• 05 Şubat 2020, Çarşamba 16:34
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

DEPREM KADER MİDİR?

Her deprem sonrası ülkemizde bu tartışılır; deprem kader midir?
Belki bir deprem coğrafyasında yaşıyor olmak kader olabilir ancak deprem gerçeğine karşı önlem alamayıştan kaynaklanan ölümler kader olamaz.
Buna kader demek kolaycılıktır. 
Aslında bu gibi durumlarda “sükût ikrardandır” diyerek susmak en doğrusudur.
Elazığ depremi yıllardır konuştuklarımızı tekrar konuşmamıza vesile oldu.
Bir yığın laf, hepsi o kadar! Bir gerçek var ki lafla peynir gemisi yürümüyor.
Televizyonlara o bilim adamlarını niye çıkartıyorsunuz ki? Kime konuşuyor onlar? Ortaya koydukları bilimsel gerçekleri ülkeyi yönetenler ne kadar dikkate alıyorlar? 1999 depreminden sonra 20 yıl geçti; ne değişti bu ülkede? Aynı tas aynı hamam değil mi?
Kafalar aynı kafa değil mi?
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir! Tamam da hiç mi ders almayacağız bu olanlardan?
Bilimsel bir gerçek var; Türkiye bir deprem coğrafyasında… Bunu da zaman zaman canlarımızla ve mallarımızla kayıplar vererek hatırlatıyor insanlarımıza. Son yıllarda daha sık haber veriyor kendisinden. Çok insanımız öldü depremlerde. 
Teröre bu kadar şehit vermedik. 
Devlet olarak teröre karşı aldığımız önlemleri depreme karşı alabildik mi?
Bu ülkede deprem sonrası ortaya çıkan milli ve manevi ruh muhteşem! Birlik ve beraberlik içinde yapılan her türlü yardımlaşma ve dayanışma kusursuz. Dünyanın bir başka yerinde örneği yok belki, ancak bunu yaparken; neden her depremde onlarca, yüzlerce insanımızın öldüğünü de sorgulamak zorundayız.
Ülke olarak deprem sonrası yaptığımız harcamayı deprem öncesi yapabilsek ekonomik olarak daha kazançlı olduğumuzu göreceğiz. Hem de insanlarımız ölmeden ve binalarımız yerle bir olmadan.
Şunda anlaşmak zorundayız; Türkiye bir deprem coğrafyası.
Ve bu coğrafyada depreme dayanıklı yapılar yapmak zorundayız.
Devlet hem teşvik hem de denetleme anlamında bu yapıların yapılmasını sağlamak zorunda. Bu ülke de milyonlarca aile kerpiç yapılarda ve gecekondularda yaşıyor. Deprem de en fazla onları öldürüyor. Deprem en çok da onların kaderi oluyor.
Kim istemez ki depreme karşı kale gibi sağlam yapılarda yaşamayı!
Ama gel gör ki insanlarımızın ekonomik güçleri böyle yapılar yapmaya yetmiyor.
Ekonomisi yeterli olmayanlar da derme çatma yapılar yapıyorlar aileleri için.
Bu yapıları teknik anlamda denetlemeye kalksanız ülke nüfusunun yarısı açıkta kalır.
O zaman görmeyiverin gitsin deniyor işte. İmar affı ne demek? Tekniğine uygun olmayan ve ruhsatsız yapıları para karşılığında yasal konuma getirmek değil mi? 
İnşaatın temel taşıyıcısı olan demir ve çimentonun bu kadar pahallı olması şart mı? KDV'sinin bu kadar yüksek olması çok mu gerekli? Devlet teşvik anlamında bu vergiyi almasa batar mı? Deprem sonrası daha fazla para harcamıyor muyuz?
Deprem nasıl bir bilimsel gerçekse depreme dayanıklı yapılar yapmak da aynı oranda bilimsel bir gerçektir. Öyle tuğlayı tuğlanın üstüne koymakla bu iş olmuyor.
Türkiye'de inşaat ve yapı malzemeleri çok pahallı… Asgari ücretlinin, memurun, emeklinin, çiftçinin, köylünün ve kısaca nüfusun yüzde 80 inin bu pahallıkta depreme dayanıklı yapılar yapması mümkün değil.
Kentsel dönüşüm projeleri tamamen ranta dönüştüğü için hayata geçirilemiyor.
O zaman devlet depreme dayanıklı yapılar yapılması konusunda elini taşın altına koyacak. Yoksa başını taşın altına koyması kaçınılmazdır.
Türkiye insanının genel ekonomik gücüne uygun inşaat maliyetlerine yaklaşmak zorundayız. Laf üretmek yerine halkımızın gücüyle orantılı konutlar üretmek zorundayız.
Yoksa deprem yıkıntılarının başında yeni ağıtlar yakmaktan öteye gidemeyiz. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık