• 09 Mayıs 2019, Perşembe 17:02
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TÜRK - RUS DOSTLUĞU (1)

Bugün Türkiye, ekonomimiz üzerindeki haysiyetsiz dış vesayetten kurtulmanın yollarını aramaktadır. Hemen söyleyelim ki, bizi bir dış borç sarmalına mahkûm eden bu vesayetten, ancak, üretim ekonomisine geçmek suretiyle kurtulabiliriz. Fakat, tek başına, üretim ekonomisine geçmemiz yetmez; Atatürk döneminde olduğu gibi, başta Rusya olmak üzere, Bölge Devletleriyle Stratejik Ortaklıklar kurulması bir zorunluluktur. Ne var ki, bu düşüncelerin tartışılması bile, Batılı 'dostlarımızı' korkutmakta; bu yüzden de, Amerika'dan peş peşe tehditler gelmektedir. Tabiî bu arada, içimizdeki Atlantikçiler de devreye sokulmuşlardır! 'Demokrasi Batı'da bizim Doğu'da ne işimiz var' gibi,  ucuz polemiklerle bir 'Rota Sapmasını' önlemek gayreti içinde oldukları görülüyor! Rusya'nın bizden toprak talebi iddialarını ve 'Sovyet Tehditlerini' gündeme getirerek, eski 'güdümlü korkuları' canlandırmayı da ihmâl etmiyorlar! 
Önceki yazılarımızda, Sultan Abdülhamid'in Rusya politikasını; bunun Atatürk'ün Rusya politikası ile nasıl örtüştüğünü özet olarak anlattık. Ne var ki, bunların bilinmesi istenmiyor! Şimdi de, yine özet olarak, Atatürk Dönemi ve sonrası üzerinde duracağız. Bunları arada sırada hatırlatmak gerekiyor. Çünkü medyanın, devşirilmiş aydınların ve Etki Ajanlarının yarattıkları zihin bulanıklığını başka türlü gidermek mümkün değil. 
Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Lenin, Ankara'ya Büyükelçi olarak gönderdiği Aralov'a, Mustafa Kemal Paşa için, “O, işgalcilere karşı Kurtuluş Savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, Padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum” demekteydi (Aralov, “Bir Sovyet Diplomatının Anıları”, s. 29)! 
    Sovyetler, Ulusal Bağımsızlık Savaşı veren Türkiye'nin mücadelesine saygı duyuyor ve destekliyordu. Fakat, başlangıçta, Türkiye'ye pek güvenmiyorlardı.  Bu arada, Millî Mücadeleye katılan bazı isimlerin, bir kafa karışıklığı içinde olduklarını da belirtelim. Meselâ, Gediz muharebesinin kaybedilmesinin sorumlusu olan Ali Fuat Paşa, Batı Cephesi Komutanlığı görevinden alınmış; fakat yine de gönlü alınarak, Moskova Büyükelçisi yapılarak Ankara'dan uzaklaştırıl-mıştı. Ne var ki, Ali Fuat Paşa burada, İngilizlerle anlaşmanın yollarını arayacaktır (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 237)!
Mustafa Kemal Paşa, Türk ve Rus Ordularının arasına yabancı bir kuvvetin  girmesinin, İstiklâl Harbimi-zin başarısına vereceği zararı çok iyi görmekteydi. Ne var ki, bazı Komutanlar, Kafkaslarda, İngiltere'nin güdümünde bağımsız devletlerin kurulmasına sıcak bakmaktaydılar!   
Prof. Bülent Tanör bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Ulusal önderlik kadrosundan bazı isimler bir süre arayış içinde olmuşlardır  (Rauf, Refet Beyler, Fevzi ve Kâzım Paşalar). Bunlar, İngiliz desteğiyle, Bolşevizm'e karşı, 'Kafkas Devletleri Federasyonu' projesini desteklediler (Rauf Bey Mondros'ta, Bekir Sami Bey Londra'da, Ali Fuat Bey Moskova'da İngiliz temsilcileriyle görüşmekteydiler).  Buna göre, bir İngiliz projesi olan 'Kafkas Seddi' oluşturulmalı, bu bölgede kurulan milliyetçi rejimlere arka çıkılmalı, Bolşevizm'in buralara sarkması önlenmeliydi. Bu hükümetler İngiliz destekliydi.  Bunlara arka çıkılması durumunda, İngiltere'nin Türkiye'ye karşı yumuşayacağı sanılıyordu. Mustafa Kemal, 5 Şubat 1920 tarihli 'Vaziyet-i Siyasîyemizin Muhakemesi' başlıklı genelgesinde, 'Kafkas Seddi'nin kurulmasının değil, kurulmamasının yararlı olacağı, İngiltere'nin asıl hasım olduğu, Kafkaslardaki milliyetçi ve İngiliz destekli hükümetlerle değil, İngiltere'nin ve emperyalizmin karşısında olan Bolşevik yönetimle ittifakın ulusal kurtuluş  için gerekli olduğu fikrini vurguladı. Olayların bundan sonraki gelişimi de, bu fikrin doğruluğunu kanıtlayacaktır” (“Kurtuluş”, s. 60).
Diğer taraftan, 1 Mart 1921 tarihinde Afganistan'la, l6 Mart 1921 tarihinde Sovyetlerle yapılan antlaşmalar, Mustafa Kemal Paşa'nın elini kuvvetlendirecektir. Bu antlaşmalarla Türkiye ilk kez, iki devlet tarafından tanınmış olmaktaydı.  Sakarya Zaferi'nden sonra, 20 Ekim l921 tarihinde Fransa ile de bir antlaşma imzalanarak, İngiltere'nin tek başına kalması Mustafa Kemal Paşa'nın elini daha da güçlendirecektir.
Sovyetlerle 21 Aralık 1921'de imzalanan bu anlaşmadan sonra;  17 Aralık 1925'de beş yıllık bir Tarafsızlık ve Dostluk Antlaşması daha imzalanacak; bu antlaşma 17 Aralık 1929'da iki yıl, 30 Ekim 1931'de beş yıl ve 7 Kasım 1935'de on yıl daha uzatılacaktır.
Sovyetlerle ilişkilerin gelişmesi konusunda Falih Rıfkı Atay şu bilgiyi veriyor: “Fransa ve İtalya gibi, Lenin Rusya'sı da Ankara'ya sokulmaktadır. Başlıca ihtilâlcilerden General Frunze bu yıl Ankara'ya geldi. Bu gelişin, eski deyimi ile bir keşif olduğuna şüphe yoktu. Meclisteki nutuklarının birkaçında ve bazı bildirilerinde, kapitalizm ve emperyalizme karşı savaştığını söyleyen Mustafa Kemal Paşa, Moskova için de bilmece idi. Bu ziyaretin hikâyesini sonradan dinlemiştim. Mustafa Kemal, Frunze'yi, kendisine ve davasına ısındırmak için pek sıcak davranmıştır. General Frunze Türkiye'den döndükten sonra, Tiflis'teki gazetecilere şunları söylemişti 'Ankara bizi düşmanca değil, fakat ihtiyatlı kabul etti. Türkiye tarafından bize bir saldırı tehlikesi yok. Daha ileri giderek derim ki, hiçbir Türk Hükümeti Türk Milletini böyle bir saldırıya sürükleyemez. Ankara'da müstebit bir hükümet yoktur. Demokrasiye doğru gitmek istidadında bir hükümet var.' Frunze, daha sonra, dostlarına hitap ederek diyor ki, 'Ankara'yı kaybetseniz, istediğiniz kadar çekiliniz, arkanızı Rusya'ya dayayınız ve harbe devam ediniz.'” (“Çankaya”, s. 302).
Ukrayna Generali Frunze hatıralarında, Ankara'ya gelişini anlatır. Batum'dan 26 Kasım 1921'de yola çıkan Frunze, 26 Kasım'da Trabzon'a;  29 Kasım'da Samsun'a ulaşır.  2 Aralık tarihinde karayolu ile yoluna devam eder. Yahşihan yakınlarında Frunze'yi bir askerî birlik karşılar. Frunze, ' Bize karşı son derece kibar ve dikkatli davranıyorlar. Saat 6'da akşam yemeği verdiler. Her şey çok basit ve yoksuldu. Hemen hiç sofra takımı yoktu. Ama bütün bunlar, o yürekten samimî davranışlarla gideriliyordu. İçtenlikle bizdeki durumlar, kurulumuzun görevleri gibi konularla ilgileniyorlar. Kızıl Ordu'nun onlara yardım edip etmeyeceğini soruyorlardı!' diye anlatıyor.  Frunze,  Yahşihan'dan trenle Ankara'ya gelir. Bu arada bindikleri trenin vagonu birkaç kez raydan çıkar ve ölüm tehlikesi geçirirler.  
Frunze'nin temaslarından sonra, Sovyet yardımları daha büyük bir hızla akar. Resmî Sovyet verilerine göre, 1920-1922 yılları arasında, 9000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147 000 top mermisi ile doğu sınırlarımızda, eski Rus Ordusunun bıraktığı askerî malzeme Ankara'ya sevk edilmiş; Jivoy ve Utkiy adlı iki avcı botu hibe edilmiştir. Sovyet Hükümeti Ankara'daki iki barut fabrikasının kurulmasında yardımcı olmuş; fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammaddeyi sağlamıştır. Sovyet diplomatik misyonu 200 kilo külçe altını ve iki parti halinde toplam 10 milyon altın rubleyi Türk Hükümetine teslim etmiştir. Diğer taraftan. Kütahya ve Eskişehir savaşlarını kaybeden Ordularımız, Sakarya Hattının Doğusuna çekilirken, Kafkasya'daki Kızıl Ordu kumandanının, 20 Temmuz 1921 tarihinde Kâzım Karabekir Paşa'ya, “Ordusunun yardımını milliyetçilere sunmaya hazır olduğunu” bildirdiğini de belirtelim!  Millet Meclisi gizli oturumunda, Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa'ya bir talimat yollayarak, bu yardıma teşekkür edildiğini, şimdilik ihtiyaç olmadığını bildirerek, bu isteği kibarca reddeder (Bilâl Şimşir, “Sakarya'dan İzmir'e”, s. 139). Mustafa Kemal Paşa, biryandan mandacılarla uğraşırken, diğer yandan da, ülkede Sovyet Rusya'daki gibi bir yönetim kurmakla işlerin yoluna gireceğine inanan hayâlcilerle mücadele etmekteydi! Bir yandan Rus Hükümetinin dostluğunu kazanmak için uğraşırken, bir yandan da, Rusya'yı darıltmadan, ülke içindeki Rusya yanlıları ile uğraşmak kolay bir iş olmasa gerektir!  ./…
NOT: İstanbul Büyük Şehir seçimleri iptal edildi! Sözün bittiği yerdeyiz.  Yapılacak olan şey 23 Haziran'da, AK Parti'ye bir DEMOKRASİ DERSİ vermektir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık