• 20 Kasım 2019, Çarşamba 16:48
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

BU KADAR YÜREKTEN ÇAĞIRMA BENİ

Ümit Yaşar Oğuacan'ın bir şiirinden Rüştü Şardağ'ın rast makamında bestelediği; “Bu kadar yürekten çağırma beni, Bir gece ansızın gelebilirim” sözleriyle başlayan o içli şarkının bir gün siyasi bir söyleme dönüşeceği kimsenin aklına gelmemişti.
Yaşar Özel'in o tok sesinden dinlemeye alıştığımız şarkı şöyle devam ediyordu: “Beni bekliyorsan uyumamışsan, Sevinçten kapında ölebilirim…”
Biz bu şiirin ve şarkının bir mısrasını dilimize dolayarak dünyaya meydan okuduk.
Bir gece ansızın gelebilirim dedik ülkemizin güney sınırında ortaya çıkan gelişmeleri yorumlarken. Bunu önce söylem olarak dillendirdik sonra da Barış Pınarı adını verdiğimiz askeri harekâtla hayata geçirdik.
Gelişmeleri yaşadığımız için, o coğrafyada nelerin yaşandığını bildiğimiz için geriye dönüş yaparak olayların özetini tekrarlamaya gerek görmüyoruz. Bugünkü fotoğrafa bakmak ve çok basit bir değerlendirmeyle tarihe not düşmek istiyoruz.
Biz en başından beri bu coğrafyada, Kuzey Irak benzeri bir oluşumun gerçekleşmesi için bir savaşın başlatıldığını ve sürdüğünü düşünüyoruz. Bunun dışındaki söylemlerin hepsi boş laftır ve savaş manevrasıdır. Aldatmacadır ve uluslar arası siyasi taktiklerdir.
Türkiye, Suriye sınırında güvenli bir bölgenin oluşmasını istiyor. Ancak iki ülke; Amerika ve Rusya buna izin vermiyor. Çünkü her iki ülkenin de bu coğrafyadan çıkarları var. Onun için de bölgeyi kontrol eden terör örgütlerini kullanıyorlar.
Türkiye bu güvenli bölgeyi oluşturmak için bir askeri harekât başlattı. Bir gece ansızın gelebilirim söylemini hayata geçirmeye kalkıştı. Başarılı bir askeri girişimin önü söz konusu iki ülke tarafından siyasi anlamda kesildi. 
Durun, biz halledeceğiz dediler. Onların bir türlü terörist demediği grupları bu alanın dışına kaydıracağız dediler. Askeri harekâtı durdurun dediler. 
Hatta mutabakat yaptık Amerika'yla ve Rusya ile… Mutabakat denilince aklıma Dolmabahçe mutabakatı geliyor nedense! 
Türkiye de askeri operasyonlarına son verdi. Her şey konuşuldu ve iş tatlıya bağlandı. Her ne kadar Amerika'nın Türkiye'ye karşı aldığı hasımca kararlar olsa da!
Ancak Sayın Cumhurbaşkanı bölgenin teröristlerden temizlenmediğini söylüyor birçok konuşmasında. Kaldı ki bu temizliğin Türkiye açısından nasıl denetleneceği de ayrı bir soru işareti olarak dile getirilmişti zaten.  
Şimdi bu noktada Türkiye sessiz bir bekleyiş içinde sanki… Söz konusu coğrafyanın teröristlerden tamamen temizlendiğinden çok da emin değil ancak Barış Pınarı askeri harekâtına da devam etmiyor. 
Ortada ürkütücü bir sessizlik var. 
Belli ki o bölgeyi adı geçen o iki ülke kontrol ediyor. Bir tür kendi askerleri olan, resmiyette terörist dedikleri ancak liderlerini muhatap olarak davet edip görüştükleri grupları bu iki ülke sevk ve idare ediyor.
Biz de Türkiye olarak sınırımızdaki güvenlik sorununu çözdüğümüzü düşünüyoruz.
Yani, bir gece ansızın gittik ve her şeyi hallettik. Şairin dediği gibi, bizi kapıda bekleyen sevgilimizi görünce sevinçten ayaklarının dibinde ölüverdik!
Hep merhum Erbakan'ı hatırlarım böyle durumlarda; bu tür geçici çözümlere “Pansuman tedavisi” derdi rahmetli… Yaranın üstüne gazlı bez bağlamak gibi!
O bölgede biz ülke olarak istesek de istemesek de Kuzey Irak modeli bir devlet kuruluyor. Ve bu iş biraz gürültüye getiriliyor. Tarih tekerrür ediyor, Mehmet Akif'in dediği gibi; geçmişten ibret alınmadığı için.
Ve çok ilginçtir bu iki oluşum da Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiminde gerçekleşiyor. Yönetimin çok sert açıklamalarına rağmen…
Bir gece ansızın gidebilir miyiz” diyesi geliyor insanın! Ya da bir gece ansızın dönebilir miyiz?  


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık