• 18 Mart 2014, Salı 10:25
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

GÜNDEM ERGENEKON
 Ergenekon tutuklularının tahliye edilmesiyle ülke gündemi bu konuya yoğunlaştı. Dava devam etse de toplumum hassasiyet gösterdiği isimler artık özgürler.
Gözaltına alınmaları ve tutuklanmalarını insanlar ne kadar tuhaf buldularsa tahliye edilmelerini de o kadar tuhaf buluyorlar. Yani bir düğmeye basılarak tutuklanmaları sağlandığı gibi bir düğmeye basılarak da serbest kaldılar. 
Ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılacak kadar ağır suçlar işlediği iddia edilenler hiçbir şey olmamış gibi dışarıdan yargılanacaklar. Bu iki değerlendirmeye bakıldığında dehşet verici bir tutarsızlıkla karşı karşıyayız.
Yassıada'da görülen 27 Mayıs 1960 davalarının savcısı Salim Başol'un o günlerde mahkeme kararlarıyla ilgili “ Sizi buraya tıkan kuvvet öyle istiyor” dediği söylenir. Bütün bu tartışmalar arasında nedense hep bu sözü hatırlıyorum.
Bir kuvvet Ergenekoncu denilenleri Silivri'ye tıktı, yine aynı kuvvet Silivri'den çıkardı öyle mi? Görünüm öyle!
Peki; bir kuvvet içeri tıkıyor, sonra aynı kuvvet çıkartıyorsa hukuk bunun neresinde?
Bu boyutta ortaya konulan siyasi davalarda hukukun olup olmadığını hukukçular tartışıyorlar zaten. 
Siyaset, kendisi için tehdit olarak algıladığı güçleri yasal düzenlemelerle oluşturduğu özel yetkili mahkemeler aracılığıyla içeri tıkıyor; tehdit algısının sona erdiğine kanaat getirdiğinde de yine o özel yetkili mahkemeleri yasal düzenlemelerle ortadan kaldırarak sözde hukuki bir meşruiyet izlenimi yaratıyor. 
Türkiye'de özel yetkili mahkemeler neden kuruldu ve şimdi, neden kaldırıldı? Amaç neydi? Amaca ulaşılmış olacak ki kaldırıldı.
Şu anda tahliye edilenlerin iki hukuki açıklaması var. Birincisi Ergenekon tutukluları için 15 günde yazılması gereken gerekçeli karar 7 aydır yazılmamış. İkincisi de tutukluluk süresini 5 yıla indiren yasa değişikliği.
 Neden 15 günde yazılması gereken gerekçeli karar 7 ayda yazılmaz? Sonra neden bu dava 5 yılda karara bağlanmaz? Onun da iki nedeni olmalı ya elde toplum vicdanını tatmin edecek kadar güçlü ve anlaşılır deliller yoktur ya da mahkemeler ipe un sermişlerdir!
Görünüşe bakılırsa başka bir nedeni daha olmalı, o da bir açık kapı bırakma düşüncesi… Sanki o yapılmış! Yani onları içeri tıkan kuvvet 5 yıllık hapis cezasını baştan kesmiş de o günün gelmesini bekliyormuş gibi… 5 yıl dolduğunda kapıları açıverdi.
Herkes birbirine Ergenekon Davası çöktü mü diye soruyor. Ergenekon'u yok mu sayacağız? O insanlar yaka paça içeriye boşuna mı alındı? Bu kadar süre boşuna mı yattılar? 
Zaten baştan bu yana toplum ikiye ayrılmıştı. Ergenekon var diyenler, Ergenekon yok diyenler. Siyasiler de ikiye ayrılmıştı; Başbakan Erdoğan Ergenekon'un savcısıydı, Baykal da avukatı… 
Ergenekon yok diyenler için Ergenekon çökmüştür. Var diyenler ise hâlâ davanın sürdüğünü savunuyorlar. Sanıkların beraat etmediğini söylüyorlar.
Aslında Ergenekon'un varlığı ya da yokluğu çok da önemli değildi. Önemli olan, toplumu ayrıştıran davanın sürdürülüş biçimiydi. Bu süreçte her kesimin aklında bir soru işareti vardı. Bu soru işaretini hukuk kaldıracaktı ama olmadı. 
Türkiye ülke olarak bu davanın altından kalkamadı. Özel yetkili hâkim ve mahkemelerin baktığı siyasi davalardan hukuki bir sonuç beklemek mümkün değildir. Bu da öyle oldu. 
Tutukluların serbest kalmasına elbette sevindik ancak ülkemiz hukuk sisteminin böylesine tartışılır hale gelmesine diyecek söz bulamıyoruz. Dilimizden düşürmediğimiz hukukun üstünlüğü kavramının bu çağda bu kadar tartışılır olmasına bir anlam veremiyoruz.
Hukuki konuların böylesine siyalaşmasını ülkemize yakıştıramıyoruz.     

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık