• 29 Mart 2020, Pazar 15:58
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

Sosyal Devlet Mefhumunun Mecburî Tahayyülü

Kırk yıldır, hükümetler tarafından adım adım serbest piyasanın insafına terk edilen ekonomi, bugünlerde devlete seslenmeye başladı: Bana müdahale et, yoksa fırsatçı kişiler, gruplar veya şirketler, canımıza okuyacak! 
Deprem oldu, bazı vicdansız ev sahipleri, komşusunun kederine aldırış etmeden kiraları katladı ve gözler devlete döndü… Müdahale et!
Şimdi bu virüs nedeniyle de benzer şeyler yaşanmaya başladı… Sağlık çalışanlarına evini kiralamak istemeyenler olduğu için ilgili resmî makamlara çağrılar art arda geldi: Müdahale et!
Hem deprem olduğu zaman hem de bugün için devlet, yasalar gereği bu gibi durumlara müdahale etmeye yanaşmayacaktır çünkü piyasaya, bizzat devletin kendisi, on yıllardır “köpeksiz köy” ilkesini hâkim kıldı, e vatandaş da değneksiz gezip durdu. Olan fukaraya oldu! Şimdi kalkıp da hangi bağlamda piyasada hakem rolü oynayacaksınız? Bunu yapmaya kalktığınız an, vatandaş mahkemeye başvurduğunda, “kardeşim bu ülkede serbest piyasa var” dediğinde, Hâkim nasıl bir karar verecektir? Evet belki “Rekabet Kurulu” gibi kurumlar mevcut ancak bugüne kadar özellikle kiralar ve ev fiyatları hakkında hangi emsal karara şahit olduk? Bu ülkede, bir semte adliye açılacak diye kiralar üç beş kat artırılıyor ve devlet öylece izliyor… Beş sene sonra metro gelecekmiş söylentisi bile, ev fiyatlarını iki kat arttırmaya yetiyor… Hele ki hastane temeli atılmaya görsün, o zaman “acıma yetime” şiarı geçerli oluyor ve kimse de bir şeye karışmıyor.
Bu fütursuz ve çok serbest piyasa gerçeği, devletin “sosyal” tarafını alıp götüreli uzun zaman oldu… Peşinden koşarsak yakalarız ama halkımız ne yazık ki bunu o kadar da istemiyor zîrâ cebimiz söz konusu olunca, diğerlerini düşünmekte pek maharetli değiliz ancak devlet bunu, bizden aldığı yetkiyle yapmalıdır. Kamu yararını gözetmek zorundadır. 
Bilmem hangi ülkenin Emir'inin anasına rantabl arazileri aldırmak, sonra da bunu sıradan bir piyasa hareketi gibi göstermek, emin olun kimsenin yiyeceği türden bir yalan değil. Bakınız artık bu neoliberal takıntıdan vazgeçmek zarurîdir. Ayrıca bunu yaparken, bazı “patron kulüpleri” ve daimî müttefiklerimiz (!) aba altından sopa gösterse bile, vatandaşın çıkarına olan şeyi yapmaktan geri durmamalıyız.
Bugünkü tabloda, zaten bozuk olan ekonominin, virüsün etkisiyle büyük tehdit altında olduğu görülüyor çünkü dünyada üretimler durdu veya çok düşük kapasitelerde devam ediliyor, bu nedenle birbirine bağımlı tüm sektörlerde üretimin sekteye uğraması kaçınılmaz oluyor. Bununla beraber turizm sektörü, kara kara düşünüyor zîrâ sezon oldukça geç açılmak durumunda; normalde Nisan'da turistler gelmeye başlardı ve nerdeyse Ekim'in ortasına kadar sirkülasyon yaşanırdı… Şimdi Haziran'da bu virüs tehdidi atlatılsa bile hiç kimse, eskisi gibi rahat rahat gelemeyecektir. (…ki Avrupa da virüs tahribatından muzdarip; yazın dahi girişleri ve çıkışları serbest kılamayabilir…) Ayrıca Türkiye de kendi halk sağlığını koruyabilmek için, her gelene “buyur” diyemeyecektir ve dememelidir.
Kısacası durum oldukça vahim ve bunca senenin neoliberal politikalarıyla yaratılan ekonomi tahribatı, beklenmeyen virüs salgınıyla da katmerli bir hâl alıp, bazı paketlere sığmayacak kadar büyük bir gedik açmaya başladı. Çok uzun vadeli, istikrarlı ve ayrıca sosyal demokrat motiflerle süslü bir plan yapmaktan başka çare yok gibi görünüyor… Allah herkese kolaylıklar versin!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık