• 20 Eylül 2019, Cuma 16:11
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

Etik Bilinç Olmadan Sosyalleşmek

Sosyal medya, yapısı gereği sıradan insanların popüler olmasını mümkün kıldı ve bugün özellikle alımlı genç kızlarımız ve onlar kadar olmasa da yakışıklı delikanlılarımız binlerce ve daha fazla sayıda takipçi kazanmış oldular. Düşünün ki bunların birçoğu, dünyaya dair bir problemi olmayan insanlardan oluşuyor ve şöhretleri de niteliksel değil niceliksel temalı görseller aracılığıyla sağlanıyor. Klişeleşmiş eleştirilere girmeden devam edelim… Muhtemelen 3-5 yıl içerisinde bu format başka bir veçheye dönebilir ve popüler olmak, paylaşım yapmamayı gerektirebilir. Neyse bunu zaman gösterecektir. Asıl noktaya gelelim…
Sosyal medyayı en az kullananımız bile, internetten haber okuyacak olsa veya hiç olmadı bir ana haber bülteni izlese, instagram ve twitter gündemini öğrenmiş oluyor. Misal, Salda Gölü'ne gitmeyen, Doğu Ekspresi ile seyahat etmeyen bir instagram kullanıcısı düşünmek ne kadar gerçekçi olabilir? En düşük gelir seviyeli vatandaş bile bir şekilde bunları veya üçüncü sırada ne varsa, o aktiviteyi gerçekleştiriyor.  Böyle faaliyetlerle narsist tarafımızı şişirirken, diğer taraftan ne yazık ki kronikleşen tecavüzler, kadın cinayetleri ve benzer vahşilikler vuku bulduğunda, doğal olarak insanlar galeyana geliyor ve hemen kınamalar, yermeler, sövmeler derken bir nevÎ kendimizi tatmin edip vicdanımızı rahatlatmış oluyoruz. 
Ancak sosyal medya var olana dek, bu tepkileri kolayca gündeme getirmenin, bilinen başka bir yolu yoktu ve devletin işlemeyen kanunları(!), ne hikmetse bu gibi davalarda “iyi hâl” ve benzeri gerekçeyle birçok cânîyi erkenden serbest bıraktırıyordu. Tam da burada sosyal medya gerçeğinin birbirine zıt olan iki yönünü yakalamış oluyoruz: Birincisi, toplumsal hayat için bir önem teşkil etmeyen, olsa olsa bir turizm rantı yaratan “zayıf ve narsist” tarafı, ikincisi ise demokratik katılıma bir ölçüde katkı sunan ve sosyal bilinci bir nebze tetikleyen “pozitif” tarafı… Belki de dünya üzerinde mevcut olan tüm somut ve soyut varlıklar ya da oluşlar gibi, sosyal medya da diyalektik bir yapı ihtiva ediyor. Ancak bu anda, bizim gibi öz bilinci ya da benim tabirimle “etik bilinci gelişmemiş” toplumlar, bir nevî katiline âşık olan bir psikolojiye bürünüp, asıl sorumluluğunu fark edemiyor. Bunu da size, başka bir örnek olayla açıklamaya çalışayım…
İstanbul Büyük Ada'daki faytonlar nedeniyle perişan olan ve ölen atların görüntüleri internette yayılıyor; bizler bütün vicdanımızla “yazık, günah, ayıp” diye çıkışıyoruz. Twitter'da trendtopic olan bu konu, vatandaşların tepkileriyle birlikte yetkilileri harekete geçiriyor ancak asıl gücümüzü fark etmemizi engelliyor: Eğer fayton zulmüne hayır diyorsak, o faytona binmemek bizim elimizde… Binmeyiverin, kullanmayıverin, o zaman neler olacağını beraber izleyelim! Hayatımızın sürdürülebilmesi için elzem olmayan eylemler, eğer birilerinin ya da genel olarak canlıların azap çekmesine, doğanın tahribatına neden oluyorsa, iradeli bir duruş sergilememiz zarurîdir. Bu bizim şiarımız olmalı ki toplumun aksayan tüm noktalarında etik bilincimizin varlığını gösterebilelim. Sadece “beğeniler” veya kınamalar kâfi gelmiyor. Makam sahibi insanların, bahsettiğimiz felaketleri, zâlimâne durumları fark etmesini beklemeyelim, biz vicdanî duruşumuzu sergilersek, durdukları yerler onlara yavaştan dar gelmeye başlayacaktır.
Son söz olarak, ister refah içinde, yeme-içme ve eğlenme resimlerimizle diğerlerini çatlatalım, istersek fakr u zarûret hâliyle sistemin içinde debelenelim ama her alanda etik ya da vicdanî bilincimizi yoklayalım; bu işin doğrusu ne olmalı diye kendimize soralım. Diğer türlü tüm “sosyalleşmeler” kifayetsiz ve nafile olacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık