• 12 Ocak 2013, Cumartesi 11:14
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

GİRESUN KALESİ'NE CAMİ YAPMAK
 İstanbul Çamlıca' ya cami yapılmasının tartışıldığı günlerde Giresun Kalesi'ne de bir cami yapılması gündem olmuştu Giresun'da. Yerel gazetelerde bu türde açıklamalar haber olarak yer almıştı.
Giresun'un İstanbul'dan neyi eksikti? Giresun Kalesi'nin Çamlıca' dan geri kalır yanı mı vardı?
Bu tartışmaların yapıldığı günlerde Kale'ye cami yapılsın mı yapılmasın mı tartışmasına katılmak yürek isterdi. Yapılsın demek işin kolayına kaçmaktı: Kale'ye cami yapılmasının değişik açılardan ne kadar gerekli olup olmadığı konusunda görüş açıklamak “ Camiye karşı olmak” gibi ateşten bir çemberin içinde yer almaktı. 
Bunun için de konuyu tartışmak herkesin harcı değildi.
Bir bölgeye, bir beldeye, bir yerleşim yerine cami yapmanın kriterleri nedir?
Öncelikle bir ihtiyacın ortaya çıkmasıdır. Yani o bölgede yaşayan insanların topluca ibadet yapmaları için bir dini mekâna ihtiyaç duyulmalarıdır. 
Başka; bir diğer etken de o bölgeye, o beldeye bir mühür vurmaktır. Bunu tarih boyunca gördüğümüz gibi bu günde yaşamaktayız. 
Hatta bunu sadece cami olarak sınırlandırmamız da pek doğru olmayacaktır. Diğer dinlere mensup inanç sahipleri de bir bölgeye damgalarını vurmak için öncelikle ibadethanelerini yaparlar. Hem de en muhteşem şekilde…
Kendilerinden önce yapılmış ibadethaneleri de yıkarak yerle bir ederler veya kendi dinlerine göre düzenleme yaparlar.
Bu bir bölgeye damga vurmak için yapılan camiler bir ibadethane yapılması ihtiyacından daha önemli olmuştur tarih boyunca.
Fatih İstanbul'u aldığında fethin sembolü olarak Ayasofya Kilise'ni camiye çevirmiştir. Trabzon Orta Hisar Camisi de böyle bir dönüştürmeyle oluşturulmuştur.
Kıbrıs'ı 1571 yılında fetheden Lala Mustafa Paşa da Lefkoşa ve Gazi Magosa'da iki katedrali o yıllarda camiye çevirmiş ve bugün de cami olarak hizmet vermektedir.
Yine 1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında kuzeyde kalan köy ve beldelerde bulunan kiliseler yanlarına minare yapılarak camiye dönüştürülmüştür.
Daha yakın tarihte Balkanlar'da Osmanlının damgasını kazımak için camilerin nasıl yerle bir edildiğini biliyoruz. Öte yandan Avrupa ülkelerine çalışmaya giden Türklerin en kısa sürede o ülkelere camiler yaptırdığını ve yaptırmaya da devam ettiklerini de biliyoruz. 
Bu camiler öncelikle bir ihtiyaçtan doğmaktadır ancak bu eserlerin aynı zamanda o kıtaya bir damga vurduğunu söylemeden geçemeyiz.
Bir ülkeye saldıran düşmanların öncelikle dini yapılara zarar verdiğini, camileri bombaladığını; Kurtuluş Savaşı öncesinde ülkemizi işgal eden düşman askerlerinin Anadolu'da camileri yaktıklarını biliyoruz. Bunu insanlar ibadet etmesin diye bombalamıyorlar. Bir güç ve üstünlük gösterisi için yapıyorlar.
Bu açıdan bakıldığında cami yaptırmanın tartışılmasız bir gereklilik olduğunu düşünüyorum, ancak ülkemiz içinde böyle bir kaygının yaşandığını fikrinde değilim. Biz bu topraklarda ancak fiziki bir ihtiyaç oluştuğunda cami yapımına gerek görürüz. 
Mührümüzü vurmaya gelince; bin yıldır yurt olarak yaşadığımız Anadolu'ya ve Karadeniz' e mührümüzü vurup vurmadığımızdan kuşkuluysak bunu Çamlıca' ya veya Giresun Kalesi'ne cami yaptırarak sağlayamayız.
Son olarak Kale'ye cami yapılması yerine mescit yapılmasına karar verildiğini okudum gazetelerden. Doğrusu da bu olmalı.
Kale'de insanların ibadetlerini yapacak bir dini mekâna ihtiyaçları varsa bu ihtiyaç mutlaka giderilmeli ancak ihtiyaç duyulduğu kadarıyla.       

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık