• 29 Ağustos 2016, Pazartesi 9:23
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK- RUS İLİŞKİLERİNE BİR BAKIŞ (6)
 Rus tehdidi yalanını çok iyi kullanan Amerika, Atatürk Türkiye'sini  kısa bir sürede kontrol altına almayı başardı. Bu kontrolün boyutlarını kavrayabilmemiz bakımından, CFR'nin Başkanı New York valisi Nelson Rockefeller'in, Başkan Eisonhower'e verdiği bir rapordaki şu tespit anlamlıdır: “Türkiye oltaya yakalanmış balıktır. Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur!” 
1950'lerin sonlarına gelindiğinde, Menderes, Amerika'nın, Türkiye'nin sanayileşmesine karşı olduğunu anlar ve Sovyetler Birliği ile de ilişkilerin geliştirilmesi arayışlarına girer. Türkiye'nin, II. Dünya Harbi'nin sonunda Plân uygulamasından vazgeçerek, Amerika'nın tavsiyeleri ile hareket etmeye başlamasından sonra uygulanan ithalât serbestisi politikasının sonucu olarak, 2 yılda bütün döviz varlığı tükenmiş ve resmî kuru 2.80 TL olan Dolar karaborsada, 20 liraya kadar çıkmıştı. Amerika, Türkiye'nin Tarım ürünleri ihracatına da müdahale etmekteydi. Tabiî Senatör Kurmay Albay Haydar Tunçkanat'a göre, ABD kendi pazarlarını genişletmek için Türkiye'deki zeytin ağaçlarını kestirmekte kararlıydı. Bu maksatla, Türkiye'nin siyasî ve ticarî ilişkilerinin iyi olduğu ve zeytinyağı ve yağlı tohumlar satabileceği sosyalist ülkelerle olan ticaretini de sınırlayacak tedbirleri insafsızca alıp, uygulayacaktır (Tunçkanat, “İkili Antlaşmaların İçyüzü”, s. 85)! 
Uzmanların ifade ettiklerine göre, Amerika bize on binlerce zeytin ağacını kestirmiştir. Tereyağı ve Zeytinyağı yerine halkımız sağlığımıza zararlı yağlara yönlendirilmiştir.  
Sovyetler Birliği ile ilişkilerin geliştirilmesini isteyen Menderes yönetimi, 1957 yılının  Haziran ayında, bir İş Bankası heyetini  Rusya'ya gönderecektir. Atatürk'ün uzun yıllar Dışişleri Bakanlığını yapan Tevfik Rüştü Aras'ın da yetkilileri arasında bulunduğu heyet, Batılı firmalarca reddedilen cam fabrikası kurma önerisini kabul eder. Aras'ın bu heyette bulunması oldukça anlamlıdır çünkü Aras, İnönü dönemindeki Rusya karşıtı politikalara karşı çıkan bir isimdir. Sovyetler, uzun süreli kredi ile petrol gibi mallar satabileceklerini söylerler. Sağlık Bakanı Lütfi Kırdar, 1959 sonlarında Rusya'yı ziyaret eder “Sovyetlerle ilişkilerimiz gelişecektir” der. 
9 Ocak 1960'da, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu şöyle konuşur: “Biz, Sovyetler Birliği ile komşu iki memleketiz ve gene hepimizin bildiği gibi, bağımsızlık savaşımızdan sonra, bu iki memleket aşağı yukarı 1938'e kadar tam bir dostluk içinde yaşamış bulunuyordu ve bunun gerçekten Türkiye bakımından yararlar sağladığını gördük!”
 Anlaşılan o ki, 'Rusya Düşman, Amerika Dost' siyasetinin ne vahim bir hata olduğunu anlayan Demokrat Parti iktidarı, ABD vesayetini kırmanın yollarını aramaktaydı! 11 Nisan 1960'ta, Menderes'in Rusya'ya gideceği, Kruşçev'in Ankara'ya geleceği açıklanır! 'Dostumuz' Amerika bu gelişmelerden rahatsızdır. Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, “ABD'deki açıklamalar göstermiştir ki, CIA, 27 Mayıs hazırlıklarından haberdardır fakat bundan Menderes'i bilgilendir-memiştir! Ankara'dan merkeze gönderilen bir raporda “Menderes'in günleri sayılıdır” denilmek-tedir (“Millî Kurtuluş Tarihi”, s.1616, 1617)!
 Aydın Menderes'in, “Babam ve Ben” kitabında anlattığına göre, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Kruşçev'in iade-i ziyaret kararını bakanlık koridorlarında sevinçle ilân eder. Sonrasını biliyoruz! Bu ziyaret gerçekleşemez. Çünkü 27 Mayıs darbesi yapılır.
27 Mayıs1960 tarihindeki askerî darbeden sonra kurulan hükümetin ilk Dışişleri Bakanı Fahri Korutürk'tü. Fakat bu sadece 6 saat sürecek ve Amerika'nın tavsiyesi ile Dışişleri Bakanlığına, Amerika'nın güvendiği bir isim olan  Selim Sarper getirilecektir! Amerika,  Sarper'i 5 Haziran 1960 tarihinde şu sözlerle övecektir:  “Selim Sarper, gerek NATO'nun gerekse ABD'nin eski bir dostudur. Dışişleri Bakanlığı'na Sarper'in getirilmesi, Türkiye'deki darbenin Pakistan'dakinin benzeri; Mısır, Irak ve Küba'dakinin karşıtı olduğunu göstermiştir” (Avcıoğlu, age. s. 1617). 
 Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, Selim Sarper, NATO toplantısından dönüşte, 19 Kasım 1961'de gazetecilere şöyle konuşur: “Şimdiye kadar, Rusya'dan yapılmasını istediğimiz herhangi bir yardım isteğimiz bulunmadığı gibi, bundan sonra da böyle bir istekte bulunmaya niyetli olmadığımızı söyleyebilirim!” 
Bu, Amerika'ya bağlılık mesajıdır. Türkiye hizaya sokulmuştur!
27 Mayıs'tan sonra, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'den Cemal Gürsel'e gelen, 28.06.1960 tarihli mesajdaki şu tespitler, Atatürk'ten sonra takip edilen Türk dış siyasetinin, ne kadar basiretsiz olduğunu da ortaya koymaktadır: “Eğer, Türkiye tarafsızlık yolunda kalmış olsaydı, kuşkusuz memleketlerimiz arasında en içten ilişkiler kurulmuş olacaktı. Bu durum, ülkelerimize yalnızca yararlar sağlayacaktı. Türkiye'nin kendi imkânlarını, büyük giderler gerektiren askerî hazırlıklar için değil, memleket ekonomisinin kalkınması ve halkının refahı için kullanması imkânı doğacaktı” (Avcıoğlu, age. s. 1591)!
        27 Mayıs'la böyle bir şans doğmuş olmasına rağmen, darbeciler buna yanaşmamışlardır. Bunun nedenini de, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, 27 Mayıs'tan bir yıl sonra hazırladığı bir raporda buluyoruz. Bu raporda, Millî Birlik Komitesi üyelerinin çoğunluğu, ABD yanlısı olarak değerlendiriliyor! MBK üyelerinin önemli bir kısmı, görevleri gereği, daha önce Amerika'da bulunmuşlar; NATO'da, ya da Kore'de görev almışlardı. Eğitimleri ise tabiî ki, Amerikan doktrinleri çerçevesinde olmuştu. 27 Mayıs'ın hemen ardından, 17 Haziran tarihinde, Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel, Amerikan AP Ajansına şu beyanatı veriyordu: “Kanaatimize göre yalnız Türkiye'yi değil, aynı zamanda NATO müttefiklerimizin sağ kanadını da kurtardık” (Aydınlık, 7 Haziran 2012)! Adnan Menderes'in Rusya ile ticaret anlaşması imzalamaya kalkması işte böyle değerlendirilmiş!
Amerika'ya bağımlılığın ne düzeyde olduğu ve bunun nelere mal olduğu hiç olmazsa bugün sağduyu ile değerlendirilmelidir. 12 Eylül öncesindeki Sağ-Sol çatışmasının; FETÖ, PKK, Dinci Terör ve hattâ Emeni Soykırımı iddialarının; Millî Ordumuza kurulan kumpasın arkasındaki güç, başta ABD olmak üzere Batı'dır! Bu gerçeği artık görelim. 15 Temmuz  darbe teşebbüsünde FETÖ-Amerika işbirliği açığa çıkmıştır. Kim dost, kim düşman belli olmuştur. Rusya, Çin, Kazakistan ve İran açıkça bizim yanımızda yer almıştır. Batı'nın bize attığı bu kadar kazığa rağmen., biz hâlâ, bizi mahvetmekte kararlı olan Batı ile, hiçbir şey olmamış gibi, işbirliğini sürdürecek miyiz? 
15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasında, Cumhurbaşkanımız, kendisini ve bu kutsal devletin bütünlüğünü hedef alan Batı Emperyalizmine karşı, -anti emperyalist bir gelenekten gelmemiş olsa da-, şartların zorlamasıyla Avrasya Cephesine yanaşmak zorunda kalmıştır. Hatalı Suriye politikasının da değişeceğinin işaretleri alınmaktadır. Bu safhada, Atatürkçü-Ulusalcı ve Milliyetçilerin yapmaları gereken, kin ve nefret duygularından sıyrılarak; ülkenin geleceği için, iktidarın yanlışlarını eleştirmek fakat Avrasya  doğrultusunda atılacak adımları  desteklemek; hattâ teşvik etmektir.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık