• 01 Ağustos 2016, Pazartesi 9:07
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNE BİR BAKIŞ (1)
 Rusya ile yaşanan uçak krizinden sonra, ilişkiler yeniden normalleşmeye başladı. Sayın Cumhurbaşkanı 8-9 Ağustos tarihlerinde, Rusya Devlet Başkanı sayın Putin'le Rusya'da buluşacak. Bu çok önemli bir gelişmedir. Bu vesile ile, Türk-Rus dostluğunun önemine inanan biri olarak, Osmanlı'dan günümüze  bu dostluğun seyrini hatırlatmak istedik. 
Mısır Hidivi Mehmet Ali Paşa'nın İstanbul'a yürüyen ordusunu durdurmak için, Padişah II. Mahmut, Rusya'dan yardım istemek durumunda kalmıştı. Ruslarla 8 Temmuz 1833'te Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalanır ve bir Rus filosu Boğazı geçerek, Büyükdere önlerinde demirler. İngiltere ve Fransa buna çok öfkelenirler. Hâlbuki, Osmanlı; Mehmet Ali Paşa ile savaşırken, Fransa Mehmet Ali Paşa'yı desteklemiş; İngiltere ise sessiz kalmıştı! 
İngiltere ve Fransa'nın geleneksel siyaseti, 'Osmanlı İmparatorluğu'nun Rusya ile çatışma hâlinde olmasıydı' ki, bunu hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Nitekim, Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, 1838 Serbest Ticaret Antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu'nu bir 'Açık Pazar'a dönüştüren İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston'un (daha sonra Başbakan), Fransız meslekdaşına yazdığı bir mektupta, “Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu'nun dostluk kurmuş olabileceğinden endişe ettiğini ve bunun mutlaka yıkılması gerektiğini” bildirdiği biliniyor (“Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1708)! 
Osmanlı'yı borç tuzağına düşüren 1854 Kırım Harbi'ne de, İngiltere ve Fransa'nın  baskılarıyla girilmiştir. Düşününüz ki, Rusya ile aramızda, önemli bir barış ve savunma işbirliği antlaşması vardı! Prof. Niyazi Berkes'in belirttiğine göre, Fransa, daha III. Selim zamanında, onun hayalperest Fransa hayranlığını istismar ederek, Osmanlı'yı Rusya'ya karşı savaşa tahrik etmiştir (“Türkiye'de Çağdaşlaşma”, s. 120, 124). 
Bu ülkenin tarihinden habersiz birçok aydınımız, İngiltere ve Fransa'ya; Kırım Harbi'nde bize yardım ettikleri için minnettardır! Hâlbuki, aslında Kırım Harbi'ne Osmanlı'yı sürükleyenler bu devletlerdir ve bu savaş Osmanlı için sonun başlangıcı olmuştur. Çünkü, bu harbin masraflarını karşılamak için alınan borçlar İmparatorluğu malî iflâsa sürüklemiş ve 1881'de de Duyûn-î Umumiye idaresiyle Osmanlı'nın malî idaresi alacaklı devletlerin eline geçmiştir. 
Jön Türk'lerden Dr. Abdullah Cevdet, “Bazılarımız Avrupalıların bizi hiçbir vakit sevemeyeceklerini, daima düşman olacaklarını iddia edip duruyorlar. Düşünmüyorlar ki, daha yarım asır evvel bu adamlar bizi Kırım muharebesinde ölümden kurtardılar” demekteydi! Hâlbuki, Fransız edebiyatçısı ve devlet adamı Lamartine, “Osmanlı Tarihi” isimli iki ciltlik eserinde, Kırım'da, Türklerin Hıristiyan uygarlığını savunmak için öldüklerini yazmaktadır! Günümüzde de, tarih şuuru olmayan Batı hayranı aydınlarımız arasında, Abdullah Cevdet'in bu sorunlu anlayışı oldukça yaygındır. 
Kırım Harbi, sırasında Padişah Abdülmecit'ti. Abdülmecit İngiltere hayranıydı. Türkiye'de yaklaşık 50 yıl görev yapan İngiltere Büyükelçisi Lord Cannig'i 'baba dostu' sayardı! Ondan sonra Padişah olan Sultan Abdülaziz'in Sadrazamı Mahmut Nedim Paşa ise Rusya ile iyi ilişkiler kurulmasından yanaydı; İstanbul'daki Rus Büyükelçisi ile de yakın bir dostluk kurmuştu.  Bu yüzden, İngiltere ve Fransa yanlılarının ona  “Nedimof” denildiği bilinir.
Sultan Abdülaziz'in hesapsız harcamaları sebebiyle, 1875 yılında Osmanlı Devleti, borçlarının faizlerini ödeyemeyecek bir duruma gelince, çıkan malî krizin sonunda, Sultan Abdülaziz tahttan indirilir ve onun yerine tahta çıkarılan V. Murat'ın ruh durumundaki bozukluk sebebiyle 93 gün süren Padişahlığından sonra, tahta Sultan Abdülhamid getirilir. Sultan Abdülhamid'in devlet yönetimi hakkında hiçbir tecrübesi yoktu ve bu da doğaldı.  Ne var ki, çok tasarruflu bir şehzade olan ve şahsî gelirlerini çok iyi kullanan Abdülhamid'iin bu konuda ona yardımcı olan bir de Ermeni malî danışmanı vardı. Sultan Abdülhamid, bu bilgisi sayesinde, alacaklı bankalar ve bankerlerle çok sıkı pazarlıklar yaparak, Osmanlı borçlarının çok büyük bir kısmını sildirmeyi başaracaktır. 
Abdülhamid'in devlet yönetiminde hiçbir tecrübesi olmamasının sebebi; şehzadelere eskisi gibi, valilik görevi verilmemesiydi. 1595'te tahta çıkan III. Mehmet'in,  büyük oğlu Mahmut'u, tahtta gözü olduğu şüphesi ile idam ettirmesinden sonra, şehzadelerin Sancak Beyi olarak Amasya ve Manisa gibi vilâyetlere gönderilmesi usulü kaldırılmış ve bu da devlette büyük bir zaafa sebep olmuştu. Bu usulün kaldırılmasının devlette nasıl bir zaafa yol açtığını III. Selim'in şu yakınmasından da anlayabiliyoruz: “Tahta yeni çıktım. Fakat işlerin başından ve sonundan  haberim yok” (Prof. Niyazi, “Türkiye İktisat Tarihi”, cilt II,  s. 305)!
Ancak, Sultan Abdülaziz'in, Avrupa seyahatine, yeğeni Abdülhamid'i de götürmesinin onun bilgi ve görgüsünü arttırmış olduğunu  da belirtelim. 
Sultan Abdülhamid, 93 Harbi denilen ve hafızalarda büyük iz bırakan 1877-1878  Türk-Rus Harbi'ni âdeta kucağında bulmuş ve yenilgi ile sonuçlanan bu harbin yıkıcı sonuçlarını büyük ölçüde hafifletmeyi başarmıştır. Bu arada şunu da hatırlatalım ki,  Sultan Abdülhamid iflâs hâlinde bir devlet teslim almıştı. Buna bir de, Rus Harbi'nin Harp Tazminatı eklenecektir. Düyûn-i Umumiye yani Borçlar İdaresi 1881'de bu şartlarda kurulacaktır. 
1887'de Avusturya, İngiltere ve İtalya aralarında, “Doğu Üç Taraflı İttifakı” adı verilen bir anlaşma imzalarlar. Bu devletler Rusya ile Türkiye'nin yakınlaşmasından endişelidirler ve 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen koruma' amacı güden bu anlaşma için Türkiye'nin işbirliğini isterler! Eğer, Türkiye işbirliği yapmazsa, bunu gayrimeşrû sayan antlaşmanın sekizinci maddesinin de yaptırımı hazırdır: “Üç devlet, Osmanlı topraklarından uygun görecekleri yerleri geçici olarak işgal edeceklerdir!”
Daha ilginç olan ise, İngiliz belgelerinde “İngiliz'den daha İngilizci” diye nitelenen Sadrazam Kâmil Paşa'nın bu antlaşmayı sevinçle karşılaması ve bu üç devletin 'Türkiye'yi Türkiye'ye rağmen  koruma' kararlılığını  kendisinin başarısı saymasıdır!
Kâmil Paşa, Saraya yazdığı bir yazıda, “İşbu devletler topluluğunun ittifak dairesine girebilmek için onlara yaklaşmak gerekir” der. 
Rusya ile iyi ilişkiler kurulmasından yana olan Sultan Abdülhamid, Sadrazamının bu girişimini Rusya'ya karşı kışkırtıcılık sayarak, Kâmil Paşa'ya şu direktifi verir: “Belirtmeye gerek olmadığı üzere, Rusya Devleti, Osmanlı Devleti ile komşu olup, istediği zaman çok sayıda asker göndererek, tâ Musul ve Bağdat'a kadar Anadolu illerini işgal  eylemesi kendisince mümkün olduğu ve gerçi Bulgaristan'da Rusya'ya karşıt bir parti var ise de, halkın büyük çoğunluğu Rusya'ya dönük ve eğilimli olduğu gibi, Karadağ halkı dahi büsbütün kendisine bağlı ve tutkun ve Sırbistan ile Romanya halklarının bir kısmı bile Rusya'ya yatkın bulunduğundan, Rusya Devleti aslâ gücendirilmeyip, kendisiyle iyi geçinebilmek önemli ve gereklidir.  Sorunun başından beri Osmanlı Devletince izlenen doktrin, bu ilkeye dayanmaktadır” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1079). 
Abdülhamid'e 'Kızıl Sultan' derler. Bunun 'mucidi' İngilizlerdir. Abdülhamid'in bu tavrı üzerine, küplere binen İngilizler Abdülhamid'e 'Kızıl Sultan' adını takarlar!
Sultan Abdülhamid'e göre, “Büyük devletler arasında en fazla çekinilmesi icap eden İngilizlerdir.  Çünkü onlarca, söz vermenin hiçbir kıymeti yoktur” (N. Uğurlu, “II. Abdülhamid'in Hatıra Defteri”, s. 286)!
Sultan Abdülhamid bir diplomasi ustasıdır. Tanzimatçıların 'Rusya Düşman, İngiltere Dost ve Kurtarıcı' biçimindeki politikasının yanlışlığını görerek, Çarlık Rusya'sı ile de dostça  ilişkiler kuracaktır. Atatürk de, bu gerçekçi politikayı, 1939'da bundan vazgeçilinceye kadar başarı ile sürdürecektir.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık