• 02 Temmuz 2014, Çarşamba 9:51
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ
 Türkiye 12. cumhurbaşkanını seçecek. Hem de ilk defa halkın oylarıyla. 
Bunun ülke açısından iyi mi kötü mü olacağını kimse bilmiyor. Yaşayıp göreceğiz.
2007 yılında parlamentoda yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 vekilin oyunu alma zorunluluğu yorumu gündeme gelmeseydi hükümet cumhurbaşkanını halkın seçmesi yönünde düzenleme yapar mıydı? 
Bunu da kimse bilmiyor. 367 ile karşılaşan hükümet derhal bir karşı atak geliştirdi ve önemli çok önemli bir değişikliğe imza attı.
Biz o günlerde bunun, aceleyle alınmış bir karar olduğunu dile getirmiştik. Ani bir atakla, iyice analiz edilmeden, üzerinde yeterince çalışılmadan, toplumsal birliktelikle bağlantıları araştırılmadan, uygulamada yaşanılacak zorluklar hesap edilmeden, neler getirip neler götüreceğinin analizleri yapılmadan alınmış bir karar olduğunu düşünüyorduk.
Önümüzde bazılarına göre 5, bazılarına göre 7 yıl vardı; uzun bir zamandı ve o günlerde bu konuyla meşgul olmanın da bir gereği yoktu. Günü gelince ne olacaksa olacaktı.
Yine o günlerde bir başka bilinmeyen daha vardı. 
Başbakan Erdoğan bu süre içinde başkanlık yöntemini getirebilir miydi? Bunu tasarlamış olabilir miydi? Hesabını buna göre mi yapıyordu? 
Başkanlık yöntemine geçildiğinde cumhurbaşkanını halkın seçmesinin bir sorun yaşatmayacağı ortadaydı. Ama bir yanda yine halkın seçtiği başbakan diğer yanda yine halkın seçtiği cumhurbaşkanı… 
Bugün olduğu gibi ikisi aynı partiden seçildiğinde belki sorun olmayacaktı ama farklı partilerden seçildiklerinde milli iradeyi temsil eden kim olacaktı?
Alın size bal gibi iki başlılık! 
Bu yöntemin, ülkenizin varlığı sürdükçe devam edeceğini düşünün, her zaman nerede bulacaksınız aynı partiden başbakanı ve cumhurbaşkanını!
Peki Türkiye başkanlık sistemine geçer mi?
Bu konuda bazı yöneticilerimiz oldukça hevesli görünüyorlar. Konuyu ilk olarak Özal'ın gündeme getirdiğini biliyoruz. Ancak olmamıştı.
Sonra bu söyleme ara verildi. Şimdilerde ise yeniden konuşulmaya başlandı. Belki de Başbakan Erdoğan'ın kafasında baştan beri vardı da dile getirmemişti.
Çünkü Sayın Erdoğan'ın bu konuda iki açmazı var: Birincisi Özal,  Demirel ve Gül gibi başbakanlıktan sonra cumhurbaşkanı olmak istiyor ancak bugünkü cumhurbaşkanının konumunda olduğu gibi değil! Ülkeyi aktif olarak o yönetecek.
Öyleyse cumhurbaşkanından çok başkan olmalı!
Bu yönde girişimleri de olmadı değil. Geçen dönem anayasa değişikliği için yapılan çalışmalar iyi has giderken başkanlık yöntemine geçilmesi talebinin ortaya çıkmasıyla bir anda duruverdi. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Erdoğan'ı başkan yapmak gibi bir düşünceleri var. Bunu da o komisyonda dile getirince muhalefetin kabul etmeyişi çalışmaların sonu oldu.
Hükümetin yaşadığı bir başka çelişki daha var. Ülkeyi 12 yıldır yöneten bu hükümet bu yöntemle Türkiye'yi çok mükemmel yönettiklerini söylemiyorlar mı? Âdete uçurmuşlar memleketi! Pek ala başkanlık sistemi olmadan da ülke başarıyla yönetilebiliyormuş!
O zaman başkanlık sistemine ne gerek var ki? Bırakınız olduğu gibi kalsın!
Bunlar şimdilik tartışılan konular. Gelecekte nelerin ortaya çıkacağını kestiremesek de tartışacağımız pek çok konumuzun olacağını şimdiden söylemek hiç de zor olamayacaktır. 
Cumhurbaşkanlığı seçiminde hükümet istediği başarıyı elde edemezse yeniden cumhurbaşkanını parlamentonun seçmesi yöntemine dönebilir. Bunu yasal olarak yapması hiç de zor olmayacaktır.
Ama düşlediği başarıyı elde eder ve istediği kişiyi Cumhurbaşkanı seçtirebilirse başkanlık sistemine geçiş için elinden geleni yapacaktır. 
Türkiye'yi tartışmalı günler bekliyor.    

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık