• 24 Kasım 2016, Perşembe 7:55
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

BİZİM DE BİR CANAN'IMIZ OLMALI
 Her şey 1986 yılında Çernobil nükleer kazasının ardından televizyonda çay içen bir bakanla başladı. O günlerde, bu kazayla çayda radyasyon olduğu söylentileri yaygınlaşmış ve dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral ekranlara çıkıp seyircinin karşısında çay içerek “Çayda radyasyon yok” mesajı vermeye çalışmıştı.
Bugün bile, o günlerde bölgemizin yoğunluklu olarak radyasyon etkisinde kaldığı tartışmaları sürüyor. 
Prof. Dr. Ayşe Baysal'ı hatırlayan var mı? Yaşınız elvermiyor olabilir, bizim yaşıtlarımız ismini anımsayamasa da televizyonda mercimeğin faydaları üzerinde yaptığı programları hatırlayacaktır. 
Ayşe Baysal mercimek stoklarını eritmeye yönelik bir proje kapsamında mercimeğin faydalarını anlata anlata bitirememişti. Etkili olduğunu düşünüyorum.
Şimdi Tansu Çilleri hatırlayamadım demeyin. O da Prof. Dr ve Türkiye'nin 22. başbakanı. Görev yaptığı yıllar 1993- 1996.
Tansu Çiller'in bu yazıyla ne ilgisi olabilir? O da güzelliğini ve zindeliğini kuşburnu çayına borçlu olduğunu söylemişti ve kuşburnu tüketimi tavan yapmıştı. Hatta kuşburnu çayının adı Çiller Çayı olarak ünlenmişti. 
Bugün bile çoğu kahvehanecilere bu adla seslenerek çay isteyebilirsiniz.
Buraya kadar geçen isimleri hatırlamadıysanız şimdi yazacağım ismi kesinlikle hatırlayacaksınız. Prof. Dr. Canan Karatay… Hatırladınız değil mi?
Canan Karatay son günlerde televizyonlarda zeytinyağı içerek görüntü veriyor. Zeytinyağının faydasını kimse inkâr etmiyor ancak ekranlarda zeytinyağı içmek de neyin nesi? Meğer onun da ticari bir nedeni varmış. Zeytinyağı tüketimini artırmak… Canan Hoca “Günde bir fincan zeytinyağı için” diyormuş.
Ayvalık Belediyesi ve Ayvalık Ticaret Odası her yıl Zeytin Hasat Günleri adıyla bir etkinlik düzenliyormuş Bu yıl 12. yapılmış. Oda Başkanı İbrahim Kantarcı bazı rakamlar vermiş zeytinyağı üretimi ve tüketimiyle ilgili… 
Bir göz atalım.
Türkiye'nin 2015- 2016 yılı zeytinyağı üretimi 143 bin tonmuş. 2016- 2017 tahmini üretimi de 177 bin ton olarak bekleniyor. 
Ancak tüketim geriliyormuş. 2015- 2016 yılında tüketim 22 bin ton azalmış. 2016-2017 yılından da beklenenle 40-45 bin tonluk bir stok ortaya çıkıyormuş. İhracat ise yerinde sayıyormuş. Türkiye zeytinyağı üretiminde dünya beşincisi ancak pazarındaki yeri yüzde birlerde…
İç piyasada tüketimi artırmak gerek. Bunun için de ekranlarda zeytinyağı içecek birilerine ihtiyaç var. O da Canan Karatay…
Şimdi dönelim fındığa; fındık yağı da en az zeytinyağı kadar değerli bir yağ. Ancak fındık yağını Türkiye'de tanıyan yok. Zeytinyağına rakip olmak istemiyoruz ancak fındık yağının da bir piyasası olmalı.
Fındıkta iç tüketim çok az. Dışarıya satmak durumundayız. Dış alıcılar da fiyat kırmak için fındığımıza kırk kulp takıyorlar. En son İtalya örneğini yaşadık.
Ben iç tüketimi artırmak için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Enerjimi günde bir avuç fındık yemeye borçluyum” demesinin sağlanmasını önermiştim ama dikkate alınmadı.
Bari Canan Karatay gibi bir hocayı ekranlara çıkartarak fındığın faydalarını anlattırabilsek diyorum. Bu çok etkin bir yöntem… 
Mesela Fındık Tanıtım Grubu'nun “Aganigi…” reklamlarının fındığın tanıtımına ve iç tüketimine ciddi katkılarının olduğunu hatırlıyoruz.
Geçmişte “Günde bir avuç fındık yiyelim” şeklinde kampanyalar vardı, okullarda dağıtımı yapılıyordu ancak artık o tür faaliyetleri göremiyoruz. 
Bu tür televizyon programlarının çok etkili olduğunu dillendirmeye ayrıca gerek duymuyorum. Neden fındıkçının da bir Canan'ı olmasın!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık