• 29 Mayıs 2012, Salı 9:46
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

BAŞBAKANIN TAVRINA HİÇ ŞAŞIRMADIK

Bu ilk defa Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in başına gelmiyor. Biz hiç şaşırmadık, Meclis Başkanı da şaşırmamıştır.
Geçmişte Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da bu tür tavırlarla karşılaşan ve ilk aklımıza gelen isimler.
Tutuklu milletvekilleriyle ilgili bütün o çalışmaları Meclis Başkanı Cemil Çiçek Başbakanın bilgisi olmadan mı yaptı? Toplantılar, görüşmeler, müzakereler, açıklamalar ve diğerleri… Tam da sonuca yaklaşıyoruz dediğimiz bir anda Başbakan olmaz deyince insanın aklına iki şey geliyor.
Ya bütün bu çalışmalar Başbakanın bilgisi dışında yapıldı ya da başlangıçta Meclis Başkanına yetki veren Başbakan belli bir süre sonra görüş değiştirdi.
Yani “çark etti”!
Ve ya Başbakan Meclis Başkanını kamuoyu önünde kendine has bir yöntemle ikaz etti! “ Boyundan büyük işlere kalkışma” demek istedi. “Ben ne dersem o “demeye getirdi. “Son sözü ben söylerim” mesajı verdi.
Geçmişte bunun örneklerini yaşadığımız için ben hiç şaşırmadım. Bu bir yönetim şekli olmalı. Burada bir sorun varsa o da bunları sineye çekenlerin sorunu olmalı. Ama manzara hiç de şık görünmüyor.
Kars'ta yapımı devam ederken Başbakanın “ucube” demesiyle yıkılması gündeme gelen ve daha sonra da yıkımı gerçekleştirilen İnsanlık Anıtıyla ilgili Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da aynı duruma düşmüştü.
“Başbakan heykele ucube demedi, çevresindeki yapılaşmayı kastetti” diyerek durumu kurtarabilir miyim şeklinde bir manevra yapmıştı da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç  “Allah kimseyi Ertuğrul Günay'ın durumuna düşürmesin” demişti.
Sonrası malum; meğer Başbakan ucube diye heykeli kastetmişti…
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç deyince meşhur Şike Yasasıyla ilgili düştüğü durumu anmadan geçmek olur mu? Meşhur Şike Yasası Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiğinde Bülent Arınç bir daha kimsenin bu yasayı Meclise getirmeye cesaret edemeyeceği söylemişti.
Söylemişti de ne olmuştu? Bir cesur yürek çıkmıştı ve yasayı yeniden Meclis'e getirmişti. Ve Meclis'e getirmeye cesaret edemezler denilen yasa virgülüne dokunulmadan yeniden Cumhurbaşkanı'na gönderilmişti.
Bir de Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın bu tür de bir işaret aldığını hatırlıyorum.
Hastanelere her müracaat edene domuz gribi teşhisinin konulduğu, bütün ölümlerin domuz gribinden olduğu haberlerinin televizyonlarda uçuştuğu günlerdi. Sağlık Bakanlığı bir aşı kampanyası başlatmıştı. Yurt dışından ithal edilen domuz gribi aşısının halka sunulmasında aktif rol alan Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın bu kampanya kapsamında televizyonlarda aşı olurken görüntülerinin yayınlandığı bir anda Başbakan domuz gribi aşısı olmayı reddediyordu.
Sağlık Bakanı Akdağ bugün Meclis Başkanının düştüğü duruma düşmüştü.
Ve Allah'ın hikmetine bakınız ki Başbakanın o tavrından sonra hiç kimseye domuz gribi teşhisi konulmadı ve kimse domuz gribinden ölmedi. Bugün de ölmüyor.
İşte bütün bunları insan yaşayınca Meclis Başkanın bugün düştüğü durma şaşırmıyor.
Meclis Başkanı tutuklu milletvekilleriyle ilgili benim samimi bulduğum bir çalışma yapıyor. Muhalefet partileriyle görüşüyor, toplantılar yapıyor, yasal düzenlemeler üzerinde fikir yürütüyorlar. Belli bir aşamaya gelindiği açıklanıyor ve son sözü Başbakan söylüyor.
Madem son söz bu olacaktı bu kadar çalışmaya ne gerek vardı?
Meclis Başkanı görüşmeye Başbakan'dan başlasa daha mı isabetli bir karar vermiş olurdu?          


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık