• 13 Ekim 2014, Pazartesi 9:33
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TEK SORUMLU İKTİDARDIR
 
Cumhuriyet tarihinde görülmeyen olaylar yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun! Çünkü ne iktidar ve ne de Ana Muhalefet, hâlâ daha yaşadığımız vahim olayların sebeplerini teşhis edebilmiş değiller!
Sayın Cumhurbaşkanının Esat takıntısı devam ediyor. Ülkemizde yaşanmakta olan ürkütücü olayların sorumlusu Esat mı? İktidar açılım diye PKK terör örgütüne  bu   akıl almaz tavizleri vermeseydi;  Suriye’de Esat karşıtı güçler akıl almaz bir şekilde desteklenmeseydi, olaylar bu  boyutlara gelir miydi? Bütün bu olayların sebebi ‘Yeni Türkiye’ hezeyanı  içindeki bu iktidarın basiretsizliğidir.
Esat’ın zayıf düşürülmesi sebebiyle  PKK, hemen sınırımızın ötesinde kantonlar kurabilmek imkânına kavuştu. Medyada da oldukça etkili olan PKK lobisi hep birlikte ‘Rojava Devrimi’, ‘Kobani Devrimi’ türkülerini söylemeye başladılar. Evet, Batı Kürdistan’ı  hâlletmişlerdi. Sıra Kuzeydeydi! Fakat  IŞİD’in beklenmedik  Kobani saldırısı ve başarısı ile, bölücü hainlerin  bütün hayalleri bir anda tuzla buz oldu. Bunun üzerine  ‘TC’ diye aşağıladıkları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yardım etmesini istediler! Bu yardım gelmeyince de kudurdular ve ülkenin her tarafında terör estirdiler.
Bu durumlara gelinmesinin yegâne sorumlusu bu iktidardır. 
Hâlâ sağduyudan eser yok. Hâlâ dertleri Esat! Suriye’ye yapılacak bir Kara Harekâtı ile Esat’ın düşürüleceğini ve olayların biteceğini zannediyorlar! Esat düştüğü takdirde, Suriye’nin bundan daha beter bir kaosa sürükleneceğini ve bunun ülkemiz için de bir felâket olacağını görmekten acizler.
Ana Muhalefet CHP’nin Genel Başkanı’nın açıklamaları da evlere şenlik. Yaşadığımız olayların sebebi olarak ‘Türkiye’nin, hükümet tarafından Orta Doğu bataklığına çekilmesini’ gösteriyor ve “Bizim yönümüz Batı’dır” diyor!
Allah aşkına! Bugün yaşanan bütün bu felâketlerin senaryolarını yazan Batı’lı ‘Dostlar’ değil mi? ‘Orta Doğu Bataklığı’ diyerek, bölgemizde yaşanan olaylara seyirci kalmak suretiyle paçamızı kurtarabileceğimizi sanmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?
Her ne kadar, sağcısı-solcusu ile, okumuşlarımızın büyük bir çoğunluğu Batı hayranı olsalar da, Batı’yla halvet olarak mutlu olacaklarını hayal etseler de, hayatın gerçekleri işte böyle acı olayları önümüze koyarak bize bu coğrafyanın bir parçası olduğumuzu hatırlatıyor. Evet, biz bu coğrafyanın bir parçasıyız. Hattâ bir parçasıyız ne kelime;  aslî unsuruyuz çünkü bin küsur yıl bu coğrafyanın hâkimi biz olmuşuz ve bu coğrafyayı adaletle yönetmişiz.  Bölgemizde yaşananlara uzak kalarak değil, bu coğrafyaya bin yıl hükmetmiş bir devlet tecrübesi ile ve aslâ büyüklük duygusuna kapılmadan, bir ağabey gibi değil, bir kardeş gibi bölge halklarının ve tabiî kendi ülkemizin de çıkarlarına hizmet edecek Millî Siyasetler belirleyip, uygulayabilseydik bu coğrafyada her şey çok farklı olurdu. En azından böyle bir kaosun yaşanması aslâ mümkün olamazdı. 
Ahmet Cevdet Paşa’nın şu meşhur sözünü zaman zaman bu sütunlarda hatırlatırız: “Siyaset işlerinde maharet ancak tecrübe ile olur.  Her şeyi tecrübe etmeye insan ömrü yeterli ve bir asrın tecrübesi kâfi değildir. Arif olanlar, her şeyi nefsinde tecrübeye kalkışmayarak, içi ibret, nasihat ve tecrübelerle dolu olan tarih okurlar!”
Evet, ‘Devlet Adamları’ tarih okurlar. Tarih okumazlarsa işte böyle, boş hayallerin peşinde koşarak vahim durumlara sebep olurlar. 
Sayın Erdoğan televizyonlarda defalarca “Biz Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlarından bir tanesiyiz.  Bizim bir görevimiz var.  Bu görevi yapıyoruz” diye konuşmadı mı?
Sayın Kılıçdaroğlu da “Bizim yönümüz Batı’dır” diyor. Tarihimiz bize,  başımıza gelen bütün belâların Emperyalist Batı’dan kaynaklandığını  göstermiyor mu? Ya, tezkereye karşı çıkan Kılıçdaroğlu’nun ‘ordumuzun bir operasyonla Kobani’yi alıp Kürtlere teslim etmesi için’ yeni bir tezkere çıkarılması teklifine ne demeli? Bunun Akdeniz’e  ‘Kürt Koridoru’ anlamına geldiğinin sayın Kılıçdaroğlu farkında değil mi? Ülkedeki Kobani lobicilerine CHP Genel Başkanı’nın da katılması çok hazin.
Hem “Atatürk’ün kurduğu partiyiz” diye oy devşirmeye kalkacaksınız; hem Atatürk’ün millî siyasetine sırtınızı döneceksiniz! 
‘Atatürkçüyüm’ diyenler, önce dönüp tarihe bir bakmalı, Atatürk’ün neler yaptığını araştırıp öğrenmelidir. Atatürk bölgeye sırtını dönüp, emperyalist  ülkelerle ittifak arayışına girmemiş; aksine bölgemizdeki bağımsız Müslüman devletlerle ve Rusya ile dostluk ve işbirliği ilişkilerini geliştirmiştir.  1934’de kurulan  Balkan Paktı’ndan tarih kitaplarında iki satırla söz edilir.  8 Temmuz 1937’de imzalanan  Sadabat Paktı  bir başka muazzam hadisedir. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’ın katılımıyla kurulan Sadabat Paktı’na dair  antlaşmanın, İran’ın Başkenti Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda imzalanmasından sonra,  İran Şahı Şah Rıza Pehlevî Atatürk’e bir telgraf çekerek, “İmzacı devletlerin, Atatürk’ün emperyalistlere karşı açtığı mücadele sayesinde var olduklarını ve bu sonucu ona ve Türk Milletine borçlu olduklarını” bildirir (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1469).
Eğer Atatürk yaşasaydı,  bu pakta, ‘bugün bu iktidarın bizi kanlı–bıçaklı bir duruma getirdiği’ Suriye de, Mısır da bağımsızlıklarına kavuştukları gün mutlaka katılırlardı. Ürdün’ün, Lübnan’ın ve Pakistan’ın da bağımsızlıklarına kavuştukları gün bu pakta katılacakları muhakkaktı.
Atatürkçülerimizin ‘Batıcı’ yaptıkları Atatürk işte bu kadar buralıydı. Nitekim Atatürk, 1936 yılında Suriye Başbakanı Cemal Merdam’a şunları söylemiştir: “Ben önce Anadolu’yu kurtarmak zorundaydım. Ama şimdi artık din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza gelirim.”
Türkiye Atatürk’ün ölümünden sonra Batı ile ittifak aymazlığına düşmeyip, Atatürk’ün bu Bölge Merkezli siyasetini sürdürmüş olsaydı, emperyalist devletlerin bölgemize bu boyutlarda bir müdahalesi aslâ söz konusu olamaz; PKK gibi bir ayrılıkçı terör örgütünün geliştirilip, serpileceği bir alan da yaratılamazdı. Keza IŞİD, El Kaide gibi sözde İslâmcı,  Batı kurgusu  örgütlerin de esamileri bile okunmazdı.
Bugüne kadar yaşadıklarımızı, yandaşlık, parti bağlılığı gibi ilişkileri bir kenara bırakarak sağduyu ile düşünmeden doğru çıkış yolunu bulmamız mümkün değildir.
Ayrılıkçı Kürt hareketinin Irak’ta ve Suriye’de düştüğü durumu hatırlatmak isteriz.  ABD Dışişleri Bakanı Cary, IŞİD’i  bombalamalarını kast ederek, “Biz olmasaydık Erbil’de düşecekti!” açıklamasını yapıyor! Rojava Devrimi  dillerinden düşmüyordu. IŞİD karşısında Kobani’de perişan oldular!
IŞİD’in derme çatma güçleri karşısında bile perişan olan PKK’yı ordumuz bir türlü yok edemiyor ve PKK yandaşları şehirlerimizi alt üst ediyor!  Niçin? Çünkü Batı’lı ‘dostların’ tavsiyeleri doğrultusunda, askerin ve polisin yetkileri kuşa çevrilmiş. Yani, ‘Taşlar bağlanmış, köpekler salınmış!’ Amerika, binlerce kilometre uzağındaki Irak’ı tehdit olarak görüp, bombalıyor, 1.5 milyon günahsız insanın ölümüne sebep oluyor; biz ise burnumuzun dibindeki Kandil’e girip dümdüz edemiyoruz! Üstelik teröristlerle masaya oturtuluyoruz!
Bütün bu yaşadıklarımızdan sonra bile, Hâlâ daha, ‘kim dost kim düşman’ tanıyamamışsak biz her şeye müstahakız demektir.
 
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık