• 12 Nisan 2020, Pazar 16:08
MustafaAyhan

Mustafa Ayhan

Cevap İçin Henüz Erken

Bir devlet, eğer kurumsal yapılarını sağlam temellere oturtmuş ise ve gerek ulusal gerek uluslararası politikalarını uzun vadeli olarak kurgulayabiliyorsa, yaşanan herhangi bir politik veya ekonomik gelişmeye karşı da usta bir satranç oyuncusu gibi hamlede bulunabilecektir. Bu sayede alelacele tepkilerden uzak, soğuk kanlı ve derinlikli kararlar alarak yoluna devam edecektir. Böyle devletler, bizim “stratejik derinlik” erbabının diline pelesenk ettiği gibi Şam'da Cuma Namazı kılmak tarzında popülist sloganlar savurmaktan imtina eder. İşte bu bağlamda, korona virüsün dünyaya yayılmasının kime yaradığını hemen görmek istemek, bu gibi yönetimleri küçümsemek olur. Tabii ki bazı hesaplar yapılmış ve ters tepmiş olabilir; yine bu virüs gerçekten de bir laboratuvar çalışmasında yaşanan kaza sonucu yayılmış veya doğal mutasyona uğramış olabilir ancak bunların hiçbirini şu an için net bilmemiz imkan dahilinde değil.
İmkân dahilinde olanlara gelelim… Soru sormak, farklı açılardan bakabilmek, liyakat sahibi uzmanların, araştırmacıların düşüncelerine ve suâllerine kulak vermek, böylelikle karşıt fikirlerden hareketle bir senteze ulaşabilmek… Bunun aksine, size virüsün kaynağına dair çarpıcı bir soru geldiğinde, “hayır, olamaz, o komplo teorisi” deyip kesip atmak, dogmatik bir yaklaşımdır.  
Geçmişe dönelim… 11 Eylül saldırısının, Amerika'nın bizzat kendi kendini vurup, Orta Doğu'ya operasyon hakkını kendi halkı nezdinde meşru kılma/haklı gösterme girişimi olduğunu o gün söylemek ne kadar abes duracaktı ancak akabinde ortaya çıkmaya başlayan haberlere ve bilgilere dayanarak bunun ihtimaller dahilinde olduğu görüldü. Hatta ve hatta koskoca Amerika Birleşik Devletleri'nde üç havalimanında birden büyük bir güvenlik zafiyetinin yaşanmasını ve teröristlerin, uçaklara bu şekilde silah veya benzeri araçlar sokabilmesini tasavvur etmek bile, aklınızda ilk soru işaretinin belirmesini sağlayacaktır. Konuyu dağıtmayalım ama korona virüs hakkında akıl yorup, verileri değerlendirirken, 5G teknolojisini ve onun getireceği büyük avantajları (insansız araçlar, uzaktan yapılabilecek ameliyatlar vb), yeni ekonomik düzen kurma fikirlerini, biyolojik savaş provalarının yapılma olasılıklarını zihnimizin bir köşesinde tutmak faydalı olacaktır. 
Daha yakın zamanda ülkemizin yaşadığı hain darbe girişimin maşası olan örgüt için, “örgüt” diyene saldıran ahmakları veya yardakçıları düşünelim… Olmaz dediler ama oldu! Bu nedenle, zaten ekonomiye yön veren ve ekonomik veya politik çıkarları uğruna, dünyanın geri kalanına merhamet etmeyecek devletlerin ya da küresel güçlerin her türlü vahşi hamlesi muhtemel görülmelidir. Ayrıca dünyadaki ticarî ilişkileri biraz karıştırdığınızda kimin elinin kimin cebinde olduğunu anlamakta zorlanırsınız… Mesela Apple ile Samsung arasındaki amansız rekabetin yanı sıra bu iki gücün perde arkasındaki mevcut alışverişini ya da Amerikan ve Avrupalı elektronik şirketlerinin üretim tesislerinin nerelerde olduğunu, bunların hisselerinin nasıl, kimler arasında el değiştirdiğini biraz araştırdığınızda, yaşanan her küresel olaya farklı bir pencereden bakabilecek-siniz. Bu bağlamda rahatlıkla diyebiliriz ki dünya ekonomisi, tesadüflere inanamaya-cağımız kadar derin ilişkilerle örülü ve o ilişkilerin bugünden yarına hebâ edilmesine müsaade edilmesini beklemek pek mümkün değil.
Bunların yanı sıra “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözünü duyunca etkilenip, romantik veya temennîden ibaret senaryolar yazmamız yersiz görünüyor çünkü insanoğlu var oldukça, savaşın, rekabetin, çekişmenin sonu gelmeyecektir. Dünya hiçbir zaman güllük gülistanlık olmayacaktır. Bunun sebebini daha iyi anlayabilmek adına Jean Jacques Rousseau'nun şu sözüne kulak verelim : İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur. Bu bağlamda, dünya durdukça, yeni bir zincir ve onu tutan yeni bir el hazır bulunacaktır. Bu demek değil ki bütün insanlar sürekli sömürülecek ve birileri bizim üzerimizde daimî tahakküm kurabilecektir. Hayır, kast ettiğim bu değil... Eğer bir toplumun kahir ekseriyeti, kendi özgür iradesiyle yaşamaya ve boyun eğmemeye yemin etmişse, hiçbir kuvvet onu dize getiremeyecektir. Vurgulamak istediğim, yer yüzünde sürekli bir barış ortamı beklemenin, insanlığın temel iki karakterinin ezelî çekişmesini düşündüğü-müzde, havada kalacak olmasıdır: “İyi” ve “Kötü” her zaman, farklı formlarda hâsıl olmuştur ve olacaktır. Bu iki ayrı kutup, karmaşık ilişkiler üzerinden mücadeleye/çatışmaya devam edecektir. Dikkat çekmek istediğim budur. 
Sözün özüne gelirsek, yaşanan gelişmeleri size sunulduğu gibi görmek yerine, öncelikle düşünüp muhakeme etmemiz ve farklı pencerelerden bakarak değerlendirmemiz, bize ve içinde yaşadığımız topluma önemli katkılar sunacaktır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık