• 09 Haziran 2013, Pazar 10:12
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

“ÇOĞUNLUĞUN ZORBALIĞI” OLMASIN…
 Üzülerek söylemeliyim ki Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı olayında, belki de bu kadar aleni bir biçimde göstermediği tavrı ortaya koydu. “Ben istersem olur, halk bize yüzde elli verdiyse geri kalanlar mühim değil” gibi söylemler, Alexis De Tocqueville'in Çoğunluğun Zorbalığı olarak adlandırdığı biçime doğru gidişin işaretidir. 
Gezi Parkı olayı, belki yanlış anlatıldı belki anlatılmadı belki abartıldı ama önemli olan sizin, bir Başbakan olarak, halktan bu kadar tepki alan bir projeyi, inatla savunmamanızdır, hayata geçirmeye çabalamamanızdır. Birçok gazetecinin de dediği gibi eğer Başbakan “yahu bi düşünelim şu işi” deseydi, oylarına oya katacaktı veya sempati toplayan bir davranış göstermiş olacaktı. 
Şimdi bir de bu olayın üzerine tuz-biber eker gibi, Taksim'e Cami de yapacağız, halk bize o yetkiyi zaten verdi deniliyor. Peki dünya siyaset tarihine şöyle bir göz attığımızda, halkın birçok liderin arkasından coşarak gittiğini ama o liderlerin bir zaman gelip de kendi halkına kurşun sıkmaktan, fırınlara doldurmaktan çekinmediğini görmüyor muyuz? Bugün en çok Sayın Başbakan'ın eleştirdiği Esad, Suriye'de kimlere zulüm ediyor? Zaten Esad'a yöneltilen en büyük eleştiri hangi yöndedir? Biz Türkiye olarak, siyaseti diyalogsuz, tartışmasız bir mecrada yapalım istiyoruz. Bu belki de bizim en doğulu veya imparatorluktan gelen tarafımız ama artık böyle olmaz ve  olmamalı. Daha somut ve yerel bir örnek vererek gideyim: Bugün birisi çıkıp da yerel seçimde Giresun'da yüzde 70 oy alsa ve sonra kalkıp dese ki “ben şu Giresun Adasına apartman dikeyim ve belli bir gelir düzeyindeki insanlara peşkeş çekeyim”… Buna da laf etme hakkımız olmayacak mı? Demek ki Sayın Başbakan'ın fikrinde, bu kadar seçmenden oy alan herkes her icraatında haklı olacağı için bunda da haklı olacaktır. Lafımızı kimseden esirgemeyelim hele ki gerçek demokratsak asla çenemizi tutmayalım: Ben şahsen Giresun'da da Türkiye'nin birçok yerinde de şehirleşme planlarını onaylamıyor ve halkın hiçbir şekilde yerel yönetimde söz sahibi olabildiğine ve bu sistemle de olabileceğine inanmıyorum! “Atapark” yıkılırken de kimse kimseye sormadı, işte İstanbul'da Gezi Parkı olayında da kimse kimseye danışma gereği duymadı. Yerelde neyse ulusalda da o!
Bazı sözde demokrat ve “Devrimciler”, benim partim yaparsa susarım, karşıdaki yaparsa karşı çıkarım diyorlar ve ben onlardan şunu rica ediyorum: Lütfen Demokrasi'nin ne olduğunu en yakın kaynaktan okuyunuz. Devrimcilik, en başta dogma olan hiçbir şeye baş eğmekle yan yana gelmezken, kendi partisini, grubunu ve onların her yaptığını ve yapacağını dogma olarak gören bir devrimci, neyi, nasıl devirmeyi amaçlıyor olabilir? Sizce Sovyetlerde olanları, Marx veya Engels onaylayacak mıydı? Yani ilk başta Çar'ı devirmek, gayet sosyalist ve devrimci bir eylem oldu ama Stalin'le birlikte işçi yönetimi sanılan şey, yine belli bir azınlığın halka zulüm etmesi şeklini aldı. Ama saf bir komünizm, zaten tadından yenmeyecek kadar güzel olabilirdi. 
Sözün özü o ki Türkiye, demokrasinin temel unsurunu aktif siyasete dâhil etmelidir: Diyalog… ve akabinde uzlaşı olabilir veya tartışma devam eder ama mutlaka bir uzlaşı sağlanır. Mühim olan, halkın farklı kesimlerini temsil eden politik aktörlerin derdini anlayabilmektir ve bu temelde hareket ederek bir siyaset geliştirebilmektir.  

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık