• 17 Temmuz 2019, Çarşamba 17:04
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

ERGENEKON ÇÖKTÜ

Yıllar önce fiilen çöken Ergenekon davası hukuken de çöktü ve sürecin sonuna gelindi. Ergenekon sanıkları beraat ettiler. 
Başladığı günden beri kurgu olduğu apaçık belli olan bu süreç kişilere, kurum ve kuruluşlara, millete, devlete ve ülkeye akıl almayacak zararlar verdi. Bugün 12 yılın sonunda yargı böyle bir terör örgütünün olmadığına ve bu örgütle bağlantıları olduğu öne sürülen kişilerin beraatına karar verdi.
Ama kayıpları geri getirmenin mümkün olmadığı da gün gibi ortada! 
Kurgu olduğu apaçık belli olan bu süreçte çok canlar yandı ve çok canlar da kaybedildi. Sürecin her aşamasında davayı destekleyen yönetim keşke önyargıdan uzak ve daha gerçekçi olabilseydi.
Keşke muhalefeti dinleme yönünde biraz cesur olabilseydi.
Keşke savcı olma yerine tarafsız bir hakem olabilseydi.
Önce Silivri'ye kapısında kampüs yazan bir cezaevi yapıldı. Sonra da kadrosu belirlenmiş bir gazete kuruldu. Sonra da bu gazeteye asılsız ihbarlar gönderilerek manşetler attırıldı. Kurgunun içinde yer alan savcılar bu haberleri ihbar kabul ederek soruşturma başlattılar. Yine kurgunun içinde yer alan emniyet güçleri suçlanan kişileri sabahın üçünde dördünde yataklarından kaldırıp savcının karşısına diktiler. 
Bu aşamadan sonra kurgunun ikinci bölümü devreye girdi. Kurgunun bir parçası olan savcılar getirilen kişileri tutuklama istemiyle mahkemelere gönderdiler. Ve neredeyse her gelen kişi tutuklanarak Silivri'ye gönderildi.
Hani derle ya gidiş o gidiş!
Güya Ergenekon diye bir terör örgütü varmış da, darbe yapma hazırlığı içindeymiş de, bunlar da darbenin asker, iş adamı, gazeteci ve bilmem ne kollarıymış!... Araziye silah gömmüşler de darbede bu silahları kullanacaklarmış falan filan!
Falan filan diyoruz, çünkü artık bunun gerçekten bir falan filan olduğu yargı kararıyla kanıtlandı. O davanın gerçek savcısı bugün kaçak ve aranıyor.
Bütün bunlar olurken; generaller, gazeteciler, işadamları, akademisyenler tutuklanıp Silivri'ye doldurulurken hükümet adeta alkış tutuyordu. Muhalefet partileri ve ülkenin bir bölüm insanı ”Bu kadar da olmaz ki” derken, yönetim “ Bir ettikleri var ki oradalar” diyecek kadar pişkin davranıyordu.
Hatta yönetimin başkanı “Ben bu davanın savcısıyım” diyebiliyordu.
Güneydoğu'da terör bölgesinde yan yana fotoğraf çektirdikleri Genel Kurmay Başkanı Ergenekon dosyası kapsamında tutuklanırken “O yargının işi” diyecek kadar rahat olabiliyordu. MİT Başkanı için bir gecede “Başbakanın izni alınmadan soruşturma açılamaz” diye yasa çıkartırken Genel Kurmay Başkanı için aynı hassasiyeti göstermiyordu.
Muhalefet lideri “Nerde bu Ergenekon, gidip üye olacağım” diye ironi yaparken yönetim işin ciddiyetinin farkında değilmiş izlenimi veriyordu. Türkiye bağırsaklarını temizliyor diyen mi istersiniz,  vesayet kalkıyor diyen mi istersiniz!
Hükümet bu anlamda hiçbir zaman bir yanlışlık yapılabileceğini düşünmedi. Acaba, demedi. O da bilerek ya da bilmeyerek bu kurgunun içinde yer aldı. Her ne kadar sonradan kandırıldık dese de olanlar olmuş, ölenler ölmüştü. 
Türkiye çok acılar yaşadı bu süreçte.
Ve geldiğimiz noktada bütün bunların bir düzmece olduğu yargı kararıyla da tescillendi. Çoğu insanın önü kesildi. Çanına kıyanlar, cezaevinde hastalanıp ölenler oldu.
Şimdi Türkiye bu acıların vicdan azabıyla yaşanmaya çalışacak.
Devlet yüklü miktarda tazminatlar ödeyecek. Bu tazminatlar yaşanan acıları hafifletmeyecek. Türkiye'nin tarih boyunca böyle zorlu bir süreci yaşamış olma gerçeğini değiştirmeyecek. 
Ve tarih bu süreci çok kötü yöneten idarecileri asla affetmeyecek. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık