• 27 Şubat 2020, Perşembe 9:21
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

BİLİM TEKNİK VE DENETİM

Ülkeleri felakete götüren en büyük etken bu üç kavramdan birisinin veya tamamının siyasallaşmasıdır. Bu siyasallaşmayı yaşanan ülkelerin gelecekleri kaçınılmaz bir yıkımdır.
Şimdi herkes yaşadığı ülkede bu üç kavramın ne kadar hayata geçirildiğine baksın.
Bilim, o işin eğitimini alan kişilerin işidir. Teknik, bilimin ortaya koyduğu gerçekliği uygulamaktır. Denetim ise bu iki ayağın uyumlu çalışıp çalışmadığını kontrol etmektir. Bu da ana başlık olarak devletin işidir.
Bilimin ortaya koyduğu gerçeklerin teknik anlamda uygulanıp uygulanmadığını denetlemek kurumlar vasıtasıyla devletin görevidir.
Konu çok güncel olduğu için yapılaşma ve deprem gerçeğinden yola çıkabiliriz.
Bilim, deprem bölgesinde yapılacak binalarla ilgili gerçekleri ortaya koyar.
Teknik, deprem bölgesinde bina yaparken bilimin ortaya koyduğu gerçekleri uygular.
Devlet de bunu denetler. 
Ve o bölgede en kuvvetli depremlerde bile binalar yıkılmaz, insanlar enkaz altında kalarak can vermezler. Bırakın binaların yıkılmasını duvarlar bile çatlamaz.
Gelin görün ki Türkiye'de depremler tam bir felakettir.
Çünkü bu üç kavram siyasallaşmıştır ve ihmal edilmiştir.
Geçende İstanbul'da bir bina çöktü. Dört katlı bu binanın üst iki kaçı kaçakmış. 
Aman tanrım! Adam İstanbul'un göbeğine dört katlı bina yapmış da devletin haberi olmamış. Kaçakmış… Bir Allah'ın kulu görmemiş. Bir devlet yetkilisinin dikkatini çekmemiş. Ya yerden mantar gibi bitmiş ya da gökten zembille indirilmiş!
Bilim yok, teknik yok; denetim zaten yok, yıkılmasın da ne yapsın?
Geçmiş yıllarda ülkemizde HES'ler çok tartışıldı. HES'lere karşı çıkanlar Türkiye'nin enerji ihtiyacı olduğunu bilmiyorlar mıydı? Elbette biliyorlardı ancak bu işin denetimsiz bir serüven olduğunu da biliyorlardı. 
Doğankent'e 1965 yılında yapımına başlanan HES 1971 yılında tamamlandı. Kimse karşı çıkmadı. İlçenin çehresini değiştirdi. Katkı sağladı. Bilim, teknik ve denetim üçlemesiyle devlet tarafından yapıldı çünkü. 
Özel sektöre bilim ve teknik biraz pahallı geliyor… Endişe de buydu zaten.
Geçtiğimiz ay termik santrallerin bacalarına filtre takılması gündeme geldi.
Bu bir bilimsel gerçek miydi? O bölgede yaşayan insan ve diğer canlıların hayatını tehlikeye atmamak adına bir gereklilik miydi? Evet, bilimsel bir gereklilikti.
Ama siyaset kurumu bunun takılması zorunluluğunu uzattıkça uzattı. İşte bu bilimin siyasallaşmasıydı. İşletmeci için ek maliyet getiren bu iş sürekli erteleniyordu.
Denetim desen, zaten hiç yoktu. Öyleyse bu felaketti. 
Çok mu zordu bu bacalara filtre takmak? Siyasilere, bacalara filtre takılmaksızın çalışma süresini uzattırmak belli ki daha kolaydı ki o yol tercih edilmişti.
Büyük yatırımlar için alınması zorunlu olan ÇED raporlarının gerçekliği neden bu kadar tartışılır ki… Bir bilim heyeti gelir bakar ve bilimsel verileri göz önüne alarak olur ya da olmaz der. 
Bizim ülkemiz de her iki sonuca da siyasi gözle bakılır. Hemen herkesin bu rapora dönük endişeleri vardır. Geçmişte olumsuz örneklerin çokluğundan mıdır nedir bilinmez!
Çavuşlu çöp tesisinin de olumlu ÇED raporu vardı yanılmıyorsam!
Şimdi de denizlere kurulmak istenilen balık çiftlikleri tartışılıyor. 
Bilim, teknik ve denetim üçlemesiyle yapılacaksa sorun yok; ancak öyle yapılıp yapılamayacağı konusunda soru işaretleri var. Olumsuz örnekler insanımızı korkutuyor.
Bilim, teknik ve denetimin bu kadar sorgulandığı bir dönem olmamıştır.
Nedenlerine bakmak lazım!
Halk bir konuda endişeliyse bir bildiği vardır demektir. O da geçmişte yaşadığı gerçeklerlerdir. Gerçekler de siyaset kadar esnek değildir maalesef. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık