• 15 Eylül 2014, Pazartesi 9:28
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

VAH BENİM DEVLETİM!
 Enver Paşa’nın bir oldu-bittisiyle girdiğimiz I. Dünya Harbi’nin sonunda, Osmanlı Devleti’nin çökmesinden sonra, emperyalist devletler, yaşadığımız coğrafyada cetvelle çizdikleri sınırlar içinde kurdukları yapay devletleri nasıl yapılandırdılar? Etnik yapılar ve mezhepçilik nasıl ateşlendi? Bunları iyi bilmek durumundayız. Bugün yaşadığımız kaosun tohumları, daha o zaman, son derece bilinçli olarak atılmıştır. Fransızların Lübnan’dan ayrılırken arkalarında bıraktıkları devlet düzeni,  bunun tipik bir örneğidir. Cumhurbaşkanı Hıristiyan, Başbakan Sünnî; Meclis Başkanı Şiî! Lübnan nüfusunun çoğunluğu Müslüman fakat siyasî alanda Hıristiyanlar daha etkili. 128 üyeli parlamentoda Hıristiyan ve Müslümanlar yarı yarıya! Hükümette de bütün gruplar, resmî protokolle kabul edilen oranlara göre temsil edilmekte!
Ne güzel! “İşte gerçek demokrasi” diyebilirsiniz fakat ne yazık ki,  öyle değil. Bu yapı yüzünden Lübnan bir türlü kaostan kurtulamıyor! Batılı dostlarımız, işte böyle, kaos içinde yüzdürmek istedikleri halklara, kendi ülkelerinde aslâ izin vermeyecekleri bir çok kültürlülük anlayışını ‘Demokrasi’ diye yutturuyorlar!
Bugün, Batı’lı ‘dostlarımızın’, ‘demokratikleşmemiz için’ bize de böyle çok kültürlü bir yapıyı dayattıklarını ve kimi saf, demokrasi âşıklarının da, Türk Millî Devleti’nin sonu demek olan böyle bir yapıyı  arzuladıklarını biliyoruz! Daha da vahimi, 2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP iktidarının da bu düşüncelere sahip olmasıdır!  Sayın Erdoğan, sürekli olarak ilk Meclis’i örnek gösteriyor. Şu sözler ona aittir: “İlk Meclis’teki muhteva tam anlamıyla bir Türkiye manzarasıydı. Orada Türkler vardı, Kürtler vardı, Araplar vardı, Çerkezler vardı, Gürcüler vardı, Arnavut vardı, Boşnak vardı, Roman vardı, orada Sünniler vardı, Aleviler vardı… Bütün farklılıklar red edildi.  Etnik kökenler, diller inançlar, değerler reddedildi.  Ret, inkâr, asimilasyon, bu tür politikalar geliştirildi.”
Sayın Cumhurbaşkanımız da belli ki, tıpkı Osmanlı’daki gibi çok kültürlü bir yapıyı arzulamakta; iyi de Osmanlı bu yüzden yok olmadı mı? Fransız devlet adamı Lamartin bile, Osmanlı’nın en büyük yanlışının Batılı devletler gibi asimilâsyon yapmamaları olduğunu söylediği hâlde, bugün böyle bir yapının arzu edilmesi aymazlık değilse nedir?
Bu iktidar, ‘Yeni Osmanlı’ hayalleri kuruyor; arzu ettikleri bu düzeni ancak çok kültürlü bir devlet yapısı ile yeniden ihya edebileceğini zannediyor fakat, Osmanlı’nın bu çok kültürlü yapı yüzünden parçalandığını bilmiyor; bu fantezileri sebebiyle Cumhuriyetin de parçalanabileceğini hesap edemiyor! Daha da vahimi, ‘Henüz’, onlara dur diyecek etkili bir Millî Güç ortada gözükmüyor!
Cumhuriyeti kuran kutlu insanların, Türk Milliyetçiliği kavramını geliştirmeleri, akşamdan sabaha gerçekleşen bir hadise değildir. Türk Milliyetçiliği fikri, yaşanan büyük travmalardan sonra  bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu  aydınları ve siyasetçileri Hıristiyan ve Müslüman tüm unsurları bir arada tutarak, imparatorluğu yaşatmanın arayışı içindeydiler. Meşrûtiyetle tanınan haklar, yabancı unsurların ayrılma taleplerini gevşetecek; bir arada yaşama arzularını pekiştirecek zannettiler fakat aksine, ayrılık arzuları daha da kamçılandı! Aynı durum bugün Kürtler için de söz konusudur!
Osmanlı’nın son dönemlerindeki ‘Osmanlıcılık, İslâmcılık’ arayışları bir fanteziden öteye gidemedi; Hıristiyan unsurların, Müslüman Arnavutların ve Arapların milliyetçilik arzuları törpülenemedi. Bu devleti yönetmek iddiasında olanlar, bu topraklarda yaşanan tarihi çok iyi bilmek zorundadırlar. İnanıyoruz ki, günümüzün Abdülhamid Han hayranları, Sultan Abdülhamid’in şu düşüncelerinden de habersizdirler: “Türk unsurunu kuvvetlendirmeğe dikkat etmeliyiz. Rumeli’nde ve bilhassa Anadolu’da Türk unsurunu kuvvetlendirmek ve her şeyden evvel de içimizdeki Kürtleri yoğurup kendimize mâl etmek şarttır” (Nurer Uğurlu, “II. Abdülhamid’in Hatıra Defteri”,    s. 237).
  Prof. Mehmet Genç’in belirttiğine göre de,  Abdülhamid döneminde, devletin bekası için öngörülen dört şarttan biri ‘yönetimde ağırlığın Türklerde olmasıdır’(SKY TV, 31.7.2013)!
1876 Anayasasının 18. maddesine  “Devletin resmî dili Türkçedir”  ve 19. maddesine “Türkçe bilen herkes kendi yeteneklerine göre memuriyete girebilir” hükümlerinin de,  Abdülhamid’in emri ile konulduğunu belirtelim!
‘Yeni Osmanlıcı’ların bilgilerine sunulur.
Bugün Abdülhamid Han’ın ruhuna sahip olduklarını söyleyenlerin,  Sultan Abdülhamid’i hiç tanımadıkları anlaşılıyor! Gerçekten oldukça dramatik bir durumdur fakat ne acıdır ki,  ‘Atatürkçüyüm’ diyenlerin çok büyük bir çoğunluğu da Atatürk’ü tanımamaktadır!
Osmanlı, çok kültürlü yapısı yüzünden yıkılışa sürüklendiği hâlde, şimdi bu iktidarın da, böyle bir özlem içinde olması tarihten hiç ders alınmadığını göstermektedir. Bu ülkede yaşayan insanların, etnik ve mezhep kimliklerinin daha fazla öne çıkarılması ile, daha mutlu bir Türkiye tablosu ortaya çıkacağını zannedenler büyük bir gaflet içindedirler. Millî Devlet yapımız parçalandığı takdirde, ‘Etnik haklar peşinde koşanlar dahil’ bütün vatandaşlarımızın mağdur olacağı derin bir kaosa sürükleneceğimizin ve bu durumun sadece emperyalist ‘dostlarımızın’ menfaatlerine hizmet edeceğinin görülememesi hazindir.
İşte Lübnan’ın durumu meydandadır. İşte 2003’den bu yana Irak’ta yaşananlar ve Suriye’deki ‘Özgürlük Mücadelesinin’ Suriye’yi getirdiği durum meydandadır.  ‘Dostumuz’ Amerika, Fransa’nın Lübnan’da yaptığını Irak’ta yaparak; bu ülkede de çok kültürlü bir yapının kurulmasını sağlamıştır. Amerika’nın, 2003 yılındaki askerî harekâtından sonra, kan gölüne dönen Irak için yaptığı anayasaya göre, Cumhurbaşkanı Kürt;  Başbakan Şiî ve  Meclis Başkanı Sünnî Iraklılar arasından seçilmektedir!
Türkler söz konusu olduğunda, bütün bu çok kültürlülük nutuklarının bir anda bir kenara bırakılması tuhaf değil midir? Irak burada enteresan bir laboratuar olarak karşımızdadır. Bin yıl Türklerin hâkim olduğu bir coğrafya olan Irak’ta, bugün, Türk’ün adı yoktur! Evet,  Amerika’nın yaptığı Anayasaya göre, Irak bir Arap ve Kürt devleti olarak tanımlanıyor! Türkün adı yok! Hâlbuki, 1991 yılında, Saddam’ın yaptırdığı ve gerçek durumu yansıttığı kuşkulu olan nüfus sayımına göre bile, Türkler nüfusun yüzde 13’üne sahipti!  Irak nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 70’i Arap, yüzde 15’i ise Kürt’tür.
Irak Anayasasını yazan ‘dostumuz’, ‘müttefikimiz’ ve de ‘Velîmiz’ Amerika,  Cumhurbaşkanının ‘Kürt’ olmasını buyurmuş fakat Türk’ün esamisi bile okunmuyor ve bu durum  Ankara’yı hiç mi hiç rahatsız etmiyor! Bu da bir başka tuhaflık!
Irak’ta her şey emperyalizmin çıkarlarına göre ayarlanıyor. Kuzeyde, ‘bizim himayemizde’  bir Kürt Devleti kurulmasını sağlayan Amerika, 2003’ten beri statüsü belirsiz olan Kerkük’ü, sonunda,  ‘IŞİD oyunu ile’ Kürtlerin hâkimiyetine sokmayı da başardı! Şimdi IŞİD bahanesi kullanılarak, bu devlete dünyanın her tarafından silâhlar yağıyor! Bu silâhların yarın bize karşı kullanılmayacağını kim garanti edebilir?
Hükümetin müsamahası ile, Güney Doğu’da, terör örgütünün hüküm sürdüğü bir yapı kuruldu. Burada artık T.C’nin ‘şimdilik’ sadece ismi var!
Paralel Yapı’nın devleti dinlediği iddialarından sonra, şimdi de ABD’nin, Almanya’nın ve İngiltere’nin devletimizi dinlediği meydana çıktı! Cumhuriyet tarihimizin en büyük skandalı olan, kutu kutu Dolarların, Euroların ele geçtiği, dört bakanın istifasına yol açan 17- 25 Aralık Yolsuzluk Soruşturmasında savcılık takipsizlik kararı verdi; soruşturmayı yapan polisler hakkında takibat başlatıldı!
Genelkurmay Başkanımız, AKP iktidarının, Meclis’e de bilgi vermeden yürüttüğü Çözüm Süreci’nden bilgisi olmadığını söylüyor!
Yeni Cumhurbaşkanı, Cumhuriyetin sembolü olan Çankaya Köşkü’nde oturmayacağını açıkladı!
Savcılık iddianamesi ile, Gezi Parkı eylemleri sebebiyle, Çarşı Grubu’nun ‘Darbeye Teşebbüs’ten müebbetle yargılanması istendi!
Aklımıza,  Orhan Veli’nin, tam da, devlet olarak içinde bulunduğumuz duruma uyan şu dizeleri  geliyor: “Paralel paralel paralellim.  Taralel taralel taralellim!”
Vah benim devletim! Vah ki  vah!
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık