• 31 Ekim 2012, Çarşamba 8:58
KenanÖzkaya

Kenan Özkaya

ELİNİ ÖPMEYE GELECEĞİM NERDESİN…
 Tadı tuzu kaldı mı sizce her bir şeyin?

Mesela bayramların…Dini olsun milli olsun…

Kapı komşumuza bile gitmeye üşenir olduk bayramlaşmak için.

Cepte, elde küçücük bir alet….

Üstünde numaralar…

İster dokunarak ister basarak tuşla…

Adı batsın.

Cep telefonu…

Keşke ortaya çıkarmasalardı da ben yine arkadaşlarıma, dostlarıma bayramlarda Türk bayraklı, koyunlu, çiçekli, padişahlı, Atatürklü, şiirli kartpostallarımdan posta kanalıyla gönderebilseydim.

Mesaj çekme olmasaydı.

Kartpostallarımı bir karton kutunun içinde biriktirebilseydim.

No’lurdu sanki işin kolayına bu kadar kaçılmasaydı.

Ortaokul yıllarımda, postaneden gelen postacının gece yarısı da olsa “Ankara’dan telefonunuz var.  Postaneye geliniz!” sözlerini işitirdim arasıra.

Gecenin yarısında postaneye koşar, dayımın telefonuna annemin karşılık vermesini seyrederdim telefon kulübesinin içinde.

Daha sonraki yıllarda ise eve bağlanan telefonlarla tanıştık. Sonra da cepe giren…

Bir başka şey daha…

Evime bayramlaşmaya gelen küçük çocuklardan utanır oldum.

Eski bayramlarda biz çocuklara bayağı iyi paralar verilirdi.

Topladığınız paraları günde bilmem kaç kere sayardık.

Hele bir de kağıt paraysa topladıklarım…

Değme keyfine…

Şimdiki çocuklar da alıştı artık.

Para verilmeyecek;ama birkaç çikolatanın yüzü suyu hürmetine Kenan Amca’nın evine ben de gideyim bari, derlerdir herhalde.

Topladığımız paralar o gün harcanırdı zaten.

Çınarlar Mahallesi’nde kurulan lunaparkın ya sihirbazına ya dönme dolabına ya da çarpışan otoya geri dönerdi.

Büyük keyifti ama.

El öpüp para toplamak ve o paraları o gün bitirmek…

Demek eskiden insanlar daha bir varlıklıydı. On evin beşinde kurban kesilirdi.

Evlerin önünde hayvancağız ayaklarından bağlanarak tuş edilir, keskin bir bıçak biraz sonra yere düşürülen koçun yaşamına son verirdi.

Seyrederdim çocukken.

Belki bir yaşamın ne kadar değerli olduğunu o zamanlar düşünmesem de…

Bir gün, öyle kendimi kaptırmışım ki hayvanın derisinin yüzülüp parçalara ayrılıp tepsilere konulmasına kadar seyretmişim.

Beni et için bekliyor sanmış olmalılar ki bana da poşetin içinde bir kaburganın verildiğini hatırlıyorum.

Çocuk merakım işte…

Bayramlarda biz yaştakilerin meraklarından biri de sinemaydı.

Lale, Saray ve Yeni Sinema…

Anılarımın dopdolu olduğu kapalı mekanlardı.

Siyah beyaz filmler…

Muzaffer Tema, Erol Taş, Kartal Tibet, Ayhan Işık, Eşref Kolçak ve Yılmaz Güney’li filmler…

Şimdi bayramlarda Cafe merakı var.

Orta Cafe, Kenar Cafe, Düz Cafe…

Üçü bir arada…

Fincanda fiyatı bu, bardakta şu…

Patates kızartması..

Ketçap…

Mayonez…

Off!..Off!...

Her yer hem güzel hem karanlık.

Hamburger, tavuk dönerli sandviç ve adı alışveriş merkezlerinin en üst katlarında yazılı onlarca yaşam törpüsü yiyecek…

Bayramlarda buralar dolu…Dopdolu…

Heyyyy!.. Lunapark …

Heyy’…Ayşe, Şükriye Teyze…

Elini öpmeye gelecem.

Nerdesiinnn!..

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık