. Herkes durumdan vazife çıkarma peşinde. Herkes olaya el atma telaşı içinde. Herkes kendisini sorumlu hissediyor.
Ancak her defasında insanlar ölüyor, akan kan artıyor. Sorunlar azalacağı yerde çığ gibi büyüyor. O zaman bırakın da kendi hallerine yaşayıp gitsinler. Bundan önce nasıl yaşıyorlarsa bundan sonra da öyle yaşasınlar. Her müdahale işi daha karmaşık hale getiriyor. 
Bizim çocukluğumuzda hangi sorunlar varsa bu gün de aynı sorunlar var. Biz Orta Doğu'daki savaş haberleriyle gözlerimizi dünyaya açtık. Büyüklerimiz radyodan o bölgede yaşanan çatışmaları dinlerdi.
Aklımda kalan bazı isimler var: Golan Tepeleri, Filistin Kurtuluş Örgütü, Yaser Arafat gibi… 
Askerlik yaptığımız yıllardan Mısır Cumhur Başkanı Enver Sedat'ın İsrail'le yaptığı barış görüşmelerini hatırlıyoruz. Bu görüşmeler Enver Sedat'a 1978 Nobel Barış Ödülünü kazandıracaktır.
Sonraki yılları da hep savaşlarla hatırlıyoruz. İran Irak savaşı, İran ABD gerginliği, Suriye iç savaşları, Kuveyt'in işgali ve Irak… Bugün ise meşhur baharlar!
Her defasında öldürülen binlerce, yüz binlerce ve toplamda milyonlarca insan. Akan kan! 
Peki bunca insan hayatına karşılık elde edilenleri söyleyebilir misiniz? Sorunlar devam edecekse milyonlarca insan neden ölüyor, neden bu kadar insanın kanı akıtılıyor? 
Sorunlar çözülecekse hadi milyonlarca insanın kurban edilişini anlamaya çalışalım; ama sorunlar çözülemiyorsa hâlâ insanların ölmesini esas alan müdahalelerin bir anlamı var mı? 
Bugün Mısır'da her gün onlarca insan ölüyor. Suriye'de de öyle. Irak'ta ABD işgalinde milyonlarca insan öldü. Sorunlar çözülebildi mi?
Buna rağmen ortaya atılan önerilere bakar mısınız? Bu ülkelere dış müdahale şart… Hem de kısmi müdahale falan değil, tam müdahale… Yine binlerce insan ölecek. 
Efendim, bu ülkelerde zalim ve diktatör yönetimler varmış, bunlar halkına zulüm yapıyorlarmış. Bunlar bugün ortaya çıkmadı ki, hepsiyle geçmişte iyi ilişkileri vardı bugün onlara diktatör ve zalim diyenlerin, bu gün ne değişti ki!
O bölgeyle ilgili bizim bilmediğimiz başka gerçekler olmalı ki bu sorun yüz yıllardır sürüyor. Bunca dış müdahaleye rağmen…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık