• 23 Mayıs 2019, Perşembe 16:47
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK - RUS DOSTLUĞU NASIL BOZULDU ? (5)

Prof. Niyazi Berkes'in belirttiğine göre, Ankara'nın Turancılık faaliyetlerinden rahatsız olan Rusya,  Başbakan Şükrü Saracoğlu'nun istifasını istemektedir. Prof. Berkes, Fuat Köprülü'nün kendisine, 'Sovyet Tehdidi' denen şeyin amacının üs değil, Saracoğlu hükümetini düşürmek olduğunu söylediğini belirtiyor (“Unutulan Yıllar”, s. 342)!  
Nitekim, Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, Dışişleri Bakanı Nurullah Esat Sümer de, şu sözleriyle bunu doğrulamaktadır: “İki memleketi ayıran güçlüklerin nedenini, Kremlin'in Saracoğlu'na duyduğu güvensizlikte aramak gerekir. Mevcut hükümeti, daha makbul bir kabine ile değiştirmek mümkün olsa, bütün gerginlik kendiliğinden uçar gider” (Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1571). 
Fakat, bu gerginliğin sürmesini dileyenler de vardır! Meselâ Feridun Cemal Erkin bunlardan biridir! Dışişleri Bakanı Nurullah Esat Sümer'le, Rus Büyükelçisi Vinogradov'un, İngiltere Büyükelçisinin verdiği bir suarede,  herkes dans pistini boşalttıktan sonra, yaklaşık 1.5 saat kadar süren söyleşisi, bu kesim için ürkütücüdür! Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri  Erkin, Sovyetlerin, Vinogradov'un jestiyle tanık olunan, bu ilişkileri düzeltme yolundaki dinamik hamlesi karşısında hareketsiz kalmanın sakıncalarını, İngiltere Büyükelçisine anlatmak ve 'ortak çıkar' adına, uygun bir demeçle, İngiliz İttifak Antlaşması'nı teyid ettirmek çabasındadır! Böylece Sovyetlerin, ilişkileri düzeltme manevraları etkisiz kalacaktır!  Erkin, 'Türkiye'nin ancak, kaderini Amerika ve Büyük Britanya'ya bağlamak yoluyla esenliğe kavuşabileceğine' inanmaktadır (Avcıoğlu, age. s. 1574).
Prof. Yalçın Küçük de, bu konuda şu önemli bilgiyi veriyor: “Majeste Kral'ın, Sefaret binasının sessiz bir odasında, aynı gece üçlü bir konferans toplanıyor. Büyükelçi Sir Maurice ve elçilik müsteşarını Knox Helm ile Türkiye Cumhuriyeti nüfuz cüzdanı taşıyan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Feridun Cemal Erkin! Durumu değerlendirip, 'Bize Düşen Vazife' dedikleri, misyonlarını tekrar belirliyorlar. Bu da; 'Sovyet Büyükelçisinin ustaca manevrasından hiddetlenecek yerde, bize düşen vazife, bu davranışın sebep ve hedeflerini tahlil etmek ve bu olayın geleceğe ait tasavvurlarımızı zedelediği kanaatine vardığımız takdirde de, bu manevrayı en uygun tarzda bozmak çarelerini aramak olmalı idi (Feridun Cemal Erkin, “Türk-Sovyet İlişkileri ve Boğazlar Meselesi”, Ankara, 1968, s. 256. Aktaran Yalçın Küçük, “Türkiye Üzerine Tezler, 1908-1978”, 2. Baskı, s. 213).
 Feridun Cemal Erkin ertesi gün, Başbakan Saracoğlu'na başvurarak, Cumhurbaşkanı ile bir toplantı hazırlanmasını ister. Toplantı yapılır ve İnönü'ye, İngiltere Büyükelçiliğindeki 'Tehlikeli Yakınlaşma' anlatılır! 
 Erkin, görüşmeden sonra şu notu düşer: “Yeniden başlayan sıkıntılı ve hayatî yarışmada Türkiye ancak, kaderini Amerika ve Büyük Britanya'ya bağlamak suretiyle selâmete kavuşabilirdi. Buraya kadar ifadelerim, iki liderin dış politikalarının tam bir ifadesini teşkil ettiği için tasviplerini almak müşkül olmadı” (Yalçın Küçük, “Türkiye Üzerine Tezler”, s. 219)!
Feridun Cemal Erkin'in bu görüşmesiyle, Sovyetlerle, dostluğumuzu yeniden pekiştirmek 'tehlikesi' böylece bertaraf edilir! İşte günümüzde, Atlantikçi kanadın bilinmesini istemediği önemli bir gerçek de budur! 
Doğan Avcıoğlu, Feridun Cemal Erkin'in ne boyutlarda bir antikomünist ve aynı zamanda Amerikancı olduğunu anlatan şu hadiseyi veriyor: “Atatürk'ün 1925-1938 arasında sürekli Dışişleri Bakanlığını yapan Tevfik Rüştü Aras'ın, ABD Büyükelçiliğindeki bir yemeğe kendisiyle birlikte çağrılmasına büyük tepki gösterir. McCarthy edebiyatının en ağır kelimeleriyle Aras'ı suçlar ve bir daha onun bulunduğu yere çağrılmaması için ABD Büyükelçiliğini uyarır” (Avcıoğlu, age. s. 1573)!
Bu bilgilerden de, Türkiye'nin Batı ile birlikte olmaya karar verdiğini ve Sovyet Tehdidinin, bu rota değişikliğini kamuoyuna benimsetmek için özellikle abartıldığını anlıyoruz.
 Doğan Avcıoğlu bu konuda şu bilgiyi veriyor: “Potsdam Konferansı'nda (Temmuz 1945), Direktuar, Boğazlar konusundaki görüşlerini, Üç Büyüklerin (Amerika, İngiltere ve Rusya), Türkiye'ye ayrı ayrı bildirmelerini kararlaştırır. Ayrı ayrı bildirmenin, ayrı ayrı görüşme anlamına mı geldiği pek anlaşılmaz. ABD, 2 Kasım 1945'te kendi görüşünü Türkiye'ye bildirir. Potsdam'da (Şubat 1945), Boğazlara milletlerarası bir statü verilmesini, yani Boğazların silâhtan arındırılmasını ve Türk askerinin 1936'da girdiği Boğazlardan çıkmasını isteyen ABD, bundan vazgeçmiştir. Fakat Boğazlardan geçişte, Sovyet savaş gemilerine en geniş serbestiyi tanımış, Karadeniz'de kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine de bu olanağı kaldırmıştır! (Çünkü o tarihte Amerika'nın Sovyetlerle arası çok iyiydi. Henüz Truman Doktrini benimsenmemişti! İ.Ş.A.) Feridun Cemal Erkin, bunu kuşkulandırıcı bulur ve Karadeniz'i kapalı deniz ilân ettirmek isteyen Sovyet tezinin benimsenmesi sayar. İngiltere ise, yalnızca Montreux'nün dar çerçevesinde kalma kararına vardığı kanısını uyandırır. Türkiye, 6 Aralık 1945'te ABD notasına cevapta, ABD görüşünü tartışmaya esas almayı kabul eder. Ancak Soğuk Savaşın gelişmesiyle, Türkiye'yi savunma yolunda ciddî bir yükümlülük almayan, Anglo-Amerikanların Boğazlar görüşüne yaklaşır. 8 Ağustos 1946'da Rus notası gelince, Erkin bir taslak kaleme alır. Taslak, Amerikan, İngiliz ve Fransız elçiliklerine verilir. Truman ABD Büyükelçisine, Türkiye'nin, 'makul fakat sert' cevap vermesini bildirmiştir!  
Ruslara vereceğimizi notanın dozunu Amerika bildiriyor! İnanılacak gibi değil.
Bu nota ile Sovyetler, Potsdam'da kararlaştırıldığı gibi, Montreux (Montrö) Sözleşmesi'nin öngörülen değişiklik isteme süresi geldiğinden, isteklerini resmî yazıya dökmüşlerdir. Sovyet Notasında ayrıntılı olarak, taleplerinin nedenleri açıklanır. II. Dünya Harbi sırasında, Boğazların Montrö'ye aykırı olarak Almanlara kullandırılmasından duyulan rahatsızlıkları dile getirilir. Sovyet notalarında, 'bilinenin aksine', Kars ve Ardahan konularında bir şey yoktur! Boğaz rejiminin, 1921 Rus-Türk Antlaşması'nda öngörülen biçimde, Karadeniz'de kıyısı bulunan devletlerce düzenlenmesi ve Boğazların ortak savunulması istenmektedir.
 Bu ilk notanın hemen reddi üzerine, Sovyetler 24 Eylül 1946'da ikinci notayı verirler; “Önerilerimizi kabul etmeseniz de, birlikte inceleyelim” demeye getiren bu Sovyet notasında, Türkiye'nin, Boğazları Anglo-Amerikanlarla birlikte Rusya'ya karşı kullanması korkusu belirtilir. Bu ikinci Sovyet notası da derhal reddedilir (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1577, 1581)!
Prof. Yalçın Küçük 'Sovyet Tehditleri' konusunda özetle şunları söylüyor: “1945 yılı Haziran ayında, Moskova'da yapılan Selim Sarper-Molotof görüşmesinde, Sovyetler Birliği'nin toprak talebi ile birlikte, Boğazlarda üs isteğini de ileri süren bu masalı yaymaya başladılar. Toprak talebi masalı ile ilgili olarak, hayal gücü en geniş bir kimsenin bile toprak talep edildiğini gösterebileceği bir tek belge, yazışma ya da nota mevcut değil. Sovyetler Birliği notası, bu masal çıkarıldıktan sonra, 1946 yılı Ağustos ayında veriliyor (Yalçın Küçük, “Türkiye Üzerine Tezler, 1908-1978),  s. 227). 
Prof. Küçük, ikinci Sovyet Notasının tam metnini de veriyor: “Türk Hükümeti mezkûr Sovyet teklifinin Türkiye'nin egemenlik haklarıyla gayri kabili telif olduğunu ve güvenliğini ortadan kaldıracağını beyan etmektedir. Türk Hükümeti Sovyet Hükümeti'nin bu konuda müşahhas bazı mülâhazalarını dinlemeden evvel, hattâ Sovyetler Birliği'nin bu husustaki tekliflerini  müşterek bir tetkike  tabi tutmağa matuf bir teşebbüste bile bulunmadan bu neticeye varmıştır. Bir taraftan Sovyetler Birliği'nin ve diğer Karadeniz Devletleri'nin güvenlik menfaatlerine ayrılmaz bir şekilde bağlı bulunan bu önemli meseleyi her türlü imkânı toptan reddetmekle, diğer taraftan da hiçbir esasa dayanmayan ve üstelik Sovyetler Birliği'nin vakar ve haysiyeti ile de gayri kabili telif bulunan bu nevi şüpheler açığa vurulmasını mümkün görmek suretiyle, Türk Hükümeti, Sovyetler Birliği ile yeniden itimada müstenit dostane münasebetler kurulması temennisine dair olan kendi beyanatıyla tam tezat hâlinde bulunmaktadır” (Yalçın Küçük, age. s. 228).
Görüldüğü gibi, yakın tarihimiz baştan ayağa tahrifatla dolu.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık