• 12 Mayıs 2019, Pazar 17:56
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK - RUS DOSTLUĞU (2)

 Ali Fuat Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'ya, Rusya yanlısı Komünist hareketler konusunda gönderdiği, 14 Eylül 1920 tarihli bir telgrafa karşı, Mustafa Kemal Paşa'nın gönderdiği çok uzun cevabî telgrafında yaptığı tahliller,  üstün Devlet Adamı vasıflarını da ortaya koymaktadır: “İzahatımdan anlaşılmıştır ki, kayıtsız şartsız Rus bağlılığı demek olan, dahildeki komünizm teşkilâtı, gaye itibariyle tamamen bizim aleyhimizedir. Gizli komünizm teşkilâtını her surette tevkif ve tedip etmek (etkisiz kılmak) mecburiyetindeyiz. Meclis'te daha sonra  meydana çıkan halk zümresi, bizim tanıdığımız arkadaşlardır. Bunlar memlekette bir içtimaî inkılâbın kısmen olması lüzumuna inananlardır. Bu teşebbüsün tehlikesini kavrayamamaktadırlar. Hükümetten ayrı bir zümre yapmaktan vazgeçirmek istedik; mümkün olamadı. Fakat şimdi, halkçılık programı altında hükümetçe bir  program kabul ettik. Halk zümresi kendiliğinden dağılmış gibidir. Hacı Şükrü Bey gibi birçok arkadaşlar, gizli bir tarzda başladıkları Yeşil Ordu Teşkilâtı ile oynadılar. Bunu durdurmalarını kendilerine ihtar ettim. Kendi arzularını kolaylıkla kabul ettirmek isteyen birtakım kimseler, hilekârane bir surette, komünizm ve saire teşkilâtına taraftar olduğumu daima yayıyorlar. Fakat yanlıştır. (…) Mustafa Suphi yoldaşa da yazdığım üzere, ne yapılacak ise hükümet vasıtasıyla yapmaktır. Bittabî ki, Komünizm ve Bolşevizm aleyhine alenen aleyhtarlığı muvafık görmem (Ali Fuat Paşa, “Millî Mücadele Hatıraları”, s. 538).
Nitekim, Mustafa Kemal Paşa, dışardan ve içeriden desteklerle gelişmekte olan bu cereyanın millî davaya zarar vermesini önlemek amacıyla, kendi kontrolünde bir Komünist Fırkası kurduracak ve Millî Hükümet gerekli güce ulaştıktan sonra da kapatacaktır.  
Ordumuzun Kütahya ve Eskişehir muharebelerini kaybederek geri çekilmesi Ankara'yı karıştırmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve Genelkurmay dışında herkes, Bolşevik Kuvvetleriyle Enver Paşa'nın dönmesini yaygarayla istemeye başlar! Meclis'teki İttihatçı vekillerin fikri, “Mustafa Kemal yetersizdir, bu irade böyle devam edemez” şeklindedir. Esasen Enver Paşa da, Anadolu'ya girmek niyetindedir. 1920'de amcası Halil Paşa'ya yazdığı mektupta, “Yapılacak iş, Osmanlı saltanatını bir federasyon olarak yaşatmaktır. İngilizler elbet razı olmazlar buna. Onun için bir kuvvetle ilkbaharda Anadolu'ya geçeceğim. Eğer Ruslar Müslüman asker toplamaya izin vermezlerse gizli gireceğim” der! Rus yetkilisi Karahan  “Bu, Anadolu'da ikiliğe sebep olacak ve ancak İngilizleri sevindirecektir” diyerek kuvvet vermeği reddeder (“Çankaya”, s. 255).
Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadelenin evrensel boyutunun farkındadır. Nitekim, 7 Temmuz 1922'de, Sovyet Büyükelçisi Aralov'un, İran Büyükelçisi Mumtazuddevle İsmail Han şerefine verdiği bir davette, bu gerçeği, şu sözlerle vurgulayacaktır: “Türkiye azîm ve mühim bir gayret sarf ediyor.  Çünkü müdafaa ettiği, bütün Mazlûm Milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. (…) Öyle bir tarih yapacağız ki, ve gerçekten yaptık ki,  bu feyizden yalnız Türkiya ve İran değil, bütün Doğu milletleri feyizlenecektir” (M. Gönlübol, “Atatürk'ün Dış Politikası”,  s. 138).  
Atatürk Aralov'a, “Rusların yardımını Türkler unutmaz” der ve Kur'an'daki Tarık suresini okuyarak şöyle açıklar: “Bugün sadece Türkler için değil, Araplar için de sabah yıldızı Moskova olmuştur!” 
Atatürk,  l9. 9. l921 tarihinde de, Rusya ile dostluğa verdiği önemi şu sözlerle ifade eder: “Biz Rusya ile dostuz.  Çünkü, Rusya herkesten evvel bizim Hukuk-u Milliyemizi tanıdı ve ona riayet etti. Bu şart dahilinde, bugün olduğu gibi, yarın da, daima, Rusya Türkiye'nin dostluğundan emin olabilir” (Kâzım Özturk, “Atatürk'ün TBMM Gizli, Açık Meclis Oturumlarındaki Konuşmaları”,  s. 604).
İzmir İktisat Kongresinde (17-Şubat-4 Mart 1923), en itibarlı konuklar,  Sovyetler Birliği Büyükelçisi Aralov ve Azerbaycan Büyükelçisi Abilov'du.  Kongre, bu iki konuğa büyük ilgi gösterir. İki konuk da birer konuşma yaparlar.  Aralov, konuşmasının sonunda, Türkçe olarak şöyle bağırır:  “Yaşasın Türkiye! Yaşasın Tük Ordusu!”
Kongre salonunda bir alkış tufanı kopar. Binlerce kişi:  “Yaşasın Rusya” diye bağırır (Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal Barış”, s. 245).
Aralov'un, evliliğini kutlayan telgrafına, Atatürk'ün  verdiği şu muhteşem cevaba bakar mısınız: “Gösterdiğiniz hissiyat ve tebrikattan dolayı bilhassa teşekkür ederim.  Ben, en büyük ve hakiki saadeti, mazlûmlar âleminin kurtuluş gününde idrak edeceğime kaniyim.  Hak ve adaletin âşığı ve savunucusu olan milletlerin müşterek mesaisiyle bu kurtuluş günlerini mutlaka idrak edeceğimize kati emniyetim vardır” (Turgut Özakman, “Cumhuriyet” s. 397). 
1933 yılında, Büyük Zafer'in yıldönümünde, zafer meydanında yaptığı konuşmada da, aynı anlayışın sürdüğünü görüyoruz: “Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu Milletlerinin uyanışını da öyle görüyorum. Bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşacak olan pek çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşu, kuşkusuz ki, ilerlemeye ve refaha yakın olacaktır. Bu milletler, bütün güçlüklere karşın muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır.  Sömürgecilik ve Emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hâkim olacaktır”  (Tek Adam,  Cilt III, s. 424).
29 Ekim 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, Cumhuriyetin 8. yıl kutlamaları ile bir haberden, “Muhterem Misafirimiz” başlığı altında, Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Litvinov Yoldaş'ın, öğle yemeğini, hususî surette Başvekilin köşkünde yediğini, gece, Rus Sefiri Suriç Yoldaş tarafından sefaret binasında bir ziyafet verildiğini ve bunu bir suvarenin takip ettiğini öğreniyoruz! 
Rusya ile aramızda bu kadar sıcak bir dostluk vardı. 
Prof. Niyazi Berkes, Cumhuriyetin l0. yılında, Avrupa devletlerinin hiçbirinin, Ankara'da büyükelçiliklerinin olmadığını; çünkü bu devletlerin Cumhuriyet Devletinin yaşayacağına inanmadıkları için, elçiliklerini İstanbul'dan Ankara'ya taşımadıklarını belirtir. Doğan Avcıoğlu'nun belirttiğine göre, İstanbul'da kalmayı sürdüren ABD Büyükelçiliği ancak 1939 yılında Ankara'da kiralık bir binaya taşınacaktır! Ankara'da sadece, Sovyetlerin ve Afganistan'ın büyük elçiliği bulunmaktaydı! 
10. yıl kutlamalarına Moskova'dan özel olarak gelen iki Mareşal vardır; biri, bir süre sonra Devlet Başkanı olacak olan Voroşilov, diğeri ise Budyeni! Prof. Niyazi Berkes, o zamanlar Sovyetlerle dostluk o derecedeydi ki, Onuncu Yıl günü, kentin istasyonundan, Samanpazarı'na kadar giden ana caddesi boyunca, elektrik direklerinin üstünde küçük Türk ve Sovyet bayraklarının asıldığını belirtir (“Unutulan Yıllar”, s. 100)!
6 Kasım 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinin belirttiğine göre, Rus Heyeti, Mareşal Voroşilov'un arzusu üzerine Çanakkale'ye götürülür. Heyet askerî törenle karşılanır. Halk da büyük coşku gösterir. Rus heyeti Çanakkale Savaşlarının yapıldığı yerleri hayranlıkla gezer.
İzmir'de büyük bir caddeye “Voroşilov Caddesi” ismi verilir. Fakat, Atatürk'ün ölümünden sonra bu caddenin ismi, “Pilevne Caddesi” olarak değiştirilmiştir!
Diğer taraftan, Ekim İhtilâli'nin Onuncu Yıl kutlama törenlerinde de, ancak, Türkiye, Afganistan ve İran gibi birkaç ülkenin delegasyonları Moskova'da bulunacaktır (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s.1421)! ./…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık