• 16 Temmuz 2013, Salı 9:10
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

DEMOKRASİ İKLİMİ
 Nasıl ki her canlı dünyanın her yerinde yetişmiyorsa demokrasi de dünyanın her ülkesinde hayata geçirilemiyor. Yani iklimi uyuşmuyor. Taşa tohum ekmek gibi bir şey.
Demokrasi için önce iklim elverişli olacak. 
Yani birey, birey olduğunun bilincinde olacak.
Ekonomik gelişmişliği olacak, eğitim düzeyi yüksek olacak. 
İnanç ve etnik anlamda özgür olacak. 
Demokrasinin ifade ettiği evrensel kavramları özümseyecek birey.
Kendisini yönetecek kadroyu seçerken yerel kavramlardan çok evrensel kavramları dikkate alacak. 
Kısaca demokrasi için o topraklarda öncelikle bir alt yapı olacak. İklim oluşacak, koşullar sağlanacak ve demokrasinin yetişebilirliği kendisini belli edecek.
Demokrasi iklimi olmazsa demokrasi de olmuyor. 
Olsun diye zorladığınızda yamuk yumuk bir şeyler ortaya çıkıyor.
Ülkemizin çevresi ateş çemberi… Ortadoğu kaynıyor. Kan gövdeyi götürüyor. Her gün değişik ülkelerde yüzlerce insan ölüyor. Ortalık toz duman, göz gözü görmüyor. 
Ve bütün bunlar demokrasi getirme adına yapılıyor. 
Birileri birilerine demokrasiyi dayatıyor. Sanki her ülke demokrasiyle yönetilmek zorundaymış gibi her ülkeye demokrasi getirme adına savaş açılıyor. 
Peki, bütün bunlara rağmen demokrasi geliyor mu? Hayır gelmiyor!
Çünkü bu ikimde demokrasi yetişmiyor. Çünkü bu coğrafyada birey birey olduğunun bilincinde değil. Çünkü bireylerin yeterli ekonomik güçleri yok ve eğitim seviyeleri de düşük.
Bırakalım da diktatörler tarafından mı yönetilsinler? 
Buradaki diktatör kavramı üzerinde durmak gerek. Kime göre diktatör? Ne zamandan beri diktatör? Neden sonra diktatör oluverdiler?
Bugün Ortadoğu ülkelerinde batılı anlamda bir demokrasi yok. Çoğu ülke diktatörlükle yönetiliyor. Buna rağmen dünya bunları tanıyor mu? Tanıyor. Diplomatik ilişki kuruyor mu? Kuruyor. Askeri ve ticari ilişkilerde bulunuyorlar mı? Bulunuyorlar.
Mesela Irak'ta Saddam Hüseyin uzun yıllar yönetimde bulundu. Onu sonradan diktatör ilan edenler bu süre içinde her türlü siyasi ve ticari ilişkilerde bulunanlar değil miydiler?
Sonra Libya ve Kaddafi; 50 yıl ülkesinin başında kaldı, kimse sen diktatörsün, seninle diplomatik ilişki kurmuyorum demedi. Bir sürü ticari ve askeri işbirlikleri gerçekleştirdikten sonra bin anda diktatör olduğunu fark ettiler.
Gelelim Suriye ve Esat'a: Ona da yakın tarihe kadar senin ülkende demokrasi yok, seni tanımıyoruz demediler. Her türlü diplomatik temasları gerçekleştirdiler; ticari, askeri ve ekonomik işbirliği içinde oldular. 
Hele Türkiye'nin o sarmaş dolaş halini görmeliydiniz. O gün diktatör olmayan yönetici bugün diktatör oluverdi. Öyle sarmaş dolaşken kimse Esat'ın ülkesinde demokrasi olup olmadığını sorgulamıyordu.
Şimdi gündem Mısır… Yıllardır Hüsnü Mübarek'le diplomatik ilişki içinde olan ülkeler bir anda Mübarek'in bir diktatör olduğunu fark ettiler. Sanırsınız ki vahiy geldi!
Diktatör Mübarek gitsin ve Mısır'a demokrasi gelsin. 
Diktatör Saddam gitsin ve Irak'a demokrasi gelsin.
Diktatör Kaddafi gitsin ve Libya'ya demokrasi gelsin. 
Gittiler ancak o ülkelere demokrasi gelmedi. 
Belki Esat de gidecek ancak onun ülkesine de demokrasi gelmeyecek. 
Çünkü demokrasinin iklimi yok o ülkelerde… İklimi olmayınca da demokrasi yeşeremiyor. Yeşerse de yamuk yumuk oluyor. 
Türkiye'de o iklim var mı? Tam olarak var olduğu söylenemez. Ancak 90 yıllık bir uğraşının sonucu olabilirliğini gösteren işaretler var.   

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık