• 30 Eylül 2016, Cuma 8:51
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TEHLİKE GEÇMİŞ DEĞİL!
 Aslında, son günlerin yoğun Abdülhamid tartışmaları sebebiyle, Abdülhamid konusunda yazacaktık. Memleketin en fazla birlik ruhuna ihtiyacı olan bugünlerde ne yazık ki, son derece anlamsız; mevcut kamplaşmayı daha da derinleştirecek; Yeni Kapı Ruhu'nu zedeleyecek bir Abdülhamid tartışması  yaşadık. Bunda, Sultan Abdülhamid'in ismini GATA'nın bir hastanesine veren ve doğum yıldönümünü ilk kez kutlamaya kalkan iktidarın olduğu kadar; Sultan Abdülhamid hakkında kulaktan dolma bilgilerle saldırıya geçenlerin de büyük sorumluluğu var. Aslında yaşadığımız büyük bir sorumsuzluk örneğiydi. Bu tartışmaların yapılacağı günlerde miyiz? 
II. Abdülhamid hakkında, bu tartışmalarda değinilmeyen bazı hususları hatırlatmak istediğimiz bir yazı dizisi yazmaya karar vermiştik ki; 25 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, Emekli Albay Hasan Atilâ Uğur'un bir mülâkatı yayınlandı. Sayın Uğur'un, “İkinci Kalkışma Çok Yakın” diyerek milletimizi uyardığı bu mülâkatındaki iddiaları son derece ciddî. Ana başlıklar şöyle: 
* Çok net bilgiyi aktarıyorum. Bu sefer daha kanlı olacak. 
* Artık ABD, FETO, PKK bir şey yapamaz demeyelim! 
* Kaosu Güneydoğu'dan ateşleyecekler. HDP'liler taranacak!
* FETÖ güvence verdi itirafçılar konuşmaz oldu!
* Kasım ayından önce hepsi birden devreye girecek! 
Sayın Uğur'un bildirdiğine göre, İngilizler 2.5 aydır Güneydoğu'daki bütün aşiretlerin ayağına gidiyor. Aşiretlerin bütün kredi borçlarını ödediler. Bundan üç-dört gün önce, İngiltere'nin yüksek tirajlı gazetelerinden biri olan Daily Express'te yayınlanan bir yazıda şu vahim ifade kullanılıyor: “Türkiye'de ikinci bir kaos ortamı geliyor. Bizim Kıbrıs'taki üssümüzdeki 10 bin deniz piyademiz, Türkiye'de bulunan 50 bin İngiliz'in can güvenliği için Türkiye'ye girecek. Türkiye'de güvenli bölgeler oluşturacağız.  Vatandaşlarımızı hava yoluyla tahliye edeceğiz.” 
Hasan Attilâ Uğur; “Bu bir işgal plânıdır”  diyor ve şöyle devam ediyor: “Peki, bu kaos nasıl olacak? Çok net bir bilgi bu. Güneydoğu'da her zaman yaptıkları gibi HDP'lilerin de çağırısıyla bir nümayiş yapılacak. Polisin, askerin içinde tespit edilemeyen FETÖCÜLER, gaz sıkmak yerine halkın üzerine ateş açacaklar. Batı'da ise fitili, büyük sansasyon yaratacak büyük patlamalarla ateşleyecekler. Bunu ya PKK, ya da IŞİD yapacak!”
Sayın Uğur, Batılı 'dostlarımızın' bir iç savaş plânladıklarını; 15 Temmuz'da başarılamayan bu plânı, bu defa başarmaya çalışacaklarını söylüyor. Ne yazık ki, içimizdeki Batı muhiplerinin ve NATO'cuların bu gerçeğe inanmaları oldukça zordur. Bu kesimlerin, Batı'nın komplolarına  karşı güçlü bir dayanağımız olabilecek Rusya ile yakınlaşmamız  nedeniyle, 'Batı'dan kopuyoruz' endişesi içinde oldukları da bir başka vahim  ve çok acı bir gerçeğimizdir.
 Hasan Attilâ Uğur, “100 sene önce yapamadıklarını, şimdi yapmaya çalışacaklar. 40 yıldır FETÖ'yü ve PKK'yı bunun için yetiştiriyorlar. Amerika,  İngilizlerle beraber bu işin arkasında” diyor ve şu uyarıyı yapıyor: 
“Türk Milletini ikaz ediyorum. Çok dikkatli ve akıllı olmamız gereken bir zaman. Hani bir ara Yenikapı Ruhu dedik ya! Şu anda bu ruh bilinçli olarak zedeleniyor.  Başta CHP bozmaya başladı bu ruhu. Bilerek yapılıyor bunlar. Görev! Bir kamplaşma yaratılmaya çalışılıyor.  Neredeyse her programda Mustafa Kemal Atatürk'e söven birileri çıkıyor. Bunu, germek için yapıyorlar. Bilerek yapıyorlar. Cezaevlerinden aldığım bilgilere göre, şu anda FETÖ mensupları bir buçuk aydır, cezaevlerinde, artık itirafçı konumuna gelmiyorlar. Başta itirafçı olmaya çok temayül vardı; vazgeçirttiler. Bunlar cezaevlerinde, gardiyanları tehdide başlamışlar. Özel güvenlik şirketlerine bakılmadı. Bunlar bugün Başbakanlıkta da, her yerde varlar!”
Kredi notumuzun düşürülmesi de bu plânın bir parçası değil mi?
Durum gerçekten çok ciddîdir. Umarız, sayın  Hasan Attilâ Uğur'un bu uyarıları, 15 Temmuz darbe teşebbüsünü 'sahte bir darbe' olarak görenlerin ve tehlikenin devam ettiğini göremeyenlerin akıllarını başlarına getirir. 
CHP'nin, sanki olağanüstü dönem aşılmış gibi, KHK'ları Anayasa Mahkemesi'ne götürme kararı alması vahim bir durumdur. CHP'nin son çıkışları da anlaşılır gibi değil. Sayın Kılıçdaroğlu, ABD Büyükelçisini CHP Genel Merkezinde kabulünde, hükümetin uygulamalarını şikâyet etmiş ve “Nerede ise bir cadı avı başlatacaklar” diye konuşmuştu. Bu söylemi tasvip etmek mümkün müdür? 15 Temmuz'un arkasındaki rolü ve Türkiye hakkındaki niyetleri belli olan ABD'nin Büyükelçisine, hükümet nasıl şikâyet edilir? 
Kendi aramızda sorunlar yaşayabiliriz. Fakat bunlar ancak kendi aramızda konuşulmalıdır. Sayın Kılıçdaroğlu'nun Ahmet Hakan'ın, “Tarafsız Bölge” programında, kapatılan gazetelere, basın özgürlüğü adına sahip çıkması da gerçekten şaşırtıcıydı. Kapatılan Zaman ve Özgür Gündem gazeteleri FETÖ ve PKK terör örgütlerinin sesi değil miydi? Hangi demokratik ülkede böyle bir şeye izin verilebilir? Fikret Bilâ'nın, 15 Eylül tarihli Hürriyet'teki,  “15 Temmuz darbe  teşebbüsü ve bir yıldır süren şehir savaşlarından sonra, FETÖ ve PKK'nın faaliyetlerini 'demokratikleşme' kılıfı ile izah etmeye dönük çabalar sürüyor” uyarısını hatırlatmakla yetinelim!
Ülke bu kadar zor günlerden geçerken, hepimiz sağduyu ile hareket etmek zorundayız. Buna mecburuz. Bu bakımdan iktidar da, Ana Muhalefet de, medya da çok büyük bir sorumlulukla karşı karşıya bulunmaktadır. 
Şu anda, ülkenin başında bulunan hükümete yardımcı olmak bir  millî görevdir. Seviniz, ya da sevmeyiniz; bu zor dönemde, ülkenin başında sayın Erdoğan'ın bulunması da bir şanstır. -Suriye iç savaşında açıkça taraf olmamız ve hâlâ daha bu yanlışın sürdürülmesi, bütün okulları İmam Hatip Okulu yapmak gayreti ile toplumun gerilmesi başta olmak üzere- yapılan çok vahim yanlışlara rağmen- FETÖ ve PKK ile mücadelede bugün bulunulan noktaya gelinmesi son derece önemlidir. Önyargılarımız bu durumun görülmesini engellememeli; eleştirilerimiz yol gösterici olmalıdır. Bu iktidar yıkılırsa bu ülke dağılır. Şu an başka bir iktidar seçeneği var mı?
 Ana Muhalefet eğer yapıcı bir muhalefet sergilerse, iktidarla birçok konuda anlaşması mümkün olabilir. Bu konuda MHP'nin tavrı örnek alınmalıdır. Dün, şiddetle eleştirdiğimiz MHP'nin, 15 Temmuz'dan sonraki yapıcı tavrını takdirle karşıladığımızı belirtmeliyiz.
 7 Haziran'dan sonra yaşanan gelişmeler doğru okunmalıdır. Başbakan  Ahmet Davutoğlu görevden alındıktan sonra, ABD'nin en etkili yayın organlarından Foreign Policy dergisinde, “Amerika Ankara'daki adamını kaybetti” yorumunun yapıldığını hatırlatmak isteriz. O zaman, hem sayın Kılıçdaroğlu ve hem de sayın Bahçeli, Davutoğlu'na, direnmesini tavsiye etmişlerdi! 
İyi ki, 15 Temmuz'da Davutoğlu Başbakan değildi.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık