• 23 Kasım 2015, Pazartesi 9:00
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

ÜMMÎLİĞİ BİLE DOĞRU BİLMİYORUZ!
 Peygamberimizin ümmî olduğunu biliyoruz da ümmîliğin ne olduğunu ne yazık ki, ilâhiyatçılarımızın bile birçoğu bilmiyor! Ümmî, birçoklarımızın sandığı gibi, 'okuma yazma bilmeyen' demek değil. Cuma hutbelerinde biz de, 'Peygamberimiz ümmî idi, okuma yazma bilmezdi' ifadelerinin kullanıldığına çokça şahit olduk. Hâlbuki, Kur'an'ı Kerim'deki birçok ayette, ümmîliğin gerçek anlamı açıklanmış! Tabiî, bunu anlayabilmek için, önce Türkçe bir Kur'an okumak gerek! Ne yazık ki, anlamı bilinmeden, Kur'an'ın Arapçasının ezberlenmesi, Müslümanların Kur'an'ın özünü anlamalarını önlüyor ve bu da birtakım rivayet ve hurafelerin dinin yerini almasına sebep oluyor. Bunun sonucu da, IŞİD ve benzerleridir!
Kur'an'da 'Ümmîlik' kavramının geçtiği ayetlere bakalım: Bakara 78:  “Bunların bir de ümmî takımı vardır; Kitabı (Tevrat'ı) bilmezler..” Al-i İmran 20: “…Kendilerine kitap verilenlere  ve ümmîlere de ki…”  Al-i İmran 75: “Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça, onu sana iade etmez. Bu da onların, 'Ümmîlere karşı bize vebal yoktur' demelerinden dolayıdır….”
Araf 157: “ Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de buldukları Resule, o ümmî Peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar….”
Araf 158: “….O hâlde o ümmî Peygambere iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulasınız.”
Cuma 2: “O ümmîlere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir…”
Bu ayetlerden, 'ümmîlikle', 'Kitabı  (Tevrat ve İncil) bilmeyenlerin, kendilerine Kitap verilmeyenlerin' kast edildiği açıkça anlaşılıyor. Kitap verilenler, yani Yahudi ve Hıristiyanlar  için, birçok ayette “Kitap Ehli” kavramı kullanılmaktadır.
Ankebut Suresi 48. ayette, “Sen şu Kur'an'dan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun…” buyruluyor. 
İlâhiyatçı Süleyman Yıldırım, bu ayeti şöyle tefsir etmiş: “Hz. Peygamber'in, ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olmayan bir zat olduğu tarihî bir gerçektir!”
Diyanet'in 2012  Meal-Tefsiri s. 277'de de, bu ayetin tefsirinde, Peygamberimizin en azından 13 yıllık Mekke döneminde, okuma yazmasının olmadığı belirtilmektedir!
İlâhiyatçı Recep İhsan Eliaçık  ise, bu ayeti şöyle tefsir etmiş: “Ey Muhammed! Sen bu Kur'an gelmezden önce, ne daha önce gönderilmiş kitaplardan birisini (Tevrat, İncil) okumuş, ne de bu konularla ilgili bir kitap yazmıştın. Bunlardan habersizdin. Eğer böyle olsaydı, 'Bu adam zaten bu tür kitaplarla ilgilenip duruyor. Daha önce Tevrat ve İncil'i okumuş; söyledikleri  onlardan ikti-bas etmekten başka bir şey değil' derlerdi. Demek ki, bu ayet, Hz. Peygamberin hiç okuma yazma bil-mediğini değil, önceki ilâhî kitaplarla ilgili bir oku-ması ve yazması  olmadığını söylemektedir.”
Görüldüğü gibi, ümmîlikten kasıt, Peygamberimizin okur-yazar olmadığı değil, daha önce vahyedilen kitaplar hakkında (Tevrat ve İncil) bilgi sahibi olmamasıdır ki, bu da,   Peygamberimizin tebliğ ettiği ayetlerin vahiy  olduğunun kanıtıdır. 
Bu kadar açık bir konuda bile, bu kadar farklı yorumların yapılması üzücü ve düşündürücü değil mi?
Ne yazık ki, dinimiz gibi çok önemli bir konuda bile büyük bir ciddiyetsizlik hâkimdir. Peygamberimizin evlilikleri için de bu böyledir. Bazı densizler, Peygamberimi-zin Hz. Ayşe ile 9 yaşında evlendiğini ileri sürerek, yüce Peygamberimize 'sübyancılık' imasında bulunurlar. Vahim olan şey ise bu iftiraya, Müslümanlar arasında bile inananların çıkmasıdır. 
Peki, gerçek nedir? Birçok ilâhiyatçı, meselâ Süleyman Ateş, Hakkı Yılmaz, Prof. Yaşar Nuri Öztürk Hz. Ayşe'nin evlendiğinde 17 yaşından daha büyük olduğunu belirtmektedirler. Aynı görüşte olan ilâhiyatçı Recep İhsan Eliaçık, bu 9 yaş konusunun, bir söylemin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını bildirmektedir. Bazı kaynaklarda, Hz. Ayşe'nin, evlendiğinde '9 yıldır  ay hâli gördüğü' belirtilmektedir. Buna göre, demek oluyor ki, 10 yaşında iken adet görmeye başlayan Hz. Ayşe'nin gerçek yaşı 10+9= 19 olmaktadır.
Peygamberimizin toplum düzeninde gerçekleştirdiği Sosyal Devrimi örtbas etmek isteyenler her yola başvurmuşlardır. Bu yollardan birisi de, Peygamberimizin evliliklerini dile getirerek, itibar kaybettirme gayretleridir. Bilindiği gibi, Peygamberimiz 25 yaşındayken, 40 yaşındaki Hz. Hatice ile evlenmişti. Hz. Hatice 65 yaşında iken ölmüştür. Peygamberimiz Hz. Hatice'nin ölümünden 2.5 yıl sonra, 50 yaşın üzerindeyken, ev işlerinin görülmesi için,  kendisi ile aynı yaşta olan, Sevde isimli dul bir yaşlı kadınla evlendirilmiştir. Sevde 5 yıl sonra ölmüştür. Zaten evliliklerinin çoğu da, kadınların korunması ve aşiretlerin Müslümanlığa kazanılması amacıyladır. 3. eşi olan Hz. Ayşe, Peygamberimizin önceden evlilik yapmamış tek eşidir. Yani, Peygam-berimizin diğer eşlerinin hepsi dul kadınlardı.
Evlilikleri dile getirilerek, Peygamberimiz 'kadın düşkünü' bir erkek  olarak  resmedilmek istenmektedir. Peygamberimiz “Muhammed-ül emin” olarak anılmaktaydı;  yani Mekke halkının çok güvendiği bir insandı.  Varlıklı bir insan değildi; son derece sade bir hayat sürmekteydi. Bilindiği gibi, eşi Hz. Hatice varlıklı bir kadındı. Fakat Hz. Hatice'nin de, Mekke'deki 3 yıllık ambargo sırasında, Müslümanların geçimlerini sağlamak uğrunda, bütün servetini tükettiği bilinmelidir. 
Peygamberimiz evlenmeden önce başından bir nişan macerası geçmiştir. Bu nişanlısından, bir hafifliğini gördüğü için ayrılmıştı (Kaynak, Abdurrahman Şarkavi, “Özgürlük Peygamberi”).
Birçok kimse, dinimizin çok eşliliğe izin verdiğini zanneder. Hâlbuki, bu doğru değildir. Nisa Suresinin 129. ayetinden bu açıkça anlaşılmaktadır:  “…Ve kadınlarınız arasında adaletli davranmaya ne kadar uğraşsanız da aslâ güç yetiremezsiniz. Öyleyse birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın!”
Bu ayet, Diyanet'in 2012 tefsiri, Cilt II, s. 155'de şöyle açıklanmış: “Burada ne kadar istense, üzerine düşülse, gayret edilse de birden fazla eş arasında, her yönden adil davranmanın mümkün olmadığı açık ve kesin bir ifadeyle dile getirilmiş-tir ve tek eşlilik tavsiye olunmuştur.” 
Bu ayete rağmen, türbanlı bacılarımız 2. 3. 4. eş olmaya nasıl razı olabilirler; sakallı kardeşlerimiz de, birden fazla eş almayı nasıl, hak görebilirler? Demek ki, önce, Müslümanlığı ana kaynağından, yani Kur'an'dan öğrenmek gerek.
İslâmiyet'i ve Peygamberimizi küçültmek amacıyla yapılan cahilce ya da amaçlı saldırılardan birisi de, islâmiyetin köleliği yasaklamadığı iddialarıdır.
Bir kere İslâmiyet'in eşitliği ve adaleti öngördüğünü hatırlatırız! Köle Bilâl ile eşit hâle gelme fikri müşrikleri dehşete düşürmüştü! İslâmiyet köleliğe karşıydı fakat köleliğin çok yaygın olduğu bir toplumda, -çok eşlilikte olduğu gibi- kesin bir yasak konulmamıştır. Düşününüz ki, Amerika'da bile kölelik, 1860'lardaki iç savaştan sonra kaldırıldığı hâlde, zenci hakları için mücadele günümüzde de sürmektedir! 
Dikkatle okunduğunda, görülecektir ki, Kur'an'ı Kerim birçok ayetinde, köleliğe karşı çıkmaktadır. Meselâ Beled Suresi bunlardan biridir. Bu surede, insanların yapmakta zorlandıkları, menfaatlerine aykırı işler için “Sarp yokuş” ifadesi kullanılmaktadır. Surenin  12. ayetinde, “Sarp yokuş bilir misin nedir?” denildikten sonra 13. ayette de,  “Bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır” ifadesi kullanılıyor!
İslâmiyet sadece bilinen köleliğe değil;  servete, şöhrete, güce ve nefse köleliği de karşıdır. İslâmiyet Müslümanlardan, sadece Allah'a kulluk etmelerini istemektedir. Allah'a kulluk insanları özgürleştirir. Çünkü Allah'a kulluk eden-ler, onun bunun kölesi olamazlar. Eğer oluyorlarsa onların Müslümanlıkla-rında bir problem var demektir. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık