• 18 Ocak 2019, Cuma 17:07
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

HER YIL NASIL OLDUYSA BU SENE DE BÖYL OLDU

Henüz yetmiş yaşıma gelmeden, hani ülkenin şöyle bir 55-60 yıllık politik geçmişini bizzat deneyimlemeden tarihe not düşme imkânı bulmuşum… Vallahi 18.01.2013 tarihli yazımla olmuş bu. Şimdilerde Sayıştay sayıveriyor da üniversitelerdeki harcama rezilliklerini öğreniyoruz, ben de bu sebeple anımsadım ne yazdığımı; e internet bu açıdan müthiş bir şey! Ben o tarihte ÖYP programını eleştirmiş ve liyakati sarsan yönlerini ele almıştım ve tabi Redhack sayesinde ortaya çıkan absürt durumdan bahsetmiştim. Söz konusu yazıdan bir bölüm aşağıdaki gibi…

Bu yazıyı yazmazsam, tarihe karşı büyük bir sorumsuzluk olacaktı… Her kim akademisyense veya akademisyen adayıysa, bu yazıya bir göz atsın…

ÖYP, açılımı, Öğretim Görevlisi Yetiştirme Programı… Çok güzel… İlk bakışta, “vay be, Türkiye akademisyen yetişsin diye program bile yapmış” dedirtir ama… Bu sistem, tıpkı KPSS'nin birçok yönü gibi, liyakati ölçmeyen, akademisyenlik mesleği ile hiçbir anabilim dalı bağlamında uzaktan yakından alakası olmayan bir sistem çünkü bu sistem, ALES adıyla bilinen sınavı baz alıyor. ALES de eski ÖSS gibi bir sınav. Ufak tefek farklar mevcut elbette ama dediğim gibi hiçbir anabilim dalıyla, yüksek lisans veya doktora düzeyinde ilgisi yok, lise düzeyinde ilgisi var. Burada şu soru sorulabilir: “Bu sınav var diye mi haksızlık var?” Cevap: Hayır ama bu sınava giriş hakkı üniversite mezunlarına (lisans) açık olduğu için, araştırma görevlisi alımı yapılırken, bir lisans mezunu, yüksek lisans mezunu veya doktora öğrencisi ile denk tutulup, ALES puanıyla atanabiliyor. Peki, eyyyy (kimi hatırlattı?) YÖK, bu yüksek lisans, hele ki tezli yüksek lisans neden yapılır? Eğer akademisyenlik yolunda atılan ilk adım yüksek lisans ise, hangi hakla lisans mezunuyla yüksek lisans mezununu denk görebilirsin? Hele ki kaliteli bir üniversitenin yüksek lisans öğrencisi, onlarca sunum yapmış, yüzlerce kitap okumuşken, bu kadar çalışma ve faaliyetten hiçbirini yapmamış olan veya henüz yapmamış olan lisans mezunuyla diğerini nasıl eşitlersin? Evet, lisansta da çok araştırmacı, okuma aşkıyla yanan insanlar var ama o zaman sen herkesi, liyakati ölçen bir sınavla, bir değerlendirme sistemiyle elemeye sokmalısın ki adaletli olasın! Ayrıca ÖYP kapsamında ataması yapılanlara da öğrenim ve donanım durumlarına göre çeşitli masraflar yapılıyor: İngilizcesi hiç olmayana (ki bu da saçmalık) yurt içi kurs, belli düzeyde olana yurt dışı kurs imkânı gibi masraflar bunlar. Peki daha az masraf edeceğin yüksek lisans veya doktora mezunu, doktora öğrencisi varken, hangi akla hizmetle bunu yapıyorsun? Bu soruların hangi biri yanıtlanabilir? Elbette tutarlı cevap bekliyoruz… Ama tutarlılık bizim ülkemizde hiç olmadı! Ondan sonra RedHack gelir, senin yolsuzluklarını, çiftlik haline gelmiş üniversitelerinin yediği haltları ortaya koyar, sen de mecbur kalırsın bu durumu soruşturmaya! Ne güzel ülke yahu! Bilgisayar korsanları, adaletin sağlanmasına katkıda bulunuyor. Gülsek mi ağlasak mı?

 

O zamanlar diyordum ki bu ÖYP garabetinin sonuçları 10-15 yıl içinde ortaya çıkar ve tablo o kadar kötü olur ki devlet birçok üniversiteyi lağvetmek durumunda kalır. Bazı bölümler hızla kapatılır çünkü öğrenciler, atanamama kaygısıyla o bölümleri tercih etmekten imtina ederler dolayısıyla bölüm hocaları da boş sınıflara ders anlatmak zorunda kalırlar. Peki, böyle şeyler de yaşanıyor mu? Tabi ki! Bakınız, Odatv’den Sayın Murat Ağırel’in haber yaptığı Sayıştay raporundan birkaç örnek: “…Hacı Bektaş Veli Üniversitesinde Bilimsel Araştırma yapılması için ayrılan bütçe kitap çoğaltmaya harcandığı, Dicle Üniversitesi’nin 21 fakülte bünyesinde yer alan 60’ı aşkın bölümün çoğunluğunda ders işlenmediği halde oradaki personele maaş verildiği saptanmıştır.” Bu tabloya göre bizdeki üniversitelerin ne işe yaradığını anlıyor musunuz? Kanaatimce gerçek niteliğine uygun üniversite sayımız iki elin parmaklarının sayısını geçmez;  en fazla 10 taneciktir diyemedim, içim sızladı ve biraz daha kapalı yazayım dedim… Fazlası hayallerden ibaret!

Bugün üniversitelerdeki mâlî ve akademik kalitesizlik ortaya çıktıkça, Sayıştay’ın yanı sıra akademinin ağababaları da feryat etmeye başladılar. Şahsım adına birkaç yıl öncesinde de bu yozlaşmayı görebilmelerini umuyordum fakat her nedense beklediğim tepkileri vermemişlerdi. Artık şu denilebilir, geç olsun da güç olmasın; iyi de bizde geç de oluyor güç de oluyor! O halde bir türküyle bitirelim… Ne diyordu Mahzuni baba… Her yıl nasıl olduysa, bu sene de böyl’oldu…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık