• 12 Aralık 2018, Çarşamba 17:25
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

KUTSAL CAHİLLİKLER ÇAĞI


Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, çok önemli eserlerinden biri olan “Yer Altından Notlar” ı 43 ve ondan daha çok bilinen “Suç ve Ceza”yı 45 yaşındayken kaleme aldı ve o, şahsi kanaatimce Tanrı tarafından olağan üstü bir edebî yetenekle donatılmıştı; sonuç olarak dünya edebiyatına damga vurdu! Nietzsche gibi kapitalizm’e keskin ve ufuk açan eleştiriler getirmiş, politik düşünce tarihinde önemli bir yer edinmiş filozof, “Yer Altından Notlar” eseri için “hakikati kanla haykırır” yorumunu yapmıştır. Bu ön bilgiler ne içindi, oraya doğru devam edelim.
Dostoyevski yeteneğindeki biri bugün yaşıyor olsaydı, söz konusu kült kitapları yazabilir miydi? Tarihe böyle bakınca, tabii olarak kesin cevaplar alamayız, bu bir beyin jimnastiği hüviyetinde değerlendirilmeli… Daha güzel ve benim aklıma sıkça gelen bir diğer soru ise bugün veya bugünden sonra, böyle büyük edebiyatçıların çıkıp çıkamayacağıdır. Bu soruya, illa ki birileri doğar, yetişir minvalinde bir cevap vermek istiyorum ama söz konusu namzetlerin işleri o kadar zor ki bu kadar şairin, yazarın, çizerin, müzisyenin, komedyenin ve dahi birçok alandan insanın arasından nasıl sıyrılabileceklerini kestiremiyorum. Evet, “güneş balçıkla sıvanmaz” sözünü temel alarak yola çıkarsak, hadi öyle olsun diyecek gibi oluyorum ama yine tereddüt ediyorum.
Neden kolay görünmüyor bu duruma olumlu yaklaşmak? İlk sırada, sosyal medya araçlarının sayesinde insanların çoğunun aşırı özgüvenle yoğrulup,  birçok önemli unvanı kolayca edinebilmeleri var. Ekseriyetle başıma gelir, iş yerinde veya başka bir mecliste bilmem kimin kitabı diye tutuştururlar ve bedelsiz takdim ederler… Şiir kitabı veya roman; hemen yazarın yaşını sormak geliyor içimden, genellikle aldığım cevap 25’in üzerinde çıkmıyor… E bu sefer kendime soruyorum, ya bu arkadaş büyük bir cevherse, ona ön yargıyla yaklaşarak, kitabı okumadan geçmekle doğru mu yapıyorum? Hayır yanıtını vermemle birlikte kitabı elime alıp bırakmam yarım saat sürmüyor. Peşine şu yorumu yapıyorum: Kardeşim, Dostoyevski bile en büyük eserlerini 40 yaşından sonra vermiş, hele bir dur… (Birçok edebiyat aşığının dediği gibi) O kadar çok oku ki edebî dağarcığın dolsun dolsun da taşanlardan topla, akabinde yazmaya koyul ama bil ki kabiliyet yoksa işin yine zor olacaktır. Bu yargıya varmak için, hakkıyla kitap okuyan birçok insan gibi, söz konusu fast-food kitaplardaki cümlelerden aldığım veya alamadığım edebî lezzete odaklanıyorum. Zaten adam akıllı yazarların eserlerine, onların üslubuna aşina biri, doğru bir değerlendirme yapabilecektir. Siz de elinize böyle kitaplar tutuşturulduğunda veya popüler bir kitabevinde kararsız kaldığınızda, değerlendirme açısından müsterih olabilirsiniz; şayet kendi edebiyat gurmeliğinize güveniyorsanız! 
Bu noktada Herman Hesse’nin şu sözleri bize ışık tutabilir: “…Okurlar vardır, okudukları bir düzine kitapla yetinir, yine de gerçek okurlar arasında yer alır. Ve yine okurlar vardır, ellerine ne geçerse yiyip yutar, hangi konu olsa söyleyecek söz bulurlar ama bütün çabaları boşunadır; çünkü eğitim, eğitilecek bir nesneyi, yani bir karakteri, bir kişiliği gerektirir…”1  

Kısacası, okur olmak veya yazar olmak başka, nitelikli okur veya nitelikli yazar olmak başka şeydir. Devir o kadar değişti ki cehaletten bir nebze hicap duymak ve bunu gidermek için öğrenmeyi denemek yerine, onu kutsallaştırıp, arsızca üretmeye başlıyoruz. Daha ileride nasıl olacağını yaşayıp göreceğiz. Umarım bir yerlerden yeni edebiyat dâhileri çıkar gelir ki kuruyan göller gibi edebiyat da solup gitmesin!

1 -  Hermann Hesse, Aforizmalar.
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık