• 16 Mayıs 2019, Perşembe 16:52
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

Dar Görüşlü Vasiyet

Kadir Mısıroğlu vasiyet etmiş, Atatürk'e muhabbet besleyen kimse cenazeme gelmesin demiş. Böyle bir vasiyet, kendisinin ne kadar dar bir dünya görüşü olduğunu gösterir. Tarihe baktığımızda gerçek entelektüellerin, böylesine dar ve ideolojik olarak fanatikçe bir temennisi veya vasiyeti olduğuna rastlamak zor olur. Bilakis bir entelektüel, karşıt görüşte olduğu insanlarla da konuşmayı yeğler ve bu bağlamda kendi düşüncelerinin de yanlış veya eksik olabileceğini düşünerek, tartışma kültürüne büyük önem atfeder. Dolayısıyla mâzide birçok karşıt görüşlü kalem ehlinin, ahbaplık ettiği görülebilir. Bizden bir örnek vermek gerekirse Mehmet Akif Ersoy ile Neyzen Tevfik'in dostluğu gösterilebilir. Neyzen Tevfik'in, din ve siyasetle alakalı mizahî sözlerini, şiirlerini bilenler, bu iki dehânın ne denli ayrı fikirlerde olduğunu da kestirebilirler ama dostlukları, bu fikrî farklılıktan münezzeh kalmıştır. 
Kaderin bir cilvesi midir bilemiyorum, Kadir Mısıroğlu'nun vefatından önce Sayın Ali Nesin, sosyal medya üzerinden onun sağlığı üzerinden yapılan seviyesiz ve merhametsiz yorumları eleştirmişti… Bilinir ki Ali Nesin, Kadir Mısıroğlu ile aynı ideolojik dünyadan değildi ama kendi Aydın kimliğine yaraşır bir tavır sergiledi. Ali Nesin'in bu erdemli duruşu, Mısıroğlu için güzel bir örnek olacaktı ama kendisi bunu fark edebildi mi, orası bize karanlık kalıyor.
Aslında bu konuyu “Aydın Sorumluluğu” çerçevesinde ele alabiliriz. Mısıroğlu, Fransız yazar Julien Benda'nın deyişiyle “Aydın olmayanların tutkularına hizmet eden” biri olmuştu. Uzun yıllar boyunca Cumhuriyet'e, Atatürk'e, İnönü'ye ve kurucu aktör ve unsurların hepsine savaş açıp, uygun zemini kollamıştı. Bu anlamda kendisinin gerçek bir “Aydın” kimliği ile hareket etmek istediğini düşünemiyorum zira gündeme geldiği her anda toplumun bir kesimi içinin yağlarını eritirken, diğer kesimi gerildi; söz gelimi iki ana akım olan muhafazakârlar ve laikler birbirlerine daha da bilendi. Her şeyden evvel bu bile kendisinin nasıl ayrıştırıcı bir tutum içinde olduğunu göstermektedir. Ülkemizde bir dönem laiklik ve Atatürk tüccarları vardı, bunu kimse yadsıyamaz ama onların varlığı, bizi gerçeklerden alıkoymamalı. Bir araştırmacıysanız, kendi ideolojiniz için gerçekleri saptırmamayı temel sorumluluğunuz olarak görmelisiniz. Yine Julien Benda'nın (sözde) Aydınlar için söylediği “sınıflar arasındaki farklılık hissini körükleme ve düşmanlık yaratma” sözünü hatırlarsak, ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır… Ne yazık ki Mısıroğlu da bu çerçeve içinde kalan biri olmaktan öte gidemedi. Okumayı, dayanakla konuşmayı pek sevmeyen toplumumuz için bu tip araştırmacılar, slogan yaratan bir tribün lideri işlevi görüyorlar ve insanların, onların peşine takılmaları kaçınılmaz oluyor.
Öte yandan belirtmeliyim ki Mısıroğlu'nun veya başka bir anti-laik yazarın dahi topluma bir şeyler katmış olabileceğini aklımızda tutmamız gerekiyor; hiçbir katkıları olmasa bile bir arada yaşama kültürümüze bir katkıları olmuştur diye umuyorum. Siyaset tarihinden öğrendik ki toplumlar, demokrasi kültürünü fikir çatışmaları temelinde geliştirebiliyor; bizlerin de konuya bu noktadan bakması isabetli olacaktır. Son olarak Mısıroğlu için, her vicdanlı insanın içinden geçireceği gibi “Allah günahlarını affetsin” temennisinde bulunmak uygun düşer.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık