• 26 Ağustos 2019, Pazartesi 16:56
MustafaOnur Ustaoğlu

Mustafa Onur Ustaoğlu

İSLİ DEMLİK: "GELEVERA DERESİ"

Kasada gıdıklar, başımda kasketim, hava ise fındık için ideal...Orta halli bulutlu hafif de serin...
O gün Murat Abi'nin kırmızı pikabındaki radyodaki "Koyverdin gittin beni" nerden geldi ise uçuştu rüzgarda başındaki çemberin. Sanki adama gideceğimiz yol malum olmuştu. Herneyse çember ne de yakışmış, özüne dönmüşsün, şehir kızı...
Ferhat'la Şirin'i herkes bilir. Ya da Leyla ile Mecnun'u.
Hasan ile Fatma'yı duyan yoktur veyahut İlyas ile Gamze'yi.
Onlarda da vardı, benzer duygular. Viraj dönüldü, karşımda yaprakların arasından akan yeşilimsi serin sular... Bahçen benimkinden önceydi, indin.
Gözlerim sabah vakti fındık için bahçede arayışta, açılmadı bile kapakları, aklımda uykular.
Vadiler taşlarla bezeli, kuşlara yuva dallar...
Öyle güzel ve sessiz kalmasını çok isterdim lakin kalmadı. Medeniyet dediğin yolsa, ne gariptir ki şimdi bu özlem niye yeşile ve geçmişe. İki çuval topladım lakin ben de bittim.
Balık tutmak için misinamı öğle vakitleri atıyorum yeni yapılan yolun üzerinden ama yakaladığım sadece bir plastik şişe.
Doksanlardaki sel afetinde yıkılan köprü hayal meyal aklımda. Geride kalan sadece ayakları. Kaç insan canına mal oldu bilinmez bu derin sular. Ancak olmasaydı da verim olur muydu o da ayrı bir çelişki.
Fındık topladıktan sonra üstümüzle atlardık göllerine.
Ah fındığın yareni, bahçelerin yediveren çiçeği "İsli Demlik"...Yosunlu kayanın dibinde, dere kenarının kum sarmış odunlarını birbirine yasladım. Çakmağıma değen bir damla yaktırmadı ateşi. Tepenin üzerinde alçalmaya başlarken Ağustos güneşi.
Kuruladım üzerimde yeniden denedim. Ve ateş onun için hazırdı.
Sadece yaşayanların bilebileceği, tadını damakta hissedebileceği bir çayın şifasıyla birlikte anlaşılmamaları, artıları, eksileri ve doğruları yanlışları oturup  bir güzel kıyasladım.
Bilerek ve isteyerek kaybettiklerimizi kazanmak için paralar harcıyorduk. Zaman bizi değil gerçekte zamanı biz çok yorduk.
Elimizde toplanmış bahçelerden ettiğimiz bir kilo başak, sırtımızda emek nişanı ter...
Kemerli kaç köprü kaç kavuşamayan hikayesi taşıyor Balaban'dan Karadeniz'e kim bilir.
Biz de onun çocukları olarak doğduk, büyüdük. Haşim Döneği'nde yüzmeyen, yanındaki kayalıkta oturmayan yoktur. Baraj gölleri ile doğal bir zarafete bürünse de, sularının azalması, balık nesillerinin yok edilmesi, etrafına dökülen çöpler ile yaşam savaşı veren bir hastaya döndü türkülere ilham veren efsanevi deremiz. Az değil seksen kilometre boyunca her yere uğrayıp her menderesinde farklı bir hikayeyi yüklenen ve gelecek kuşaklara taşıyan Gelevera, şimdi kendi hikayesini bile taşımaktan oldukça uzakta. Zaman sonra anlıyor insan:
“Balık değil de aslında geleceğimizi tutuyoruz kurduğumuz her tuzakta.”
Dere yatağının üst taraflarında dert ortağı çeşmeler...İmkansızlığın acıklı şarkısı çalıyor üğüm ağacına astığım radyoda: "Aşk uyudu ranzalarda. Düşler eskidi gitti. Islığıma gömüyorum. Kalbimdeki sözleri. "Böylece sürüp gidiyordu hikaye, hakikaten bitmiyordu ödeşmeler...
Çocukken seninle hayaller kurarak yaptığımız fındık dallarından ev çoktan söküldü.
Bu kadar anı, bu kadar acı, bu kadar umut ve heyecan yükü, günaşırı Espiye'nin girişinden Karadeniz'in serin sularına döküldü.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Zehra Kemaloğlu Zehra Kemaloğlu 27.08.2019 21:38

“Aşk uyudu ranzalarda/ ıslığıma gömüyorum/ kalbimdeki sözleri” harikasın şehri cananımızın Onur’u. Sevgiyle çağıldasın hep kalemin.

SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık