• 30 Temmuz 2014, Çarşamba 9:35
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

YÜCE KİTABIMIZ 'OKU' DİYOR!
 Batı'nın şımarık çocuğu İsrail gaddarca ve kalleşçe saldırıyor! Mâsûm Gazze halkı iftar sofralarında İsrail'in şarapnel parçaları ile nasipleniyor! Başta İslâm Âlemi olmak üzere dünya seyrediyor! 
Tahrif edilmiş Tevrat'a göre, bir Arz-ı Mevud, yani vaad edilmiş topraklar inancı vardır. Yahudiler tarih boyunca, bu ideal için mücadele ettiler ve sonunda bugünkü İsrail Devleti'ni kurmayı başardılar. 
Siyonist Thedor Herzl'in Sultan Abdülhamid'e,  'Filistin'de Yahudilere yurt verilmesi karşılığında 20 milyon Sterlin ve ayrıca Osmanlı borçlarının ödenmesinde kolaylık sağlama' teklifine, Abdülhamid'in “Bu toprakların şahsî mülkü olmadığı, millete ait olduğu” cevabını verdiği bilinir. Prof. Yalçın Küçük'ün belirttiğine göre, Rusya'dan kovulan Yahudilere, İngilizlerin ısrarı üzerine, 1882 yılında Filistin'de yerleşme izni veren Abdülhamid, zamanın Kudüs Mutasarrıfı'nın bir raporla, bunların burada çoğalmalarının tehlikesi konusunda İstanbul'u uyarması üzerine, derhâl Yahudilerin buralarda arâzi almalarını yasaklamıştır (Yalçın Küçük, “İsyan”, Cilt II, s.122,123).  Abdülhamid bu konuda o kadar titiz davranır ki,  Kudüs Mutasarrıflığını doğrudan kendisine bağlar! 
 Filistin konusunda Atatürk de, Sultan Abdülhamid'le aynı duyarlılığa sahipti. Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı bir konuşmada bütün dünyayı Filistin'deki emperyalist senaryolar konusunda şu sözlerle uyarır: “Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslâmiyet'in mukaddes yerlerinin Musevi'lerin ve Hıristiyanların nüfûzunun altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet'e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Hazreti Peygamberin son arzusunu yani mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız!”  
27 Şubat 1937 tarihli Hindistan'ın Bombay Chronick gazetesi'nde  “Filistin'e el sürülemez. Kemal Paşa Avrupa'ya ihtar ediyor! Türkler mukaddes topraklarda yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir” başlığı ile, Atatürk'ün bu konuşmasından geniş bir özete yer verilmişti! 
Hatırlatmak isteriz ki, bugün hâlâ bu ülkede 'Araplar bizi I. Dünya Harbi'nde arkadan vurdu' teraneleri ile emperyalist senaryolara hizmet edilirken, Araplara dostluk elini uzatan bizzat Atatürk'ün kendisidir. Atatürk günümüzün sözde dindarları gibi kuru sıkı tehditler savurmuyordu; Meclis'te bu konuşmayı yaptığında, Bölge Devletlerinin emperyalist devletlere karşı bir işbirliği olan Sadabat Paktı'nın görüşmeleri de sürmekteydi. Nitekim 8 Temmuz 1937'de o günün bağımsız Müslüman devletleri olan Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla, Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda, Sadabat Paktı imzalanacaktır. 
Ne yazık ki, Atatürk'ün ölümünden sonra bu ülke gafletin esiri olmuştur. 1948'de kurulan İsrail Devleti'ni aynı yıl, 'Batı'ya şirin görünmek için' ilk tanıyan Müslüman ülke biz olduk! Atatürk yaşıyor olsaydı, bırakınız İsrail'i tanımayı, İsrail Devleti kurulamazdı bile. 
Ne var ki, 1939'da İngiltere ve Fransa ile bir ittifak antlaşması imzalayarak, daha sonra da 1945'de başlayan İkili Antlaşmalar zinciri ve NATO ile Amerika'ya bağlanarak Batı emperyalizminin bölgemizdeki çıkarlarının bekçiliğine soyunduk! Bugün bunlardan söz ettiğimizde 'Dönemin şartları' diyenler acaba dönemin şartlarını ne kadar biliyorlar? 
Bütün bu yaşadıklarımız Atatürk'ten sonra Batı ile kurulan bu bağımlılık ilişkilerinin zelil sonuçlarıdır. Atatürkçü olduklarını söyleyenlerin bile bunları tartışmaktan kaçınmaları hazindir.
Orta Doğu ülkelerine ihracatımızı Suriye ve Irak üzerinden yapıyorduk. Amerika'nın plânladığı Suriye maceramız sebebiyle artık TIR'larımız bu ülkeden geçiş yapamıyor!  Irak'ta da güvenlik yok! Suriye ve Irak üzerinden transit imkânımız kaybolunca, ihraç ürünlerimizi taşıyan TIR'ları Mısır'a feribotlarla göndermeye başlamıştık. Bu Hükümetin  'başarılı' Orta Doğu siyaseti sebebiyle Mısır'la olan ilişkilerimiz de koptu! Basında çıkan haberlerden anlaşıldığına göre TIR yüklü feribotlarımız şimdi İsrail limanlarına yanaşıyormuş! Sayın Başbakan İsrail'e ekranlarda tehditler savuruyor fakat ticarî ilişkilerimiz de rekor üstüne rekor kırıyor! Bu arada şunu da belirtmeliyiz ki, sayın Başbakanın, Gazze'deki zulmü lânetlerken kullandığı üslup hiç de diplomatik değil. Bu üslub Türkiye'yi hem bölgemizde hem dünyada yalnızlaştırıyor. Bedelini millet olarak hepimiz ödüyoruz ve daha da ödeyeceğiz. AKP iktidarından sonra bozulan bu ilişkileri tamir etmek pek kolay olmayacak. 
ABD Başkanı Obama ve Alman Başbakanı Merkel, İsrail'in kendini savunma hakkı olduğunu belirterek,  İsrail tarafında olduklarını söylediler. 'Müslüman Türkiye' sadece tehditle yetinirken, Venezüella İsrail Büyükelçisini sınır dışı etti. Şili ise ticarî ilişkilerini kesti!  Enerji Bakanımız yalanlamıştı ama, Halkbank'ın internet sitesindeki haberden İsrail'e jet yakıtı temin ettiğimiz de meydana çıktı! Barzani'nin 'kaçak petrolünü' de İsrail üzerinden pazarladığımız bilinmeyen bir şey değil! Ha, sahi bir de şu “Cesaret Ödülü”  meselesi var! Evet, Amerika'daki Siyonist Amerikan Musevi Komitesi ADL tarafından Başbakanımıza, Yahudilere üstün hizmette bulunanlara verilen böyle bir ödülün lâyık görülmesini nasıl izah edeceğiz?  Başbakanımız bu 'ödülü' alan ilk Müslüman devlet adamı! Bir de şu Burak'ın gemilerinin İsrail limanlarına yaptığı seyrüseferler izaha muhtaç!
Gazze'de İsrail'in sürdürdüğü zulme karşı vatandaşlarımızın gösterdiği haklı tepkilere gelince; burada söylenecek çok söz var. 2003'te Bağdat'ın bombalanmasını hatırlıyor musunuz? Minarelerden selâ sesleri yükselirken, İncirlik'ten kalkan Amerikan uçakları Bağdat'a bomba yağdırıyor ve bütün dünya bu vahşeti canlı yayınla televizyonlardan naklen seyrediyordu! Biz de seyrettik! Evet, sadece seyrettik! Libya bombalanırken de emperyalist güçlerin yanında idik! 20 Temmuz Barış Harekâtı'nda bize en büyük yardımı yapan Kaddafi'nin hunharca öldürülmesinde bizim de katkımız var! Libya'ya demokrasi getirecektik; Libya Devleti yok oldu! Suriye'ye de 'demokrasi getireceğiz' dediler; biz herkesten önce koştuk! Suriye halkının bugün çekmekte olduğu acıların, o tarihî şehirlerin birer harabeye dönmesinin en büyük sorumlularından birisi de biziz! Bu vahşet 'Eset'in Zulmü' denilerek örtbas edilemez. 
Sözde 'Sünnî' IŞİD'in, Suriye'deki ve Irak'taki hunharca cinayetlerini seyreden de yine biziz! Sadece seyretsek iyi, daha başka  vahim iddialar da var! Türkmen kardeşlerimiz bizim basiretsizliğimiz ve ilgisizliğimiz yüzünden perişan oldular. Şimdi Gazze için sokaklardayız! 
Aklın yolu, Batı'nın vesayetinden kurtulup, büyük Atatürk'ün, 'Bölge Devletleri İle İşbirliğini Öngören' Millî Siyasetini uygulamaktır. Batı işte bunu önlemek için Sünnî-Şiî çatışmasını körüklüyor ve biz de bu pis oyuna âlet oluyoruz!
Yüce Kitabımız “OKU” sözü ile başlıyor. Bu buyrukla kast edilen bir kitabı okumak değil, hadiseleri, tarihi okumaktır; öğrenmektir! Tarihi okuyamazsak, tarihi öğrenmezsek akıbet işte böyle olur. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık