• 19 Ağustos 2016, Cuma 9:17
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK- RUS İLİŞKİLERİNE BİR BAKIŞ (4)
 1930'lu yılların başında, ülkenin sanayileşmesi için  Plânlı Karma Ekonomiye karar verilir.  Doğan Avcıoğlu, Birinci 5 Yıllık Plân hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “İlk 5 yıllık Plân, Sovyetlerin teknik ve ekonomik desteğiyle hazırlanır. Cumhuriyet Türkiye'si, daha ilk günlerden beri, Sovyet Rusya ile dış politika alanında sıkı bir işbirliği yapar. Fakat ekonomik plânda önemsenebilecek bir işbirliğinin Türkiye'nin beş yıllık kalkınma plânlarına ve devletçiliğe yönelmesiyle başladığı söylenebilir… Sovyetler Birliği ile, içişlere kesinlikle karışmama koşuluyla, 1921 yılından beri iyi ilişkiler sürdüren Türkiye, ekonomik işbirliğini de araştırır. Mayıs 1932'de Başbakan İnönü, Sovyet Kalkınma Modelini incelemek ve destek sağlamak üzere Rusya'ya gider. Rusya'dan 8 milyon dolarlık bir kredi sağlanır.  Bu kredi, özellikle ihtiyacımız olan bazı makinelerin alınmasında kullanılacaktır. Bu geziden sonra Prof. Orlof başkanlığında bir kurul Ağustos 1932'de Türkiye'ye gelir. Prof. Orlof, geliş nedenlerini gazetecilere şöyle açıklar: 'Kurulumuz, Rusya'da beş yıllık sanayi programında çalışan, aynı zamanda ikinci beş yıllık bir programı düzenlemek için uğraşan uzmanlardan kuruludur. Türkiye'nin sanayileştirilmesi için düzenlenecek programda çalışmak üzere buraya çağrılmayı büyük bir şeref saymaktayız. Bize verilen ödevin öteki önemli bir noktası da, kurulacak fabrikaların memleket ham maddelerini kullanmasını sağlamak olacaktır'” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s.1386 ve devamı).
 Sovyetlerin yardımı ile hazırlanan I. 5 yıllık Plân, 1933 yılında uygulamaya konulur. Bu plân döneminde, Çelik ve Kimya Sanayinin temelleri atılır. 1934'te Selüloz ve Kağıt Fabrikaları Genel Müdürlüğü (SEKA) kurulur. Savaş yıllarına rastlayan İkinci Beş Yıllık Plân ise, makine sanayi, enerji, maden ve denizcilik sanayilerinin geliştirilmesini ve kimya sanayine hız verilmesini öngörmekteydi. Fakat, II. Dünya Harbi'nin başlaması bu plânın uygulanmasına imkân tanımaz. Harbin bitiminden sonra da Amerika'nın yörüngesine girildiği için Plânlı Karma Ekonomi yerine, Amerika'nın dayatmasıyla Serbest Piyasa Ekonomisine geçilir ve Atatürk'ün hazırlatmış olduğu II. Plân raflarda tozlanmaya bırakılır!
Prof. Niyazi Berkes, Cumhuriyetin l0. yılında, Avrupa devletlerinin hiçbirinin Ankara'da büyükelçiliklerinin olmadığını; çünkü bu devletlerin Cumhuriyetin yaşayacağına inanmadıkları için, elçiliklerini İstanbul'dan Ankara'ya taşımadıklarını belirtir. Ankara'da sadece, Sovyetlerin ve Afganistan'ın büyük elçiliği bulunmaktaydı! 10. yıl kutlamalarına, Moskova'dan özel olarak gelen iki Mareşal katılır; biri, bir süre sonra Devlet Başkanı olacak olan Voroşilov, diğeri ise  Budyeni! Prof. Niyazi Berkes, o zamanlar Sovyetlerle dostluk o derecedeydi ki, Onuncu Yıl günü, kentin istasyonundan Samanpazarı'na kadar giden ana caddesi boyunca elektrik direklerinin üstünde küçük Türk ve Sovyet bayraklarının asıldığını belirtir (“Unutulan Yıllar”, s. 100)!
Bugün İstanbul'da, Taksim Meydanı'nda bulunan Atatürk heykelindeki, Atatürk'ün hemen yanında duran iki kişiden biri Voroşilov, diğeri de Ukrayna eski Büyükelçisi General Frunze'dir. Atatürk, heykeldeki kompozisyona onların da dahil edilmesini bizzat istemiştir.
 Atatürk 9 Mart 1935 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Dördüncü Kurultayını açarken, Türk-Sovyet münasebetleri hakkında şöyle konuşur: “Son günlerde Boğazlar meselesini ortaya koyduğumuz zaman, Sovyetlerin bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı bildirmiş olmaları, Türk Milletinde yeniden derin dostluk duyguları uyandırmıştır. Türk-Sovyet dostluğu, milletlerarası barış için şimdiye kadar yalnız hayır ve fayda getirmiştir.  Bundan sonra da hayırlı ve faydalı olacaktır.” 
 Aynı yılın Ocak ayında Sovyet Dışişleri Bakanı Molotof, Sovyetler Birliği'nin dış münasebetleri hakkında yaptığı bir konuşmada, 'Türk- Sovyet münasebetlerinin, milletlerarası dostane münasebetlerin en iyi örneğini verdiğini' belirtir. İki devlet arasında gelişen bu sıcak münasebetler sonunda, 7 Kasım l935'de Ankara'da, 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşmasının ve buna ek protokollerin 7 Kasım l945 tarihine kadar l0 yıl uzatılmasını öngören bir protokol imzalanır (Mehmet Gönlübol, “Atatürk ve Türkiye'nin Dış Politikası”,  s. 108).
Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun anılarından, 1936 yılında, 40 kişilik bir öğretmen  heyeti ile, Moskova'ya gönderildiklerini öğreniyoruz ('Türkiye'de Üç Devir' s. 270)! 
Rusya ile ilişkilerimiz  bu kadar yakındı! 
Türkiye'nin, Sovyetlerle sıcak ilişkilerinden memnun olmayan ABD Büyükelçisi McGrew, anılarında şu tespiti yapmış: “Sorunu içtenlikle ortaya koymak gerekirse, Türkiye, ekmeğine hangi yandan yağ sürüldüğünü bilmektedir. Kapıları içinde komünist propagandasına izin vermemekle birlikte, Türkiye, çıkarlarının, göreceli olarak kudretli bulunan komşusuyla çatışmaktan çok, onunla işbirliğinde yattığını son derece iyi değerlendirmektedir” (Avcıoğlu,”Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1432).
ABD Büyükelçisi bile, Türkiye'nin çıkarlarının bu büyük komşusu ile iyi geçinmede olduğunu ifade etmekteyken; “Türkiye'nin, hiçbir haklı gerekçe olmadan,  birden Batı'ya dümen kırması nasıl bir  'dehanın' eseridir?” diye sormak gerekmez mi?  
Sovyetlerle kurulan dostluk ilişkileri o düzeydeydi ki, iki devlet, diğerinin bilgi ve onayı olmadan başka bir devletle anlaşma yapamamaktaydı! 
İnanmayanlar, 1932 yılında, Dışişleri Bakanımız Tevfi Rüştü Aras'la Mussolini arasında geçen şu diyalogu lütfen okusunlar. Aras Roma'yı ziyaretinde Mussolini ona, “Ruslarla bir ittifak yapmak istiyorum” deyince,  “Sovyet Rusya ile ittifakınız çok iyi bir şey olur. Böyle bir ittifaka memleketimizin katılmasını da hükümetime önerebilirim” cevabını verir.  Mussolini, küçümseyen bir eda ile, “Rusya ile yapacağım ittifaka Türkiye'nin de katılmasını belki düşünebilirim. Fakat, neden katılma işini şimdiden bir oldu-bitti yapmak istiyorsunuz?” der. Aras, Mussoliniyi şaşırtan şu cevabı verir: “İsteğinizi kolaylaştırmak için!” Bu cevaptan şaşıran Mussolini, “Türkiye Dışişleri Bakanı'nın sözünü iyi anlayamadım” diye konuşur. Bu arada İtalyan Dışişleri Bakanı  Grandi, araya girerek, şu açıklamayı yapar: “Türkiye Dışişleri Bakanı haklıdır. Çünkü Sovyetler Rusya'sı, Türkiye'nin onayı olmadıkça bizimle ittifak yapamaz! Sovyetlerle Türkler arasındaki antlaşmada bu konuda karşılıklı yükümlülükler vardır” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s.1437)!
Evet, işte böyle bir Türk-Sovyet dostluğu vardı. Bu arada, şu önemli gerçeği de belirtmeliyiz: Ötedenberi, Türk-Rus dostluğuna engel olmaya çalışan Batı; Soğuk Harp döneminde de Kırım ve Orta Asya Türklüğüne yapılan baskıları gayet güzel istismar etmiş; bu suretle milliyetçi kesimdeki Sovyet düşmanlığını körüklemiştir. Nedense, baskıların  önemli bir sebebinin bizim Batı kampına katılmamız olduğu; Atatürk'ün kurduğu Türk-Rus dostluğu sürmüş olsaydı, Rus topraklarında yaşayan soydaşlarımızın çok daha rahat bir hayat sürecekleri gerçeği bir türlü görülememektedir. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık