• 30 Mayıs 2016, Pazartesi 8:52
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TEHLİKELİ GELİŞMELER!
 Rusya ile durumumuz malûm! İktidar yanlısı bazı yazarlar bile bu durumdan rahatsızlar ve açıkça, Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesinin zorunluluğundan söz ediyorlar. Fakat bu konuda bırakınız bir gayreti, aksine, Rusya'nın husumetini arttıracak adımlar atıyoruz! Meselâ, Batı'nın vesayetine girmiş olan Ukrayna ile bir askerî işbirliği anlaşması imzalanıyor! Basınımızda, Gürcistan'ın NATO'ya girmesini desteklediğimize ilişkin haberler yer alıyor! Daha da vahim olan ise, sayın Cumhurbaşkanının, 'Karadeniz'in bir Rus gölü hâline geleceği endişesini' NATO Genel Sekreteri'ne bildirmesi! 
Evet! Yanlış okumadınız! Aydınlık'ta, E. Amiral Soner Polat'ın yazısından anlaşıldığına göre, sayın Cumhur-başkanı bir konuşmasında,  NATO Genel Sekreteri  ile yaptığı görüşmede, kendisine  şöyle yakındığını belirtmiş: “Ziyareti sırasında kendisine söyledim. Bakın dedim; Karadeniz'de görünmüyorsunuz. Karade-niz âdeta Rusya'nın gölü hâline dönüşüyor!”
Bu sözler bize, 18 Şubat 1952'de TBMM'de onaylanarak NATO'ya girişimizin kesinleşmesinden sonra, Musul'u İngilizlere teslim eden general olarak tarihe geçen, Ali İhsan Sabis'in, Millî Savunma bütçesi görüşülürken sarf ettiği şu vahim sözlerini hatırlattı: 
“Amerikan uçak gemileri derhâl Boğaz'dan geçip, Karadeniz'e açılmalı ve Montrö antlaşması yırtılıp atılmalıdır!”
Ne ise ki, Soğuk Harp'in o en canlı olduğu yıllarda bile,  Amerika'ya böyle bir imkân  tanımamıştık. İşte bu şuurla, Rusya-Gürcistan savaşı sırasında, Amerikan savaş gemilerinin Montrö'yü delerek, Karadeniz'de boy göstermesine de izin vermemiştik. Bir Amerikan savaş gemisi, Gürcistanlı yaralıları tedavi edecek hastane gemisi süsü verilerek Karadeniz'e girebilmişti! Yine o tarihlerde, eski Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Trabzon açıklarında, Amiral üniforması ile Oruç Reis Fırkateyninde, Kuvvet Komutanlarıyla birlikte verdikleri görüntü ile, tüm dünyaya,  Karadeniz'in Türkiye'nin millî menfaatlerine aykırı bir şekilde kullanılmasına izin verilmeyeceği mesajını  vermişti.
Bugün ise, NATO'yu Karadeniz'e davet ediyoruz! Bunlar, Rusya ile ilişkilerimizi daha da gerecek olan vahim gelişmelerdir. Daha da vahimi ise, Türkiye'nin millî menfaatlerini çok yakından ilgilendiren böyle önemli gelişmeler karşısında  'Atatürkçü'  CHP'deki ve  'Milliyetçi' MHP'deki sessizliktir!
 Kabul edilecektir ki, Rusya ile ilişkilerimizin bozulması, ülkemizi, Batı'nın karanlık senaryolarının uygulanmasına daha da açık bir duruma getirmiştir. Biz ne Batı karşıtıyız, ne Rusya yanlısıyız. Sadece ülkemizin yüksek menfaatlerini düşünüyoruz. Bu ülkeye mensubiyet duygusuna sahip her Türk vatandaşı da, inanıyoruz ki, Amerika ve Avrupa Birliği'nin müdahalelerine bu kadar açık bir duruma gelmiş olmamızdan rahatsızdırlar. Fakat ne yazık ki, siyaset, derin bir sorumsuzluk içinde gelişmeleri seyretmektedir. Bu bağlamda, 1 Kasım seçimleri öncesindeki geçici hükümette Başbakan Yardımcılığı görevine getirilen,  daha sonra AKP'den milletvekili seçilen ve aynı görevi sürdüren; bu yüzden MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli tarafından ağır bir şekilde eleştirilen sayın Tuğrul Türkeş'in, Anayasa değişikliği oylaması sırasında, Bahçeli ile verdiği çok samimî görüntüyü, hâlâ daha sayın Bahçeli'ye destek vermeye devam eden milliyetçi kardeşlerimizin takdirlerine sunuyoruz. 
Bizi endişelendiren bir başka görüntü de, yine anayasa değişikliği oylaması sırasında, CHP Grup Başkan Vekili sayın Levent Gök'ün bir sorusuna cevap veren Adalet Bakanı sayın Bekir Bozdağ'ın, Suriye Devlet Başkanı ve Suriye Devleti hakkındaki ağır eleştirileri ve sayın Gök'ün bu haksız eleştirilere tatmin edici bir cevap verememesidir.
İktidarın ve muhalefetin durumu bu! 
Sayın Bozdağ, Suriye'deki iç savaştan söz ederken,  Suriye Devlet Başkanı'nı ve Suriye Devleti'ni, kendi halkını katletmekle, 500 bin Suriyelinin katili olmakla  ve kimyasal gaz kullanmakla suçladı. Sayın Bozdağ daha önce de, İsrail'e tarihinin en büyük yenilgisini tattıran, bugün de emperyalizme karşı verdiği mücadelede Suriye Devleti'nin yanında savaşan, Filistin halkının bağımsızlık mücadelesi-nin de en kararlı destekçisi olan Lübnan Hizbullah'ını 'Hüzbüsşeytan' diye nitelendirmişti! 
Esad'ın halkını katlettiği iddialarına gelecek olursak; bunun doğru olmadığını;  Birleşmiş Milletler raporlarında bile, bu iç savaşta ölenlerin yarısının Suriye Devleti'ni destekleyenler olduğunun belirtildiğini hatırlatalım!
Bu sütunlarda daha önce de dile getirdik. Bizim en önemli sorunumuz, diri bir millî muhalefettir.  Eğer Büyük Millet Meclisi'nde 20-30 milletvekiline sahip güçlü bir muhalefet partisi bulunmuş olsaydı, iktidar bu kadar gözü kara uygulamalar içinde olamazdı. MHP yönetiminde gerçekleşecek bir  değişimin, bu çok önemli muhalefet eksikliğini  gidereceğine inandığımızı tekrar belirtelim. 
Batı'nın kurguladığı ve bizi de kullandığı Suriye iç savaşı 6 yıldır sürüyor! Amerikalı 'dostlar' bu savaşın 20 yıl daha süreceği şeklinde açıklamalar yapıyorlar! Bu savaş, Suriye Devleti, halka  karşı bir kıyım başlattığı için mi çıktı? Bu iç savaşı organize eden ve destekleyen Batı değil mi? Bu savaş yüzünden bugün, Suriye sınırımızın çok büyük bir bölümü, 'Dostumuz' ABD'nin, 'Bizim Kara Ordumuz' diye yücelttiği, PKK'nın Suriye kolu PYD'nin; 90 kilometresi de IŞİD'in kontrolünde! Bundan memnun olan var mı? 
Dün, Suriye Devleti ile aramızda sıcak dostluk ilişkileri varken durumumuz neydi? Bugün nedir? ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında, bizi ve komşularımızı çok yakından ilgilendiren Büyük Kürdistan, göstere göstere kuruluyor! Suriye bu kadar karıştırılmamış olsaydı, terör örgütü Güneydoğumuzdaki o kalkışmaya cesaret edebilir miydi? 
Eski Genelkurmay Başkanımız sayın İlker Başbuğ, bugün İran ve Türkiye 'Evet' demedikçe bir Kürt devletinin kurulamayacağını söylüyor ve İran'la birlikte hareket etmemizi istiyor! Sadece İran'la mı? Bizim,  bu uğursuz projeye karşı, başta Rusya olmak üzere Irak ve Suriye ile de birlikte hareket etmemiz gerekmez mi? Ne  yazık ki, Suriye'nin karıştırılmasında baş roldeyiz! 
Suriye'de yaşananları kısaca hatırlayalım: Suriye yönetimi, diyalogla sorunları çözme gayreti içindeyken, muhaliflere sürekli olarak yeni teklifler götürürken; ABD ve Fransa'nın Şam Büyükelçileri  8 Temmuz 2011'de Hama'ya giderek göstericilere destek verdiler! Bunlar masum gösteriler değildi. Çünkü muhalifler, silâh kullanıyordu! Eğer, Batı desteklemeseydi, biz de Batı ile birlikte hareket etmeseydik, Suriye'deki iç savaş bu boyutlara varır mıydı? 
7 Mart 2011'de Başbakan Erdoğan, “Kardeşim Esad” diye seslendiği Suriye lideriyle ortaklığı çok daha ileri bir boyuta taşımış ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında ortak vize uygulamasını öngören 'Şamgen Plânı'yla ilgili mutabakat sağlanmıştı! Ne var ki,  anlaşılmaz  bir şekilde, bir anda tavır değiştiren sayın Erdoğan, Esad yönetimine cephe aldı ve muhaliflere açıkça destek vermeye başladı! Henüz ortada Suriye'den gelen sığınmacılar yokken, Türkiye'de açılan sığınmacı kampları, Suriye'ye çok kapsamlı bir komplo düzenlendiğinin de işaretiydi. Derken bir anda  'Esad'dan kaçan'  sığınmacılar gelmeye başladı!  'Barış elçisi' Anjeline Joly de bunları ziyaret etmişti! Bu ziyaret bile, ortada bir komplo olduğunu göstermekteydi. Mültecilerin geldikleri yerlerde çatışma filân yoktu! 
Fakat bunun ne önemi var ki; Batı; Suriye iç savaşı için, pardon Suriye'ye 'Demokrasi getirmek için' düğmeye basmıştı!
Hatay-Hacıpaşa'ya gelen ilk mültecileri karşılayan kamu görevlisi bir kamp yöneticisinin verdiği şu bilgi de, ortada gerçekten çok vahim bir komplo olduğunu gösteriyordu: “İlk gelenleri ben karşıladım; sınırdan geçirdim. 'İranlı milisler ve Hizbullah üyelerinin Sünnîleri katlettiğini, kadınlara tecavüz ettiklerini söylüyorlardı.' Hepimiz bunlara inandık; evlerimizi bu mültecilere açtık. Ama hiçbirimiz,  o sıralarda oralarda çatışma olup olmadığına bakmadık; gerçekten İranlıların orada olup olmadığını araştırmadık! Demek ki, bir mezhep savaşı tezgâhlandı ve biz de burada kullanıldık!”
Gelişmeler gerçekten de oldukça tehlikeli! Ve ne yazık ki, milleti uyandıracak sorumlu bir muhalefete sahip değiliz. Allah yardımcımız olsun!

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık