• 24 Kasım 2017, Cuma 8:01
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

YENİDEN SADABAT PAKTI (12)
 Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ün Bölge Merkezli siyaseti konusunda bize şu çok değerli bilgileri veriyor: “Atatürk, vakit geçirmeksizin, gerek resmî, gerek hususî her temas ve fırsattan faydalanarak, çevremizdeki devletlere bu gerçeklerle, apaçık zaruretleri anlatmak için harekete geçmiştir. Dünkü gafil düşmanlarımız Yunanlılara bile –hem de kahraman Anadolu'nun bağrında açtıkları derin yaralar henüz kapanmamış iken- dostluk elini uzatmaktan çekinmemiştir!”
Nitekim, Atatürk'ün bu samimî çabaları 1934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Paktı ile sonuçlanacaktır. Bu Pakt'a daha sonra, Bulgaristan ve Arnavutluk da katılacaktır. Balkan Paktı'nı takiben Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937'de de Sadabat Paktı imzalanacaktır.
Ne yazık ki, Atatürk'ün, akademik tezlere konu olması gereken bu Bölge Merkezli politikaları unutturulmuştur. Atatürk'ün Türkiye'yi, “Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak” amacı da, son derece bilinçli bir şekilde, 'Batılılaşmak' olarak saptırılmıştır!
Hâlbuki, Atatürk, 29 Ekim 1930 gecesi Ankara Türkocağı'nda, A.P. muhabiri ABD'li gazeteci Miss Priscilla Ring'in, “Türkiye'nin hangi bakımlardan Amerikanlaşmasını düşünüyorsunuz” şeklindeki sorusuna şu muhteşem cevabı vermişti:
“Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir! Biz Türk'üz tam manası ile Türk'üz, işte o kadar. Bize Müslüman olmak yeterlidir. Asya için, Avrupa için bizim kanunlarımız aynıdır. Dostlara sahip bulunmak, egemenliğimizi eksiksiz muhafaza etmek, her şeyi Türk cephesinde mütalâa etmek…”
Büyük Atamızın bize gösterdiği yol bu! Peki, günümüzün 'Batıcı Atatürkçülüğü' buna uymakta mıdır? Ne yazık ki, Atatürk'e rağmen, 'Çağdaşlaşmamız ve gelişmiş bir ekonomiye sahip olmamız için Batılılaşmak'; yani Batı taklitçiliği 'Atatürkçülük' olarak kabul edilince, Atatürkçülüğe de 'Batıcılık' elbisesi giydirilmiş; bu da Batı hegemonyasının sorgulanmasını engellemiştir!
Öyle ya, 'Batıcılık Atatürkçülük olunca'; bir Atatürkçü Batı'ya nasıl karşı çıkar? Atatürk'ten sonra yaşadığımız millî refleks kaybının temel sebebi de budur!
Bu konuda çarpıcı bir örnek: Halk TV'de 12 Kasım gecesi Cüneyt Akman ve program konuğu, eski İslâmcı yazar sayın Levent Gültekin'i dinliyoruz. Levent Gültekin şu tuhaf sözleri söylüyor: “Ulusalcılar Batı düşmanı! 'Emperyalistler Türkiye'yi bölecek' paranoyasından kurtulamıyorlar!” Sayın Akman da şu sözleriyle bu kanaati destekliyor: “Onlar bir avuç Avrasyacı!” Yani Avrasya'yı bir avuç Ulusalcı savunuyormuş!
İnanılır gibi değil ama gerçek! Türkiye'nin Rusya, İran ve Irak'la yakınlaşması Amerika'nın, bölgemizi istikrarsızlaştırma plânlarını tuzla buz etmişken; Amerika ve PYD; IŞİD'le işbirliği yaparken suçüstü yakalanmışken, 'Bizim Atatürkçüler' 'Bölünme Paranoyasından' söz ediyorlar! Peki, Türkiye hedef değil mi? NATO tatbikatında, Atatürk'ün ve Cumhurbaşkanının hedef gösterilmesinin anlamı nedir? Rıza Sarraf davasının da asıl hedefi Türkiye değil mi?
Şunu tekrar ifade edelim ki, biz Batı düşmanı değiliz. Sadece, kendi halklarına da büyük acılar çektiren Emperyalizme düşmanız o kadar! Fakat, adamlar o kadar güçlüler ki, kendilerini 'Medeniyetin Temsilcileri' olarak kabul ettirebiliyorlar! Tabiî, bu algının yerleşmesinde, içimizdeki işbirlikçilerin ve emperyalizmin ve ülkemizin tarihini bilmeyen gafillerin çok büyük katkıları olduğu da bilinmelidir.
Şunu herkes çok iyi bilsin ki, Bölge Devletleri ile Siyasî, Askerî, Kültürel ve Ekonomik ilişkilerimiz gelişirken ve bu suretle Batı'nın vesayetinden kurtulacağımız muhakkakken; bundan rahatsız olarak, 'Bizim Yerimiz I. Lig' diye yırtınanların önemli bir kesimi Batı'nın Etki Ajanıdır!
Ne yazık ki, büyük Atatürk'ün ölümünden sonra, Atatürk'ün Sovyet Rusya ve Bölge Devletleri ile kurduğu dostluk ilişkileri; Balkan ve Sadabat Paktları unutturulmuş ve sözde çağdaşlaşmamız için, 'Geri Bölge Devletleri' ile değil, bizi yok etmekte kararlı, 'Medenî Batı' ile işbirliği yapılmasının zorunlu olduğuna kitleler inandırılmıştır. Ve bunların hepsi Atatürkçülük adına yapılmıştır!
Millî reflekslerimizi kaybettiğimiz ve millî menfaatlerimizin nerede olduğunu tespitte zorlandığımız için, daha yakın zamana kadar, Irak'ın Kuzeyinde, Batı'nın Kuklası bir Barzanistan'ın kurulmasına bile aracılık ettik! Ne ise ki, Rusya, İran ve Irak'la yapılan çok değerli işbirliği ile, bu emperyalist projeyi tarihin çöplüğüne göndermeyi de başardık.
Bu şunu da ortaya koymuştur: Emperyalist Devletler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar; Bölge Devletleri işbirliği yapmayı başardıklarında, bunların bütün kirli plânlarını bozabilirler!
İşte Atatürk'ün daha 1930'larda işaret ettiği de buydu!
Bugün Kuzey Irak'a, 'Kürdistan' diyorlar. Hâlbuki, o coğrafyada yaşayan başka halklar da var. Meselâ Araplar, Türkmenler, Asuriler, Keldaniler ve Yezidiler var! Erbil'in ve Süleymaniye'nin bile kadim Türkmen şehirleri olduğunu hatırlatırız! Barzani, Türkçe Erbil isminden rahatsızdı ve bu ismi değiştirmek istiyordu! Daha neler istemiyordu ki! Fakat Emperyalist Devletlere güvenmenin bedelini çok ağır bir şekilde ödedi. Siyasî hayattan silindi ve çok şükür, Irak şimdi eski statüsüne dönüyor. Bunun, bölge devletlerinin işbirliği sayesinde gerçekleştiği unutulmamalıdır.
'Kendi Kürt'ümüzü kaybederiz' demagojisi ile, Barzani'nin yasa dışı referandumuna karşı çıkılmasını önlemek isteyenleri hatırlıyoruz! Bu çok aşağılık bir demagojiydi. Türkiye ne zaman Kürtleri hedef aldı ki? Türkiye sadece, Batı'nın aldatmalarına kanarak, sözde bağımsızlık talebi ile devletimize karşı ayaklanan bir terör çetesini ve yandaşlarını hedef almıştır. Yoksa, Kürtler bizim özgür ve eşit vatandaşlarımızdır.
Türklerle Kürtler kız alıp kız vermişler; âdeta iç içe geçmişler! Bizi bölmek ne mümkün! Fakat Emperyalizm bu; denemekten aslâ vazgeçmez!
“Su mermeri deler” sözünü hatırlatırız. Emperyalizm zayıf noktamızı arar ve sürekli orayı işler!
PKK'nın 'Medya Haber' isimli bir bölücü televizyon kanalı var. Bazen, bu kanala da bakıyoruz ve burada söylenen yalanları acıyarak dinliyoruz. PKK darbe üstüne darbe yerken, bu kanalda, 'Mehmetçiğe nasıl darbe üstüne darbe vurduklarını' anlatıyorlar! Canlı yayına katılan bir bayan HDP'li yetkiliye göre, 1938 ayaklanmasında, Dersim'de soykırımı yapılmış; Mehmetçik kadınlara tecavüz etmiş! Kürt çocuklarına zorla Türkçe öğretiliyormuş! Bir devlet resmî dilini öğretmeyecek mi? Kürt gençlerini bu yalanlarla zehirliyorlar.
Dersim'de 'Katliam' olduğuna ve 'Soykırımı' yalanlarına inananlara şunu hatırlatalım: O yıllarda, İspanya korkunç bir iç savaş yaşadı. Yüz binlerce İspanyol hayatını kaybetti. Fakat İspanya'da bugün bundan söz eden yoktur. Peki, bunların derdi nedir? ./…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık