• 29 Ocak 2018, Pazartesi 8:05
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜSİAD'IN ÇIKIŞI DEVRİM GİBİ!
 TÜSİAD'ın 18 Ocak'ta yapılan 48. Olağan Genel Kurulu'nda, Yüksek İstişare Konseyi Başkanı sayın Tuncay Özilhan, tarihî öneme sahip bir konuşma yaptı. Serbest Piyasa'nın ve Batı Dünyasının Üstünlüğü ezberini bozacak içerikteki konuşma özetle şöyle:
“Dünyanın ekonomik ve siyasî yapısında önemli değişimler yaşanıyor. Âdeta dünyanın ekonomik ve siyasî karkası değişiyor. Küresel sistem tartışmaları tüm ülkelerdeki karar vericileri derinden etkiliyor. Liberal Demokratik Düzenin eşitlik ve adalet getirmediği, sadece batının emperyalist politikalarına hizmet ettiği iddiaları birçok ülkede güç kazanıyor. Dünyanın ağırlık merkezi batıdan doğuya doğru kayıyor. Bu sadece ekonomik güç açısından değil, siyasî ve askerî güç açısından, hattâ kültürel açıdan da batının hegemonyasını zayıflatıyor; doğunun değerleri giderek yükseliyor. Geçen sene dünyada en hızlı büyüme sağlamış ülkelerin pek azında Liberal Ekonomi ve Politika İlkelerinin geçerli olduğunu görüyoruz. Çin, devlet güdümündeki ekonomilerin bir gün mutlaka çökeceği inancını yerle bir etti. Liberal Demokrasi, hukuk devleti ve piyasa ekonomisinin tüm dünyaya barış ve refah getireceği beklentisinin boş çıktığını itiraf etmek durumundayız. Dünyanın ekonomik ve siyasî güç dengelerinin yeniden oluştuğu, adeta tektonik değişimlerin yaşandığı bu çağda, değişimin hızına ayak uydurabilmek için ülkelerin hızlı ve etkin karar alması gerekiyor.
Toplumun tepesindeki en zengin kesimler büyümenin nimetlerinden daha fazla yararlandı.
Nüfus kentlere yığıldı. Bu değişim toplum hayatını her alanda köklü biçimde etkiledi. Sosyolojideki bu değişikliğe ekonomik ve siyasî hayatın ayak uydurması gerekir.
İktidar toplumu kucaklamalı, muhalefetin önünü açmalı, sorunlarımızı beraberce aşmak için daha iyiyi hep beraber bulmak için topluma tartışma ortamı sağlanmalı! Muhalefet yapıcı projelerle halka umut aşılamalı.
Türkiye üretmiyor! Hem tarım hem sanayi üretiminde kan kaybediyoruz. Büyüme kentsel ranta dayalı olursa, sınırlarını da rant çizer! Büyümeyi sürekli olarak yüksek seviyelerde tutmak için üretime dayalı bir ekonomik yapı şarttır.
Liyakat temelinde yapılacak atamalarda, devlet kurumlarının kapasitesinin arttırılması ve yönetimin güçlendirilmesi gereğinin önemini bir kez daha belirtmek isteriz!”
Sayın Özilhan bu müthiş tespitleri yapmış! Özellikle Liberal Ekonomi hakkındaki değerlendirmeleri, Türk aydınlarının yüz elli yıllık ezberlerini bozacak ve bu ülkenin Kemalist aydınlarını haklı çıkaracak tespitler! Bu ülkenin Kemalist aydınları yıllarca, Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomisinin, Bölge Merkezli siyasetinin önemini anlatmaya çalışmışlar; bu yüzden de 'Türkiye'nin dünyaya kapanmasını istemekle' suçlanmışlardı! Şimdi ilk kez, işadamları hemen hemen aynı şeyleri söylüyorlar! Fakat bunları kim uygulayacak? İktidarın plânlı bir Avrasya stratejisi yok; 'Atatürk'ün Partisiyiz' diyenler ise, hâlâ Batıcı politikaları savunuyorlar! Hâlbuki, Türkiye bu hâle bu politikalar yüzünden geldi!
TÜSİAD bile Çin'i işaret ederken, sayın Kılıçdaroğlu, bir grup toplantısında yaptığı konuşmada, ŞİÖ'ye (Şanghay İşbirliği Örgütü) girelim diyen Başbakanı şu sözlerle eleştirmişti: “1071'den beri bizim yönümüz Batı'ya çevrilmiştir. Batı bir coğrafyanın adı değildir. Batı bir uygarlığın adıdır. Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Hangi gerekçeyle, kime danıştınız? Kiminle konuştunuz? Eğer Şanghay işbirliği örgütüne girecekseniz, orası güvenlik açısından önemli bir örgüt, o zaman NATO'yu ne yapacaksınız?”
Ne yazık ki, TÜSİAD'ın gördüğü gerçeği CHP göremiyor! CHP'nin yıllardır iktidar alternatifi olamamasının nedeni de işte bu körlüktür.
Almanya'nın Der Spiegel Dergisi de, “ABD'nin IMF ve Dünya Bankası ile kurduğu dünya ekonomik sisteminin iflâs ettiğini ve yükselen yıldızın Çin'in uyguladığı Karma Ekonomi Sistemi” olduğunu belirtmişti! Unutanlara hatırlatmak isteriz ki, dünyada Karma Ekonomi Sistemini başarı ile ilk uygulayan ülke Atatürk'ün Türkiye'siydi! Katı bir Sosyalist Ekonomi Modeli ile açlığın eşiğine gelen Çin, 1978'den itibaren, Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi siyasetini uygulayarak bu olağanüstü başarıları elde etmiştir! Biz ise, II. Dünya Harbi'nden sonra, Küçük Amerika olmak sevdası ile, Plânlı Karma Ekonomi siyasetini rafa kaldırmıştık! Bugün söz konusu olan yıllık 50 milyar dolar cari açığın nedeni, üretim ekonomisinden vazgeçerek, ithalâtı özendiren politikalar takip edilmesidir. Millî bir Ekonomi Modeli uygulanarak, Batı'nın vesayet çemberi kırılacağına; Tansu Çiller'in “Son Sosyalist ekonomiyi yıkıyoruz” mantığı ile hareket edilerek, çok daha verimli çalıştırılmaları mümkün olan Kamu Kurumlarının “Babalar Gibi” satılmalarıdır!
1940'lı yıllardan sonra, Amerika'nın bize dayattığı Serbest Piyasa Ekonomisi Modelini uygulamamız sonucu, dünyanın, gıda maddeleri bakımından kendine yeten 7 ülkesinden biri olmakla övünen Türkiye, bugün en temel ihtiyaç maddelerini bile ithal etmek durumundadır! 1980 yılında 5 milyon dolar olan tarım ürünleri ithalâtımız bugün 16.5 milyar dolara çıkmıştır! İhracatımızın çok büyük bir bölümü de ithalâta dayalıdır! Batı bizi, 'Demokrasinin olmazsa olmazı Serbest Piyasa' diye nasıl da oyuna getirdi.
İktisadî durumumuzun bu kadar vahim olmasına rağmen, iktidarın da, muhalefetin de Millî bir Ekonomi Modeli yoktur! Türkiye çağa uygun yönetilmiyor. Bu yönetim tarzı sürdürüldüğü takdirde çok daha büyük bedeller ödemeye hazır olunmalıdır.
Prof. Birgül Ayman Güler'in, iktidarın, yönetim yapımız üzerinde yaptığı değişiklikleri eleştirdiği bir yazısında, CHP yetkililerinin 'Demokrasi dışı bir alan' olarak gördükleri Avrasya ülkelerinden verdiği katılımcılık örneklerine bakar mısınız:
“Çin yönetimi, kendi ülkesindeki önderlik bir yana, dünya ülkelerinin siyasî partilerini davet edip, büyük danışmalar süreci yürütüyor. Dayanışma ağları örmeye gayret ediyor!
İran yönetimi, 2014 yılında ülkesinin gelecek 20-30 yılını hedefleyen 'Direniş Ekonomisi Doktrini' adını verdiği bir ana politika belirlemiş, bunu Türkçe ve pek çok başka dilde yayımlıyor!
Rusya, geniş topraklarından gelen binlerce temsilciyle, “Gelecek ve Ülkemiz” eksenli plânlama kurultayları yapıyor. Öğrenciler arasında, “Gelecek sensin, senin Rusya'n ne?” diye yazı yarışmaları açıp gençliğini karar alma sürecine katıyor!”
Avrasya'da böyle bir siyaset hâkim; peki, ya bizde? Her şey iktidara gelmek için!
Ne iktidar ne de muhalefet bu Devrim Fırtınasını kavrayacak ferasete sahip! Fakat bu Devrim Fırtınasının, siyasetin kifayetsiz muhterislerini yakın zamanda tarihin çöplüğüne göndermesi kaçınılmazdır.
'Hür Dünya'nın Koruyucusu' olduğu masalı ile, II. Dünya Harbi'nden sonra dünyayı haraca bağlayan Amerikan İmparatorluğu ve Yeni Dünya Düzeni yıkılıyor! Dünyadaki bu devrimci değişimi dikkate alarak, bu güzelim ülkenin geleceğini plânlayacak, vatandaşlarını bu hedef için seferber edecek ciddî bir çaba yok! Eğitimimizin durumu meydanda! İktidar Ensar, İsmailağa, İlim Yayma Cemiyeti ve Türgev'i devlet protokolüne alıyor! Kamu yararı ambalajıyla bunlara vergi muafiyeti getiriliyor!
15 yıldır yönetimde, sözde İslâmî hassasiyetlere sahip bir iktidar var fakat Kur'an'ın, açık hükümleri “İstişare ediniz” dese de, her konuda, kendi başlarına karar verme anlayışı sürüyor! Bunun son örneği “Kanal İstanbul Projesi”dir. Bu proje aleyhindeki görüşlere internette bir göz atınız, gerçekten de ne kadar 'Çılgın bir Proje' olduğunu göreceksiniz.
Ne yazık ki, iktidar da, muhalefet de ülkeyi geren bir siyaset izlemekte ısrarlılar! İki taraf da, taraftarlarını kaybetmemek için gerginlikten medet umuyor! Hâlbuki, Türkiye'nin devasa sorunlarını aşabilmek için güçlü bir İç Cephe'ye ihtiyacı var.
Türkiye artık, tabiatını da mahveden bu 'Rantçı Şehirleşme' anlayışından vazgeçmeli ve zaman geçirmeden, bu ülkeyi Batı'nın Açık Pazarı durumuna getiren Liberal Ekonomi felâketine son vererek, Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi siyasetini uygulamaya koymalı; Bölge Devletleriyle siyasî, iktisadî, askerî ve kültürel ilişkilerini geliştirmelidir.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık