• 13 Nisan 2017, Perşembe 8:56
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

HERKESİN KATILDIĞI BİR YÖNETİM
 Her siyasi görüşün, her dini inancın, her etnik kimliğin, her sosyal yapının, her kültürel varlığın; kısaca her grubun oranı ölçüsünde yer aldığı bir yönetim şekli yok mudur?
Adının, tanımının hiç önemi yok; yeter ki o toplumda yer alan her birim o toplumun yönetiminde de yer alsın! Nüfusu oranında, oy çokluğu oranında…
Belki bir kişiyle, belki de yüz kişiyle.
Siyasi görüşü farklı olabilir.
İnancı değişik olabilir.
Sosyal ve kültürel yapısı diğerleri gibi olmayabilir.
Etnik kimliğini farklı ifade edebilir…
Sonuçta o toplumda diğerleriyle birlikte yaşıyorsa o toplumun yönetiminde yer alabilmeli. Fikir üretebilmeli, toplumsal beklentilerinin gerçekleşmesi için uğraşabilmeli.
Toplumdaki varlıksal oranı yönetime yansımalı.
Çoğulcu bir yönetim kadrosu oluşmalı.
Toplumsal çatışmalar ancak bu yönetim modeliyle ortadan kalkabilir.
Kalkabilir, ancak dünyamız hızla bu yönetim şeklinden uzaklaşıyor.
Ülkemiz de… İstikrar diye diye bu çoğulculuğu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.
Güçlü iktidar ve istikrarlı hükümet! Nasıl olacak?
Bir siyasi görüşün baskın bir yönetimle diğer grupları idare ediyor olması mı?
Mesela seçmen oylarının yüzde 35'iyle meclisin yüzde 65 ini ele geçirmek gibi.
Yüzde 10'luk seçim barajıyla diğer her türlü görüşün yönetimde yer almasını engellemek gibi mi? Diğer grupların yönetimde temsil hakları ne olacak!
Onları yok sayacağız, öyle mi?
Efendim koalisyonlar olurmuş… Elbette koalisyonlar olacak. Diğer görüşler de yönetimde temsil edilecekler. Onlar bu ülkenin asli unsurları değil mi?
Onların da siyasi görüşleri, kültürel değerleri, inançları gibi önem verdikleri ihtiyaçlarının karşılanması gibi bir beklentilerinin olması normal değil mi?
Yönetimde yer alamazlarsa buların gerçeklemesini nasıl sağlayabilirler?
Baskın çoğunluğun insafına mı bakacaklar?
Ülke yönetiminde koalisyonların olması neden bu kadar kötü olsun ki!
Gündelik hayatlarında birlikte yaşayanların ülke yönetiminde de bu birlikteliği sürdürmelerinin ne sakıncası olabilir? Birlikte yaşıyorsak birlikte de yönetebiliriz.
Hepimiz aynı ülkenin insanları değil miyiz? Hepimiz ülkemiz için çalışmıyor muyuz?
Birinin diğerini ezmediği, dışlamadığı, yok saymadığı, görmemezlikten gelmediği bir yönetim şekli çok mu lüks? Dünya buna hazır değil mi yoksa…
Ülkeler bu yönetim şeklini taşıyamazlar mı?
Kardeş kardeş yaşadığımız ülkeyi kardeş kardeş yöneteceğiz.
Hayır; o zaman istikrar olmazmış! İstikrar var dediğiniz günleri de yaşadık hamdolsun! Toplumsal kaoslarla uğraşa uğraşa… Demek ki istikrar da yetmiyormuş toplumsal barışı tesis etmek için! Başka bir şeye ihtiyaç var.
Sorun istikrarda değil, sorun uzlaşma kültüründe. Yönetim masasında belli oranda herkes olacak. Evet, koalisyon olacak… Ülkeyi uzlaşarak yöneteceğiz. Herkesin katıldığı bir yönetim olacak.
Toplum bunun özlemini çekerken daha bireysel bir yönetime doğru sürükleniyoruz. Çoğulculuktan bireyselliğe geçiş,; güçlü iktidar, muktedir yönetim… Her şeyi bildiğini zannettiğimiz bir avuç insanın ortaya koyduğu bir yönetim!
Güçlü bir siyasi yapının diğer grupları çok da önemsemediği bir anlayış!
Korkulur ki bugüne kadar toplumsal sorunları ortadan kaldıramayan bu yönetim şekli toplumsal birlikteliği ayrıştırmadan öteye geçemeyecektir.
Bu öngörülerimizde yanılmış olmayı isteriz Türkiye'miz adına.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık