• 09 Ekim 2012, Salı 9:38
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ
 Geçen hafta sonu hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kongresi vardı. Kongreyle ilgili en kayda değer gelişme bazı basın kuruluşlarının salona alınmayışı oldu. Gerisi olağan gelişmeler olarak değerlendirildi.
Daha sonra, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığına yeniden seçilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bazı gazete temsilcilerinin kongre salonuna neden alınmadığı konusunda bir açıklama yaptı. 
“Mecbur muyum?” dedi. “ Her gün her türlü hakareti yapacaksın, yalan yanlış her türlü her şeyi yazacaksın, söyleyeceksin ve buna rağmen biz yine davet edeceğiz. Yok, böyle 25 kuruşa simit ya! Neymiş, basına, medyaya engel konulmazmış. Doğru, konulmaz; biz zaten koymuyoruz, öyle bir derdimiz yok”
İstanbul gazetelerinden birisi bu açıklamaya genişçe yer verdi. Başbakan'ın basına bakışını görmek açısından o gazeteden şu alıntıyı yapmak istiyorum.
“ O medya bize saygısızlık ettiği zaman, bize yalan yanlış her gün küfür yağdırdığı zaman ona haddini bildirmek de bizim cevabımızdır. Onlar bu ülkenin Başbakanı'nı revz edecek, kendilerine göre ifadeler kullanacak, hatta attığımız her hayırlı adımı kalkıp ta ağza gelmeyecek ifadelerle değerlendirirken buna kimsenin sesi çıkmayacak…”
Bu ifadelerle devam eden bir açıklama…
Burada anahtar kelime Başbakan'a göre hayırlı adımların ağza gelmeyecek ifadelerle değerlendirilmesi… Sonra; hakaret ve küfür… Ve yalan yanlış her türlü şeyin yazılması.
Bu açıklamada biraz abartı görüyorum. Hakaret ve küfür, yalan yanlış yazılan haberlerle ilgili yasaların taraflara tanıdığı haklar ortadadır. Zaman zaman Başbakan'ın bu konunda davalar açtığını da biliyoruz. 
Ama sorun Başbakan'a göre hayırlı sayılan adımların o gazeteler tarafından eleştirilmesi sorunu… Başbakan dikensiz gül bahçesi istiyor. Kaldı ki o hayırlı adımların bazılarının o kadar da hayırlı olmadığını sonradan kendileri de gördüler. 
O kongreye alınmayan gazetelerin isimlerini de biliyoruz. Genel yayın politikaları itibariyle hükümeti ve Başbakan'ı eleştiren yayınlar yapıyorlar. Ancak o kadar da güçlü değiller. Günlük baskı ve okuyucu sayıları belli… 
Hükümet uygulamalarını yere göğe sığdıramayanların yanında esameleri okunmaz. 
Başbakanı' ı öve öve bitiremeyenlerin yanında devede kulak kalırlar.
Ama Başbakan onu da istemiyor. İlla da dikensiz gül bahçesi olacak.
Bu gazeteler bu kadar etkili olsalardı, seçmenleri etkiler ve hükümetin oyunu azaltarak zora sokardı. Böyle bir şey de yok. Onlar da kendilerince hayırlı gördüklerini yazıyorlar. Onları da dinlemek demokrasinin bir gereği değil midir?
Bu ülkede halkın yarısı Başbakan'ın patisine oy verdiyse kalan yarısı da vermedi. O kalan yarısı o hayırlı dediğiniz adımları onaylamıyolar. Bunu da gazeteli aracılığıyla dile getiriyorlar. Hükümete açık destek veren onlarca gazete ve televizyonun yanında birkaç tane de muhalefet eden gazete ve televizyon var. 
Bunların üzeride bu kadar durmanın gereği ne?
Elbette hakaret eden, küfreden, yalan yanlış yazanlarla her hukuk devletinde olduğu gibi mücadele etmenin yöntemleri bellidir. Ona diyecek sözümüz olamaz ancak geçmişte eleştirdiğiniz uygulamaları siz yaparsanız geçmişin haklılığına destek olmuş olursunuz.
Bir de bu ülkede o kadar çok gazete okunmuyor, korkmayın. Okunsaydı ve o yazılanlar dikkate alınsaydı siyasi tablo bu olmazdı.
Dikensiz gül bahçesi beklentisine gelince, o olmayacak!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık