• 17 Şubat 2014, Pazartesi 9:21
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TEK PARTİ'NİN DEVLET ADAMLARI
 Çevre ve Şehircilik Bakan yardımcısı olan zat,  İstanbul'da yapılan “Kentsel Dönüşüm Kongresi'nde yaptığı konuşmada şu çok talihsiz lâfları etmiş: “Sloganlarla bu memlekette bir şeyler yaptığını zannetmeye çalışan insanlar, 10. Yıl Marşı'na takılıp kalan insanlar, 'Ana yurdu dörtbaştan ördük' falan diyen insanlar bu memlekette bir tren rayı bile bir yerlere döşememişler. Ama 11-12 yıllık süreç içersinde Türkiye'de yapılanlar belli!” 
Ne yazık ki, ülkemizdeki belli bir kesim bu Cumhuriyete hep önyargılı olarak bakmıştır. Bunlara, Osmanlı'nın nasıl yıkıldığını ve bu Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu öğretememek Atatürk'ten sonra bu ülkenin yönetimine gelenlerin en büyük ayıbıdır. Belli ki, bu zat da, Cumhuriyet kurulduğunda Anadolu ne hâldeydi; Cumhuriyeti kuranlar neler yapmış bu konularda hiçbir şey bilmiyor.
 Şu koca Türkiye Cumhuriyeti ne hâllere düşürüldü! Devleti yöneten kadrolara baktıkça aklımıza, Kaşgarlı Mahmud'un “Divanı Lügüt it Türk” isimli büyük eserinin dilimize kazandırılmasında büyük emeği geçen İbnülemin Mahmud Kemal geliyor. Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarıdır. Bâb-ı Âlî'den emekli eski bir bürokrat olan İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın, Osmanlı dönemi devlet adamlarını anlattığı “Son Sadrazamlar” kitabını okuyan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar kendisi ile tanışmak ister. İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay bunun için aracı olur. Aksi bir ihtiyar olan üstat gitmem diye tutturur. Fahrettin Kerim yalvar yakar razı eder ve üstadı Florya Köşkü'ne götürür. Yemekten sonra Celâl Bayar, “Efendim, 'Son Sadrazamlar' kitabınızı okudum, çok güzel bir eser kaleme almışsınız ancak bunların hepsi Osmanlı döneminin adamları, bir de cumhuriyetin cumhurbaşkanlarını, başbakanlarını yazsanız” diyene kadar pek sorun çıkmaz. Ama Bayar bu cümleleri sarf edince İbnülemin pat diye “Kim bu adamlar, tanımıyorum” diye başlar lâfa ve sonra şöyle devam eder: “Ben 'Son Sadrazamlar'ı yazdım, çünkü o insanların bir kısmı babamın arkadaşıydı, bir kısmıyla ben birlikte çalıştım, bazısının da maiyetinde bulundum. Çoğunu, evlerinin mahremiyeti içinde tanıdım. Şimdikileri tanımıyorum. Zaten tanımaya değer olduklarını da düşünmüyorum. Eskiden bir adam memur olur, ardından mutasarrıf, vali, nâzır nihayet sadrazam olurdu. Şimdi öyle değil; nevzuhur (ortaya yeni çıkmış) bir adam çıkıyor, üç gün sonra milletin başına tebelleş oluyor, sonra da âlimi ulemayı ayağına çağırıyor!” 
Mahmut Kemal İnal yaşasaydı,  günümüzün devlet adamları için acaba neler söylerdi? 
17 Aralık'ta başlayan soruşturmalar hakkında “Bu bir depremdir artçıları da olacak' diye bir değerlendirme yapmıştık. Gerçekten de artçılar bir türlü durmak bilmiyor ve her artçı neredeyse 17 Aralık Depremi şiddetinde! 4 bakan hakkında savcılar fezleke düzenledi. Adalet Bakanlığı dördünü de iade etti. İddialar çok ciddî fakat, gazeteci Ahmet Şık'ın Cemaat için yaptığı 'Dokunan Yanıyor' tespiti, artık iktidar için de geçerli; iktidara da “Dokunan Yanıyor!” Binlerce polisin ve yüzlerce savcı ve hâkimin görev yeri değiştirildi! İddialar dudak uçuklatıyor. Bunlar hukuk devletinin geçerli olduğu herhangi bir ülkede meydana gelse, değil bakanları, hükümetleri götürür. İnternete düşen ses kayıtları eğer doğruysa gerçekten çok hazin bir durumla karşı karşıyayız.  Şu işe bakın! Sabah ve ATV'nin satın alınması için havuz oluşturulmuş ve işadamlarından para toplanmış! Bunun koordinatörlüğünü yapan da, iddiaya göre, sayın Ulaştırma Bakanımız! Kendisini bu işle görevlendiren de sayın Başbakan! Cumhuriyet savcılığının fezlekesinde ses kayıtları var. Bakan Bey, müteahhitlerden milyonlar istiyor. Ses kayıtlarından anlaşıldığına göre, bazı iş adamları yüzer milyon dolar vereceklerini beyan ediyorlar. Bir tanesi 'üçüncü havaalanını dahil ederseniz 150 milyona çıkarım' diyor. Sekiz işadamından toplanan para 630 milyon dolar!  İlâhiyatçı Prof. Hayrettin Karaman da fetva veriyor ve diyor ki, 'iş adamlarının yaptığı bağışlar rüşvet değildir!' Gel de şimdi Ziya Paşa'yı anma: “Siz herkesi kör âlemi sersem mi sanırsınız?”
Yine iddiaya göre, oğlu yolsuzluk soruşturmalarında adı geçen ve istifa eden bir bakana Rıza Zarraf 700 bin liralık kol saati hediye etmiş! Dört bakan bu işadamının özel uçağı ile Umreye  gitmişler!  Başbakanın oğlunun başında bulunduğu TÜRGEV'e yüz milyon dolar bağış yapılmış. Ümraniye Belediyesi sosyal tesisleri Erdoğan'ın çocuklarının vakfı TÜRGEV'e devredilmiş. Başbakanımızın oğlu 'savcılar değiştirildikten sonra' nihayet ifade vermeye gidebildi! Yolsuzluk soruşturmalarının akıbeti meçhûl! Türkiye elbet normalleşecek ve inanıyoruz ki, bu rezilliklerin hesabı mutlaka sorulacaktır.
Avrupa'dan. yüzümüzü kızartması gereken birkaç örnek: İspanya Kralının damadı ve kızı yolsuzluk yaptıkları iddiası ile soruşturma geçirdiler. Kralı'nın kızı Mahkemeye giderek tam 8 saat ifade verdi! Romanya eski Başbakanı, hakkındaki yolsuzluk suçlamasının yerinde görülmesi sebebiyle 4 yıl hapse mahkûm edildi! İstifa etmek zorunda kalan Alman Cumhurbaşkanı'nın suçlarına bakar mısınız: Devletin ödediği bilet paralarının kredi kartı puanlarını kendi hesabına geçirmek! Tatil masrafını bir işadamının karşıladığının anlaşılması! Eyalet Başbakanı iken bir bankadan düşük faizle 500 bin Euro kredi kullanması! Yani bizimkilerin yanında çerez gibi şeyler!
  'Tek Parti' diye aşağılanan Atatürk Dönemi'nde, bu ülkede hukuk herkese olarak eşit uygulanıyordu. Atatürk'ün en yakın arkadaşı Donanma Bakanı İhsan Bey, Yavuz zırhlısının onarımı işinde yolsuzluk yapıldığı iddiası ile Yüce Divan'da 6 ay hapse mahkûm edilmiş; Atatürk kılını bile kıpırdatmamıştı! 
O dönemin Başbakanları ve Bakanları idealist ve mütevazı insanlardı; orta halli bir hayat sürdüler. Mahmut Esat Bozkurt, “Devlet adamları fakir ölmelidirler ki, idare ettikleri milletler zengin ve mesut olsunlar” demişti! Öldüğünde cebinde 5 lira çıkmış! Şükrü Saraçoğlu Bakanlık, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı yapmıştı. Kira evinde öldü! İsmet Paşa Başbakanlıktan alındığında Sağlık Bakanı olan Recep Peker, Celâl Bayar hükümetinde görev kabul etmez ve Çankaya Köşk'ü içinde bulunan lojmanındaki eşyalarını toplamaya başlar. Bunu öğrenen Atatürk'ün Genel Sekreteri Hasan Rıza Bey, Lojmanı boşatmaya gerek olmadığını, burada kalmayı sürdürebileceğini bildirir. Peker bunun mümkün olmadığını çünkü Meclis'e taksi ile gitmek zorunda kalacağını buna ise bütçesinin yetmeyeceğini söyler! Hasan Rıza Atatürk'e durumu anlatır. Çok üzülen Atatürk, İş Bankası'ndaki hesabından Recep Peker'e her ay 500 lira ödenmesi talimatını verir! Recep Peker daha sonra Başbakanlık da yapacaktır! Tek Parti Dönemi'nin Devlet Adamları işte böyle Adam gibi Adam'dılar.  
Başbakan '30 Mart'ın, yolsuzluk iddiaları için bir REFERANDUM olacağını' söylüyor. Yani, bu konuda mahkemeler değil, jüri olarak yüce milletimiz karar verecek! AKP birinci parti olursa aklanmış olacak! Doğrudan demokrasi uyguluyoruz! Her şeye halk karar veriyor artık! Dünyada başka bir örneği yok! Bunu da biz başardık!
 Hep kötü şeylerden söz ettik. Bu ülkede 'iyi şeyler' de oluyor!  BDDK'nın verdiği bilgiye göre, 2013 yılında bankalarda 1 milyon liranın üzerinde mevduatı bulunanların sayısı bir önceki yıla göre 15 bin kişi artarak 66 bin 846'ya çıkmış! 'Felâket Tellâlları'na bakılacak olursa iflâsın eşiğindeymişiz! Görüldüğü gibi, işleri tıkırında olanların sayısı az değil.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık