• 16 Mayıs 2019, Perşembe 16:52
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK - RUS DOSTLUĞU (3)

Sovyet Mareşali Voroşilov'un, 1933 yılında Ankara'ya bir askerî heyetle gelerek, Cumhuriyetin 10. Yıl törenlerine katılması Türkiye'de ve Sovyet Dünyasında büyük bir etki bırakmıştır. Bugün İstanbul'da, Taksim Meydanı'nda bulunan Atatürk heykelindeki, Atatürk'ün hemen yanında duran iki kişiden biri, Sovyetlerin ilk Türkiye Büyükelçisi Aralov, diğeri de, Ukraynalı General Frunze'dir. Atatürk, heykeldeki kompozisyona onların da dahil edilmelerini bizzat istemiştir.
Cumhurbaşkanlığı döneminde, Sovyet düşmanlığının mimarı olacak olan İsmet Paşa da, Cumhuriyetin Onuncu yılında yaptığı bir konuşmada, Sovyetler Birliği ile aramızdaki dostluğu şu sözlerle övmektedir: “Türkiye Cumhuriyeti'nin haricî politikasında esas olan nokta, Sovyetlerle olan dostluğumuzun temel teşkil etmesidir. Bu dostluk en çetin zamanlarda başlamış, en çetin imtihanları geçirmiştir. Bugün için, iki milletin kalbine yerleşmiştir. Bugün, Cumhuriyetin onuncu yılında, bayramımıza iştirak eden dostlarımız Voroşilov'u, Karahan'ı, Budyeni'yi aramızda görmek bizim için büyük bir sevinçtir.”
Sovyetler hakkında bu düşüncelere sahip olan İsmet Paşa, Cumhurbaşkanı olduktan sonra, Sovyetlere karşı düşmanca bir politika takip edecektir.
 Atatürk,  9 Mart 1935 tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Dördüncü Kurultayını açarken de, Türk-Sovyet Dostluğunun önemi üzerinde durmaktadır:  “Son günlerde, Boğazlar meselesini ortaya koyduğumuz zaman, Sovyetlerin bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı bildirmiş olmaları, Türk Milletinde yeniden derin dostluk duyguları uyandırmıştır. Türk-Sovyet dostluğu, milletlerarası barış için şimdiye kadar, yalnız hayır ve fayda getirmiştir.  Bundan sonra da hayırlı ve faydalı olacaktır.” 
 Aynı yılın Ocak ayında Sovyet Dışişleri Bakanı Molotof da, 'Türk- Sovyet münasebetlerinin, milletlerarası dostane münasebetlerin en iyi örneğini verdiğini' belirtir. İki devlet arasında gelişen bu sıcak münasebetler sonunda, 7 Kasım l935'de Ankara'da, 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşmasının ve buna ek protokollerin, 7 Kasım l945 tarihine kadar l0 yıl uzatılmasını öngören bir protokol imzalanır. 
7 Ağustos 1928'de, savaşları önlemek amacıyla imzalanan Briand-Kellog Paktı çerçevesinde, 1932 yılında; Sovyetlerin, silâhların ilgası teklifini destekleyen tek ülke de Türkiye olacaktır! 
Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun anılarından, 1936 yılında, 40 kişilik bir öğretmen  heyeti ile, Moskova'ya gönderildiklerini öğreniyoruz (“Türkiye'de Üç Devir”' s. 270). 
Türkiye'nin, Sovyetlerle sıcak ilişkilerinden memnun olmayan ABD Büyükelçisi Grew, anılarında şu ilginç tespiti yapmış: “Sorunu içtenlikle ortaya koymak gerekirse, Türkiye, ekmeğine hangi yandan yağ sürüldüğünü bilmektedir. Kapıları içinde komünist propagandasına izin vermemekle birlikte, Türkiye, çıkarlarının, göreceli olarak kudretli bulunan komşusuyla çatışmaktan çok, onunla işbirliğinde yattığını son derece iyi değerlendirmektedir” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1432).
ABD Büyükelçisi bile, Türkiye'nin çıkarlarının bu büyük komşusu ile iyi geçinmede olduğunu ifade etmekteyken; “Atatürk'ün ölümünden sonra, Batı'ya dümen kırmamız, nasıl bir  'dehanın' eseridir?” diye sormak gerekmez mi?  
Komünist Hareketlere göz açtırmamamıza rağmen, Sovyetler Birliği, Türkiye ile dostluğa büyük önem vermiş; iki ülke arasındaki ilişkiler,  Atatürk yaşadığı müddetçe, karşılıklı saygıya dayalı olarak sürdürülmüştür.
BİRİNCİ BEŞ YILLIK PLÂNA 
SOVYET DESTEĞİ
Dışarıya bağımlı olmayan millî bir ekonomi kurmak fikri, daha harp yıllarında Atatürk'ün kafasındaydı. Fakat bilindiği gibi pragmatik bir insan olan Atatürk, her zaman şartların olgunlaşmasını beklerdi. Nitekim, Osmanlı'dan beri, liberal ekonomi yanlıları oldukça güçlüydüler.  Başta Kâzım Karabekir Paşa olmak üzere, Atatürk'e muhalif Paşaların kurduğu Terakkiperver  Cumhuriyet Fırkası da liberaldi! Şu satırlar bu partinin programından alınmıştır: ““…Parti, limanlara giriş ve çıkışta alınan gereksiz gümrük vergilerinin derhâl kaldırılmasını savunur… İç ve dış transit ticaretinin gelişmesini önleyen tüm kısıtlama ve engeller kaldırılacaktır. Ulusal sanayinin korunması için getirilen kısıtlamalar kaldırılacak, ithalâttan alınan gümrük vergileri azaltılacaktır. Ekonomiyi yeniden inşa etmenin zorunluluğu karşısında, yabancı sermayenin güvenini kazanmaya çalışılacaktır. Her türlü tekelin, bu arada devlet tekellerinin de çoğalmasına karşı çıkılacaktır. Merkezî yönetim biçimi yerine yerel yönetimler gerçekleştirilecektir. Ülkede liberalizm uygulanacak, devlet küçülecektir. İdare, ademi merkeziyetçi olacak, eğitim alanında mahâllî makamlara daha çok yetki tanınacaktır” (Lord Kinross, “Atatürk”, s. 602). 
Maazallah, Atatürk'ün o Devrimci Millî Kalkınma Programının yerine, bu kadar liberal bir iktisat siyaseti uygulanmış olsaydı acaba hâlimiz nice olurdu? 
Bu Liberal Programın, günümüzde aynen uygulanmakta olduğunu hatırlatırız!
1923'ten sonra uygulanan liberal politikaların başarısızlığı görüldükten sonra, Atatürk artık zamanın geldiğine karar vererek, 27 Ocak 1931 tarihinde, İzmir CHP İl Kongresi'nde, şimdiye kadar, ekonomik alanda beklenen başarının sağlanamadığı üzerinde durur!  Lidere ayak uyduran özel girişim yanlısı Celâl Bayar bile, devletçiliği şu sözlerle savunur: “Milletin muhtaç olduğu refahı, bazı özel girişimlere ve bu girişimlerin dayandığı sermayeye bırakmak gerekirse, en az iki yüz yıl daha bekleme dönemi geçirmemiz gerekir” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1382)!
İlk 5 yıllık Plân, Sovyetlerin teknik ve ekonomik desteğiyle hazırlanacaktır. Bu amaçla,  24 Nisan 1932'de Başbakan İnönü, aralarında devlet adamlarının, iktisatçıların ve gazetecilerin de bulunduğu 30 kişilik bir heyetle Sovyet Kalkınma Modelini incelemek ve destek sağlamak üzere Rusya'ya gönderilir.  Heyet 11 Mayıs tarihinde Türkiye'ye dönecektir.  Yapılan görüşmelerde Rusya'dan, 20 yıl vadeli ve faizsiz 8 milyon dolarlık bir kredinin sözü alınır ve 21 Ocak 1934'te kredi anlaşması imzalanır. Bu kredi, özellikle ihtiyacımız olan bazı makinelerin alınmasında kullanılacaktır ve karşılığında, Rusya'ya Tarım Ürünleri verilecektir (“1923-1938 Türk-Rus Siyasi İlişkileri”, İmren Arbaç, Yeditepe Üniversitesi)!
 Bu geziden sonra, Prof. Orlof başkanlığında bir kurul, Ağustos 1932'de Türkiye'ye gelir. Prof. Orlof, geliş nedenlerini gazetecilere şöyle açıklar: 'Kurulumuz, Rusya'da beş yıllık sanayi programında çalışan, aynı zamanda ikinci beş yıllık bir programı düzenlemek için uğraşan uzmanlardan kuruludur. Türkiye'nin sanayileştirilmesi için düzenlenecek programda çalışmak üzere, buraya çağrılmayı büyük bir şeref saymaktayız. Bize verilen ödevin önemli bir noktası da, kurulacak fabrikaların memleket ham maddelerini kullanmasını sağlamak olacaktır'” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s.1386).
Başbakan İsmet İnönü, 1935 yılında bir kez daha Rusya'yı ziyaret edecektir. 
Sovyetlerin yardımı ile, Birinci 5 yıllık Plân hazırlanır ve 1933 yılında uygulamaya konulur.  Çelik ve Kimya Sanayinin temelleri atılır. 1934-1938 yılları arasında Sovyetlerden alınan kredi ile,  Bursa Yün İplik Fabrikası, Gemlik İpek Fabrikası, İzmit Selüloz Kağıt Fabrikası, Kayseri ve Nazilli'de Tekstil Fabrikaları, İstanbul'da Cam Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Zonguldak'ta Antrasit Fabrikası, Ankara'da Askerî Fabrikalar,  Eskişehir ve Kayseri'de Uçak Fabrikaları bu kredi ile kurulur.  
Sovyetler verdikleri kredinin yanı sıra, bu krediyle kurulacak olan fabrikaların projelerini yapmak, tesisleri inşa etmek gibi işleri de üstlenmişler; bu kuruluşları çalıştıracak olan teknik kadronun yetiştirilmesi için Türkiye'ye uzmanlar da göndermişlerdir. Kurulacak Tekstil Fabrikalarında çalışacak elemanlar bir yıl boyunca, SSCB'de Teknik Tekstil okulunda eğitim alırlar. Türk Mühendisler de 8 ay Sovyet Üniversitelerinde eğitim ve daha sonra da staj görürler (“1923-1938 Yılları Arasında Türk-Rus Siyasî İlişkileri”, İmren Arbaç, Yeditepe Üniversitesi).
Türkiye bir Merkez Bankası kurmaya karar verince;  Sovyetler buna da yardım eder../.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık