• 16 Nisan 2013, Salı 8:46
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

BARIŞI KİM İSTEMEZ Kİ!
 Barışı kim istemez ki! Elbette ülkede barış olsun, huzur olsun, güvenlik olsun.
Elbette ülkemizde analar ağlamasın, her gün şehit cenazeleri gitmesin ülkenin doğusuna, batısına, güneyine kuzeyine… Evlere ateş düşmesin.
Ülkenin ekonomik kaynakları terörle mücadele için alınan silahlara, dağa taşa atılan bombalara gitmesin.
Elbette 30 yıldır süren terör bitsin. Bunları kim istemez ki!
Ancak adına barış süreci denilen ve terör örgütü liderleriyle yapılan dolaylı ve gizemli görüşmeler esrarengiz bir havaya bürününce ister istemez kafalarda bazı soru işaretleri oluşuyor.
Bugün bu esrarengiz görüşmeleri sürdüren hükümetin geçmişten bugüne yaptığı açıklamaları da yan yana koyduğunuzda kafalar daha da karışıyor. 
Yine hükümetin bu anlamda parlamentoyu ve halkı bilgilendirmeyişi değişik yorumlara neden oluyor. Başbakan kendisi açıklama yapmamışken yardımcılarına ve partililerine de konuşma yasağı uyguluyor.
Gazetelerde ve televizyonlarda bütün yazılanlar ve konuşulanlar “ barış süreci ” merkezli yorumlardan öteye geçmiyor. 
Muhalefet de haklı olarak sadece adına “ barış süreci “ denilen dönemle ilgili eleştiriler ortaya koyuyor. Barış ama nasıl!
Hükümete bakarsanız terör örgütü kayıtsız şartsız teslim olmuş! 
Silahını bırakıp sınır dışına çekiliyor. Tek sorun bir yol kazası olup olmayacağı…
Onun da önlemlerini alıyorlar hamdolsun!
0tuz yıldır silahlı eylemler yapan, ülkeyi kan gölüne döndüren, köy basan, yol kesen, araç yakan terör örgütü bütün bunları her ne için yaptıysa; onlardan vazgeçmiş, Türkiye sınırlarını terk ediyor. 
Bu kadar kolay mı? Bu sizi hiç şaşırtmıyor mu?
Diyarbakır'da yapılan 21 Mart gösterilerine bakılırsa durum hiç de hükümetin göstermeye çalıştığı gibi değil. 
21 Mart' ta Diyarbakır'da yapılan gösteri bir savaşın sonunda kazanılmış bir zaferin kutlanması gibiydi. O meydanda sanki bir şeyler kutlanıyordu o gün.
Hükümete bakarsanız o gün o meydanda barış kutlanıyordu ancak televizyonlardan seyrettiğimiz görüntülere bakarsanız tek taraflı bir barış kavramı üzerine oturtulmuş bir kutlamanın coşkusu yaşanıyordu.
Otuz yıldır silahlı eylemler yapan bir örgüt kayıtsız şartsız silah bırakır mıydı? 
Keşke öyle olsa! 
Barış süreçleri her zaman tek tarafın kazanımıyla sonuçlanmaz. Terör bitecekse, barış gelecekse tarafların bazı tavizler vermesi kaçınılmazdır. Ancak burada taraflardan birisi devletse verdiği tavizleri halkına açıklamak zorundadır. 
Devlet bu noktada hiç taviz vermeden terör örgütünü silah bırakarak sınır dışına çıkarmayı gerçekleştirmişse emeği geçenlerin hepsine teşekkür etmek zorundayız. 
Tabi bunu da halkına açıklamak durumundadırlar.
Bu kadar gizem ve gizlilik insanları ürkütüyor. Dolayısıyla bu gizemin esrarından kurtulamayan siyasiler ve ülke insanları da akıllarından geçen her şeyi dillendiriyorlar.
Bu tutarlı ve tutarsız konuşmaların ve görüşlerin de barış sürecine zarar verdiği söylemi de ayrıca tartışma konusu. 
Bu insanlar ülkeleriyle ilgili böylesine önemli bir konuda görüş açıklamayacaksa hangi konularda görüş açıklayacaklar.
Barış sürecine asıl zarar verenler bu süreci böylesine gizemli hale getirenler olmalı.
Yoksa barışı kim istemez ki! 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık