• 20 Şubat 2017, Pazartesi 8:13
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

'VALİLERİN İL BAŞKANLIĞI' MESELESİ!
 İktidar sözcülerinin, Anayasa değişikliklerini savunurken, ne alâka olduğunu bir türlü anlayamadığımız bir suçlamaları da,  Tek Parti Dönemindeki, Valilerin İl Başkanı olması uygulamasınadır. Daha önce de bu konu üzerinde yazmıştık. Tekrar olacak, fakat beşer hafızası fazla kuvvetli olmadığından, hatırlatmakta yarar var. Fakat önce şu “Tek Parti Diktatörlüğü” iddiasına değinelim. Bu iddiada bulunanların büyük bir çoğunluğunun, bu dönem hakkında yeterli bilgiye sahip olduklarına inanmıyoruz. Bir örnek verelim: Geçen Ocak ayında, Kanal A Haber'de bir tarih programını izliyoruz. Programı sunan, “1854 Kırım Harbi yenilgimizden sonra, İngiltere bize Balta Limanı Serbest Ticaret Antlaşmasını imzalatmayı başardı” demesin mi? 
Neresini düzeltelim? Bir kere, 1854 Kırım Harbi'nde, biz yenilmedik! İkincisi Balta Limanı Antlaşması 1838 yılında imzalandı! Yani, Osmanlı ekonomisini Batı kapitalizminin pazarı durumuna getiren bu antlaşmanın imzalanmasının Kırım Harbi ile hiçbir ilgisi yok!
Tek Parti suçlamasına gelecek olursak; Önce “O dönemde kaç ülkede Çok Partili hayat vardı ve Büyük Zafer'in hemen ardından, bir siyaset kavgasını bu ülke kaldırabilir miydi” diye sormak gerekir! Ne yazık ki, siyasî ihtiraslar ve önyargılar  bunların düşünülmesini bile engelliyor! 
Bir tek örnek verelim: Atatürk'ün Büyük Zafer'den sonra, bir köşeye çekilmemesini kabullenemeyen hırslı ve maceracı İttihatçılar, 9 Kasım 1924'de, Kâzım Karabekir Paşa'yı da kullanarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurmuşlardı. İttihatçıların önemli isimlerinden Dr. Nazım Bey, bu partiye katılması için, İttihatçıların Adalet Bakanlarından, eski Devlet Şurası Reisi Halil Menteş Bey'e başvurur. Hasan Rıza Soyak'ın belirttiğine göre, artık iktidar kavgası yaşanmasını istemeyen Halil Menteş, Dr. Nazım Bey'e yazdığı mektupta, tarih dersi mesabesinde olan şu uyarıyı yapar: “…Kim sebebiyet verirse versin, ikiliği muzır bulurum… Hülyaperver olmayalım. İnkılâpçıları öldüren en büyük tehlike, henüz buhran devam ederken,  inkılâpçılar arasına sokulacak fraksiyon ihtirasıdır. Fransa'da ilk Cumhuriyeti öldüren de budur. Tarihte pek çok feci misalleri vardır.  Fransa'da Cumhuriyet öldü fakat Fransa baki kaldı.  Çok korkarım ki, bizde Cumhuriyet maazallah ölürse, vatan da beraber elden gider. Meşrûtiyet'ten sonra, dahili ve harici suikastlara karşı memleketi ve hürriyeti ancak tesanüt ve teyakkuzumuzla ayakta tutabildiğimizi unutmamalıyız” (Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”,  s. 283)! 
Bir örnek de Ahmet Emin Yalman'dan verelim: Rauf Bey, kuracakları parti hakkında Yalman'ın görüşlerini öğrenmek ister. Yalman “İttihatçılara karşı ne vaziyet alacaksınız?”  sorusuna,  “Onların politika tecrübe-leri var,  faydalanacağız!” cevabını alınca;  daha önce, 'kurulacak partinin memlekette nâzım bir muraka-be rolü oynayabileceği' inancında olduğunu söyleyen Yalman, “Bu söylediğim sözleri geri alıyorum. Hoşnutsuz İttihatçılarla işbirliği edecek bir parti, vakarlı bir nâzım kuvvet hâlinde kalamayacaktır; ihtiraslara sürüklenecektir. Siz baştakiler ne yapar-sanız yapın, iktidarı bir an evvel ele geçirmek heve-si ortalığa hâkim olacaktır” der (Soyak, age.s. 733)!
Her nasılsa, Atatürk'ü bir türlü sevemeyen kesimler, bu tarihî gerçeklerden habersiz, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılmasını, demokrasiye bir darbe olarak değerlendirirler. Düşünmezler ki, bu parti kapatılmamış olsaydı, kardeş kavgası daha o yıllarda başlayacaktı ve bu devletin günümüze kadar gelebilmesi acaba mümkün olabilecek miydi?
Gelelim, şu Valilerin İl Başkanlığı meselesine! Bunun temel sebebi, Atatürk'ün, güç sarhoşu siyasetçilerin tahakkümünü önleyebilmek arzusudur.  Anlatalım: Bugün 'Tek Parti Diktatörlüğü' diye aşağılanan Atatürk dönemi için, Falih Rıfkı Atay Çankaya kitabında şu değerlendirmeyi yapar, “En mutlu Türkler O'nun sağlığında ölenlerdir.”
Atatürk Döneminde, Valilerin İl Başkanı, kaymakamla-rın İlçe Başkanı yapılmaları da, Tek Parti Döneminin  anti demokratik bir uygulaması olarak değerlendirilir. Hâlbuki, Atatürk bunu, despotik bir yönetim kurmak için değil, daha demokratik bir idare olsun diye yapıyor! 
Ayrıca İçişleri Bakanının Parti Genel Sekreteri olması da kabul edilecek ve bunu takiben, İsmet Paşa Başbakanlıktan alınarak yerine Celâl Bayar getirilecektir! 11 Ekim 1936'da CHP Parti tüzüğünün değiştirilerek, Valilerin İl Başkanı yapılmaları konusunda,  Hasan Rıza Soyak'ın,  Atatürk'le aralarında geçen diyalog özetle şöyle: “Bir münasebet getirerek, bu konuda ileri sürülen aksi mütalâaları ve şahsî düşüncelerimi arz ettim. 'Evet' dedi; 'doğrudur; kararımız birtakım başka mahzurlar doğurabilir.  Fakat muhakkak ki, bundan önce, mevcut olan en büyük, hattâ feci mahsuru; yani kanun karşısında sorumsuz olan adamların devlet işlerine hâkim olması itiyadını ortadan kaldıracağı için getireceği fayda, o mahsurlardan daha büyük olacaktır.'”
Soyak, bu konunun evveliyatı hakkında da tarihimize ışık tutacak şu çok önemli bilgileri veriyor: “Atatürk sorumsuz parti adamları ile, öteden beri tahakkümü itiyad edinmiş bulunan birtakım şahıs ve zümrelerin, devlet memurları üzerinde baskı yapmalarına hiç tahammül edemezdi. Esasen O, icra mevkiinde bulunanların da -kendisinin müstesna bir dikkat ve titizlikle riayet ettiği- kanunî yetki ve sorumluluklarının, her türlü şahsî duygu ve keyfî hareketlerden tamamıyla salim, bir ahenk içinde cereyan etmesini sağlamak için gayret sarf etmekten bir an geri durmamıştır; bu yoldaki mücadelesinde karşılaştığı güçlükler yüzünden ne büyük sıkıntılara katlandığına defalarca şahit oldum…. Atatürk, bir sabah derhal İzmir'e gitmek istediğini söyleyerek hazırlık yapmamızı emretti. Hazırlandık, hemen o akşam yola çıktık. İzmir'de daha evvel kendisine hediye edilmiş olan Kordonboyu'ndaki Naim Palas'a indik. İlk akşam yemeğine daha bazı zatlar ile beraber, vali rahmetli general Kâzım Dirik ve Cumhuriyet Halk Partisi müfettişi, Balıkesir mebusu Hacim Muhittin Çarıklı da davetli idi…. Oturduğum yerden sofra görünmüyor, fakat konuştukları işitiliyordu; birdenbire Atatürk'ün sesi yükseldi: “Paşa hazretleri, burada vali yani devletin temsilcisidir.  Koskoca Vali-i Âlişân (şânı yüksek)! Burada ben bile onun kararlarına göre hareket etmek mecburiyetindeyim. Meselâ, bana bugün sokağa çıkma diyebilir ve ben buna uyarım, uymak zorundayım. Çünkü buranın asayişinden, idaresinden, her şeyinden o sorumludur” diye konuşuyordu. 
Atatürk, bu toplantıda Hacim Muhittin Bey'in istifasını ister ve bunun sebebini daha sonra Hasan Rıza Bey'e âdeta bir devlet yönetimi dersi vererek, özetle şöyle açıklar: “Hacim Muhittin Bey'in mebusluk ve Parti müfettişliği sıfatlarına dayanarak, Kâzım Paşa'ya tahakküm etmek sevdasına kapılmış olmasından şüphelenmiştim. Buraya işte bunun için, yani durumu yakından görüp incelemek için geldim. Daha ilk temasımda şüphemin yerinde olduğunu hissettim! Vali bulunduğu vilâyette devletin mümessilidir; oranın her hâlinden kanunen o mesuldür.  Parti müfettişinin ise orada kanunî ve resmî hiçbir sıfatı, tabiatıyla da hiçbir nevi sorumluluğu yoktur.  Onun vazifesi, nihayet Parti işlerini düzenlemekten ibarettir; icra işlerine müdahale edemez, etmemesi lâzımdır…(Atatürk'ten Hatıralar, s. 462).
Atatürk, Valilerin siyasetçilere değil, halka hizmet etmelerini sağlayabilmek için bu yöntemi benimsedi ve bu uygulama 1947'ye kadar devam etti. Bu bilgilerden sonra “Atatürk yanlış yapmış” denilebilir mi?
Düşününüz ki, devir Tek Parti devriydi;  Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi bile CHP'nin Ankara İl Başkanlığını yapmıştı! Adnan Menderes'in Atatürk'ün tavsiyesi ile milletvekili yapıldığını ve CHP'de Parti Müfettişi olarak görev yaptığını da hatırlatırız! 
Diğer taraftan,  Tek Parti Dönemini eleştirenlere, zamanın öyle gerektirdiğini, o devirde dünyanın kaç ülkesinde Çok Partili bir Demokrasi olduğunu araştırmalarını öneririz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık