• 15 Ocak 2016, Cuma 9:03
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

YEVMÜL CUMA (TOPLANTI GÜNÜ)
Sayın Başbakan, 'Cuma namazlarının rahat kılınabilmesi için bir genelge hazırladıklarını; Müslümanların artık bir sorun yaşamadan bu ibadetlerini yerine getirebileceklerini' müjdeledi! Kimse kusurumuza bakmasın ama söylemek zorundayız: Eğer sevgili Peygamberimiz yeniden dünyaya gelip, Müslümanların hâlini görseydi; İslâmiyet'i yaymak için yeniden kolları sıvardı.  
Muhammed Ali Cinnah, İslâm Dünyası'nın bu perişan hâli sebebiyle, “Müslümanların Müslümanlığa yapacakları en büyük iyilik, dünyaya Müslüman olmadıklarını ilân etmeleridir” demişti! Cinnah haksız da değil! Çünkü Kur'an  “Ne zaman akledeceksiniz?”, “Şu aklınızı çalıştırın artık” diye buyurduğu hâlde,  aklı bir kenara koyup, 1400 yıldır tekrarlanan ezberlerle, -sözde- dinimizi yaşıyoruz! Hâlbuki, bu din, sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği din olmaktan çoktan çıkarılmış!
Kur'ân bizden yalnız Allah'ın kulu olmamızı, başkalarına kul olmamamızı istiyor! Zulme ve sömürüye karşı bir kıyam olan dinimiz adaletin, eşitliğin, özgürlüğün yaşandığı bir sosyal düzen öngörüyor! Çalışmayı, üretmeyi ve hayırda yarışmayı emrediyor. Peki, bu değerler ne kadar umurumuzda? 
Dinimizin ana kaynağı Kur'an'ı Kerim'de, Cuma namazı diye bir şey yok! Cuma Suresi 9. ayet “Yevmül Cuma” yani “Toplantı Günü” diyor! “Yevm”, gün demek. Yevmi Türkçeleştirmişiz fakat Cumayı yani “Cem olmayı, toplanmayı” Arapça olarak  bırakmışız!
İlâhiyatçı Hakkı Yılmaz Kur'an Mealinde, bu ayeti şöyle tefsir etmiş: “Ey iman edenler! toplantı günü SALÂT için seslenildiği zaman, Allah'ın anılmasına koşun, alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, işte bu, sizin için daha hayırlıdır.” 
İşte asıl mesele de burada başlıyor. Mesele Kur'an'da geçen “Salât” kavramının “Namaz” olarak çevrilmesinde! Salât üzerinde, durmuştuk. Bedevî dilinde sözlük anlamı sırtlamak, yani sırtla verilen destek. Fakat kente gelindiğinde bu söz “Desteklemek” anlamı kazanıyor. Sorunları sırtlanmak, yüklenmek, elini taşın altına koymak,  paylaşmak gibi!
Salâtın iki yönü var. Birincisi malî destek; ikincisi zihnî destek. Zihnî destek; Aydınlanmak; Öğrenmek! Peygamberimizin zamanında yapılan da bu. Mescitte sadece namaz kılınmıyor; inen ayetler öğreniliyor; meşveret yapılıyor. Mescitler o zaman  birer okul!
Cuma Sûresi 9. ayetteki “Allah'ın ZİKRİ”, yani anılması birçok ayette geçiyor. Meselâ, Münafikun Suresi 9. ayete bakalım: “Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Bunu yapanlar mutlaka hüsrana uğramışlardır.”
Burada geçen 'Allah'ı anmak' yani “ZİKİR” kavramı,  Diyanet 2012 tefsiri Cilt 5. s. 366'da şöyle tefsir edilmiş: “Allah'ı anmak, yani O'nun kulu olduğunu unutmamak; sahip olduğu imkânları gönüllü olarak başkalarıyla paylaşmaya çalışmak. İnsanî değerler bakımından düşük düzeyde olan bireyler ve toplumlar, başkalarından ne koparabilecekleri; bu açıdan yüksek düzeyde olanlar ise başkalarına ne verebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar!”
Zikrin bir Sosyal Hedefi var. Nitekim Cuma Sûresi 10. ayette bunu görmekteyiz: “Her birinize ölüm gelip, 'Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da, gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam' diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başka-ları için de harcayın!”
Hâlbuki, günümüzde “Zikir”,  'tespih çekip Allah'ın adını anmak' olarak anlaşılıyor! Çünkü böyle öğretilmiş! Tıpkı, diğer birçok yanlış olan şey gibi! Peygamberimizin dönemindeki Cuma Salâtlarında (Namazında değil),  işte bunun için sadece iki rekât namaz kılınmış. Çünkü amaç meşveret! Toplanmak ve sorunları tartışmak! Yani doğrudan demokrasi uygulanıyor. Çünkü henüz devlet yok! İşte bunun için bütün Müslümanlar mutlaka Cumaya katılmalıdır deniliyor. Yoksa amaç, yüzyıl-lardır, -Kur'an'ın ruhuna ve lâfzına aykırı olarak  uygulandığı gibi-  topluca namaz kılmak değil. Hz. Ömer'in Halifeliği sırasındaki  ganimet kumaş olayı da işte böyle bir Cuma'da tartışılıyor!
Her camide Cuma toplantısı yapılmıyor! Peygamberi-mizin zamanında Medine'de, Mescidi Nebevi'ye 700-800 metre uzakta bir alanda yapılıyor bu toplantılar. Emevîler döneminde buraya bir cami yapılmış! Zaten Müslümanları Kur'an'dan uzaklaştıranlar da Emevîler! Onlar İslâmiyet'i bir ritüel dini, camileri de birer 'tapınak'  hâline getirmişler; ibadeti sadece namaz, oruç gibi ritüellere indirgemişler; İslâmiyet'in 'Sosyal Hedeflerini' unutturmuşlar! Hâlbuki, ibadetin amacı, Müslümanların her daim bu 'Sosyal Hedef' üzerinde olmaları!  Yani “Salâtı-ı daim”, yani, hayatın her anında Salât üzre olmak; Allah bilinci ile yaşamak; “Hablullah”; yani Allah yolunda olmak; Allah'ın İpine sarılmak ki, Hablunnas ile eş anlamlıdır! Yani insanlık değerleri üzerinde olmak! Kibirli olmamak! Ne eli sıkı ve ne de müsrif olmak! Çalmamak! Yalan söylememek! Ahlâklı olmak! Peygamberimiz “Müslüman tüccar, sattığı malın ayıbını da söyler” diyor! İşte İslâm ahlâkı bu! 
Bugün biz bu ahlâkın neresindeyiz?
Günde 5 vakit dönülen kıble bize işte bu Sosyal Hedefi hatırlatmalı. Kıble kelimesi Müslümanlar için,  “Hedef-Misyon” manasına gelir. Nitekim Bakara 142 ve 151. ayetlerde salât/namaz kelimesi yoktur. Bakara 144'deki “Yüzünüzü Mescidi Haram yönüne çevirin” ifadesi;  bedenimizle Mescidi Haram'a dönmek demek değil; buranın temsil ettiği değerleri benimsemektir. Bakara 148'de de, bu yönden kastın,  “Hayırlarda Yarışmak”  olduğu açıkça belirtiliyor! 
Mescidi Haram, yani kıblemiz olan Kâbe, Hz. İbrahim'in zalimlere karşı kıyamını; mücadelesini sembolize ediyor! Orası, insanlığı ayakta tutan değerlerin sembolü!  Kıblenin anlamı işte bu! 
Peygamberimizle Cuma toplantısına katılan Müslümanlar işte bu ruha sahiptiler! Bu toplantılar, herkesin katılabileceği özel bir alanda yapılıyor; Medine Müslümanlarının, kadınlar dahil, hepsi orada toplanıyordu. Ancak, köleler ve köylerde oturanlar Cuma'da tartışmalara pek katılmıyorlar çünkü köleler efendilerinin etkisi altında kalabilirler! Köylerde oturanlar ise şehirdeki meselelerin ne kadar farkında olabilirler?
Cuma “Cem olma, toplanma” demek. Burada Allah zikredilecek ve Müslümanlar  aynı zamanda meşveret yapacaklar; yani sorunlarını tartışacaklar. Diyanet Tefsir Meali,  Cilt 5. s. 350'de bu konuda şu önemli bilgi verilmiş:  “Cuma namazı (namaz değil, salât olmalı İ.Ş.A.) beş vakte ilâve bir namaz olmayıp, Cuma günlerinde yükümlülük-leri açısından öğle vaktinin ibadetidir. ” Ayrıca şu rivayete de yer verilmiş ki, Cuma-nın gerçek anlamını burada bulmaktayız: “Cuma kılınacak yerin şehrin veya şehrin civarında bir yerleşim yeri olması!” 
Demek ki, her camide Cuma kılınmıyor (salât  olmuyor). Nitekim, 28.09.2014 tarihli Yeniçağ gazetesinde yayınlanan bir haber de, “Cuma Camisi” olayını doğruluyor. Selçukluların eski başkentlerinden Merv şehrinde Sultan Alpaslan'ın mezarı aranıyor.  Alpaslan bir Cuma camisinin haziresinde gömülüymüş. Merv'de tarihi süreç içinde 3 Cuma Camisi inşa edilmiş. Bugün ayakta olmayan bu camilerin yerleri bilinmiyor. Bu nedenle, Cuma camilerinin yerlerinin bulunması için arkeolojik kazılar yapılıyor!
İslâmiyet'in ilk dönemlerinde Cuma'nın çok özel bir anlamı varmış. Emevîler döneminde Cuma toplantıları sıradan bir namaza dönüştürülmüş! Meşveret ortadan kalktığı için, süreyi uzatalım demişler ve 12 rekât öğle namazını da buna eklemişler! Evet, Müslüman kardeşlerimizin Cuma günleri birbirlerine, “Cumanız mübarek olsun” demelerinin hiçbir anlamı yok. Çünkü günümüzdeki Cumaların, Peygamberimizin tatbik ettiği Cumalarla (yani Cuma Salâtlarıyla) hiçbir ilgisi yok! 
Günümüzde Cuma toplantılarına nasıl bir Sosyal Hedef kazandırılabilir? Mahalle Mec-lisleri ile halkın yönetime katılması nasıl olur?  Çok iyi olur da, rantçıların işine gelir mi?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık