• 16 Ekim 2017, Pazartesi 9:24
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

YENİDEN SADABAT PAKTI! (1)
 1945'ten beri süren, ezici Amerikan hegemonyası çatırdıyor! Yaşadığımız gelişmeleri, iki yıl öne tahayyül bile etmek mümkün değildi.
O meşum, uçak düşürme olayından sonra, Rusya ile ilişkilerimizin, bir Stratejik Ortaklığa doğru evrilmesi, Astana Süreci'yle Amerika'nın dışlanması, Türkiye-Rusya-İran işbirliği'ne Irak'ın da eklenmesi; İran Genel Kurmay Başkanı'nın, 1979 Devrimi'nden sonra ilk kez, Türkiye'yi kalabalık bir heyetle ziyareti, ardından Putin'in ziyareti, Genelkurmay Başkanımızın ve hemen ardından sayın Cumhurbaşkanının İran ziyaretleri, Rusya Genelkurmay Başkanının ziyaretleri, Suriye rejimi ile yumuşama işaretleri! Üstüne üstlük, Amerika'nın ve İsrail'in bölgedeki en güvenilir ajanı olan Suudi Arabistan'ın, Kral düzeyinde, ilk kez Moskova'yı ziyareti ve S-400 başta olmak üzere, büyük miktarda silâh alımı anlaşması imzalanması; Rusya ve İran'ın işbirliği ile ve muhtemelen Suriye'nin de mutabakatı ile İdlib Harekâtının başlatılması ve sırada Afrin'in olması; bütün bunlar devrim niteliğinde gelişmelerdir.
Amerika'nın bölgedeki bütün hesapları alt üst oluyor! Türkiye'ye karşı dişlerini gıcırdattıkları muhakkak! Resmen bize ambargo uygulamasalar da, 'Kara Ordumuz' dedikleri PYD'ye 3.000 TIR silâh yardımı yapıyorlar fakat, Cumhurbaşkanı korumalarının kullanacakları silâhları bize parayla bile vermiyorlar! Müttefikler ve Düşmanlar somutlaşıyor!
Amerika ile örtülü bir savaş yaşıyoruz. Emperyalizme karşı verdiğimiz bu savaşta, herhâlde, devletimizin yanında olacağız.
'Süper Güç Amerika her şeyi yapacak güçtedir. Amerika'ya karşı çıkanlar kaybeder. Bu nedenle, Amerika ile işbirliği içinde olunmalıdır' diyerek, Amerika propagandası yapan kimliksiz ve kemiksizler mosmor!
Amerika'nın Türkiye için, vizeleri süresiz durdurması; bizim de anında, mütekabiliyet esaslarına göre hareket etmemiz, suların daha da ısınacağını gösteriyor. Devlet Aklı ile hareket edilmesi gereken günler yaşıyoruz. Hata yapmak lüksümüz yoktur!
Yaşadıklarımız bir 'tiyatro' değil! İktidar, 'Yeni Osmanlı düşünün, gerçeklerin duvarına çarparak tuzla buz olmasından sonra' nihayet, doğru adımlar atmaktadır.
Bu yazı dizisinde, yakın tarihimizin ışığında, bu önemli gelişmeleri analiz etmeye çalışacağız. Önce Bağımsızlık Referandumu ile başlayalım:
1991 tarihindeki ilk Irak harekâtından sonra, zamanın Başbakanı Turgut Özal'ın talebi ile kurulan Çekiç Güç sayesinde, Irak'ın Kuzeyinde bir varlık geliştiren; AKP iktidarının yanlış tercihleriyle iyice palazlanan Barzani, -geç kalmış- uyarılarımızı dikkate almadan, 25 Eylül tarihinde, 'Bağımsızlık Referandumunu' yaptı. Bu referandum gayrimeşrûdur. Çünkü, her şeyden önce Irak Anayasasına ve Irak Devleti'nin kuruluşuna dair 1926 Ankara Antlaşmasına aykırıdır. Güney sınırlarımızda, bağımsız bir Kürdistan devleti kurulursa, Irak artık komşumuz olmaktan çıkacaktır! Ayrıca, Barzani'nin el koymak istediği Musul, Kerkük'te yaşayan Türkmen kardeşlerimizin durumları var! Biz onları Irak Devleti'ne emanet etmiştik. Bir 'Bağımsız Kürdistan, kurulması durumunda, Irak'taki statü değişecektir!
Türkiye, herhâlde Türkmenlerin haklarını korumakla mükelleftir.
Bu gayrimeşrû referandum ülkemiz için büyük bir tehdittir. Çünkü, kurulması düşünülen devlet, sözde Kürdistan, özde ise İkinci İsrail Devleti'dir. Irak'ın kuzeyindeki referandum tanıtım afişlerinde, 22 vilâyetimiz, kurulacak devletin sınırları içinde gösterilmektedir! Zaten bu yeni bir şey de değildir. Condolisa Rice, daha 2000'li yılların başında, BOP Projesi kapsamında, 22 ülkenin sınırlarının değişeceği ilân etmemiş miydi?! Barzani'nin Rudaw TV'sinin, 22 vilâyetimizi, 'Kürdistan Devleti'nin sınırları içinde gösterdiğini de belirtelim!
Merkezî Irak Devleti dışlanarak, Barzani yönetimi ile kurulan ticarî ilişkilerin, bugünlere gelinmesinde payı büyüktür. Batı'nın Kukla Kürdistan hayalleri bilindiği hâlde, Irak Merkezi Yönetiminin dışlanarak, Barzani ile işbirliği yapılması çok vahim bir yanlıştı. Barzani'nin Kerkük'ü ele geçirmesini, Tapu ve Nüfus Dairelerini yağmalamasını seyrettik! 25 milyonluk Irak Devletine karşı, 7-8 milyonluk Kürt Bölgesini tercih ettik! Irak Devletini dışlayarak, Barzani ile petrol anlaşması yaptık; Barzani'nin kaçak olarak çıkardığı petrolü pazarladık! Peşmerge Ordusunu eğittik! AKP Kurultayında, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye, slogan attırdık! Türkiye'yi ziyaretinde Devlet Başkanı gibi karşıladık! Bayrağını, bağımsız bir devletmiş gibi göndere çektik! Irak Başbakanını, “Senin kalibren ne” diyerek azarladık! Bunları yaşamamış olsaydık, çok daha iyi olurdu. Fakat, ne yazık ki, deneme-yanılma yöntemi ile ilerlemekteyiz. Hazin olan şey, muhalefetin de aynı yöntemi benimsemiş olmasıdır!
Bugün İran, Haşdişabi milisleri ile Irak'ta önemli bir güç durumundadır. Bu milislerin içinde, önemli sayıda Şiî Türkmen soydaşlarımız da var! Hâlbuki, biz, Barzani ordusunu eğiteceğimize, Türkmenleri eğitip donatamaz mıydık? 1950'lerde, Ankara'nın gönderdiği sivil Türk subayları, Kıbrıs'ta nasıl bir mücahit örgütlenmesi başardılarsa, aynısını Irak'ta da yapamaz mıydık? Tabiî ki, yapardık ve o zaman pazarlık masasında elimiz çok daha güçlü olurdu.
Şimdi, sayın Devlet Bahçeli konuşuyor; 5000 ülkücünün Kerkük'e gönderilmek üzere hazır olduğunu söylüyor. Kerkük'e ve Musul'a plâka numarası koyuyor! Hâlbuki, İran ve Rusya ile birlikte Türkiye, Irak'ın bütünlüğünü savunuyor! Bu, güçlükle gerçekleştirilen ve Amerika'yı kudurttuğu açık olan Bölgesel İttifakı dinamitlemek değil de nedir? Sayın Bahçeli, belli ki, kaybettiği tabanını toplama gayreti içinde! Derdinin, Türkmenleri korumak olduğunu sanmıyoruz. Çünkü, biz, Amerika'nın 2003 yılındaki Irak'ı işgalinden sonra, Türkmen kardeşlerimizin Ankara'da muhatap bulamadıkları günleri de hatırlıyoruz!
Geçmişte yapılan çok vahim hatalara rağmen, bugün Rusya, İran ve Irak ile yakınlaşmamızın çok önemli olduğunu belirtmeliyiz. Batılı 'dostlarımız' da bu yakınlaşmanın öneminin ve tehlikesinin farkındalar! Nitekim, Amerika'daki Washington Enstitüsü'nün son raporunda, “Türkiye'nin, İran ve Irak'la yakınlaşmasının, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarına zarar vereceği” açıkça ifade edilmiş!
Bağımsız Kürdistan'ın, “II. İsrail Devleti” olduğu artık gün gibi meydandadır. Bu bir ABD-İsrail projesidir ve amacı, Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarının bir bölümünü içine alan, II. bir İsrail Devletinin kurulmasıdır. Emperyalizm ve Siyonizm ortaklığının bu menfur projesini ancak 'Bölge Devletlerinin İşbirliği' önleyebilir. İşte, Atatürk'ün Sadabat Paktı'nın önemi de burada karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, İç Cephe'nin güçlendirilmesinin önemi de ortadadır. O nedenle, iktidar, ideolojik tercihlerine göre, milleti şekillendirmek ısrarından artık vazgeçmeli; yeni kutuplaşmalara zemin yaratmamalıdır. ./…





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık