• 10 Kasım 2019, Pazar 15:01
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TARİHLERİNİ BİLMEYEN MİLLETLERİN GELECEKLERİ DE OLAMAZ ! (9)

Ünlü İngiliz politikacısı Çorcil, “Geriye doğru tarihinizi ne kadar iyi bilirseniz, o kadar ileriyi görebilirsiniz” diyor! 
Ne yazık ki, ülkemizde tarih ilmi, en az ilgi duyulan ilim dallarının başında gelmektedir! Tarihten ders alınarak, devletimizin, millî menfaatlerimizin gereklerine göre yönetildiği yegâne dönem Atatürk dönemidir ki, hepi topu 15 yıldan ibarettir. Ne hazindir ki, 'Atatürkçüyüm' diyenler bile, Atatürk Dönemini yeterince bilmemektedirler. Hâlbuki, bugünkü derin sorunlarımızı aşabilmek, o dönemi iyi anlamak ve örnek almakla mümkündür. 
Bütün bu yaşananlara, ödediğimiz bunca bedele rağmen, Atatürk dönemi dışında, Batı'nın emperyalist yüzünün bir türlü kavranılamaması ve günümüzde bile, Batılıların, Serbest Piyasa Ekonomisini,  Özelleştirmeyi ve Etnikçiliği köpürten tavsiyelerine uyularak, ülkemizin daha demokratik ve milletimizin daha mutlu olacağına inanmak nasıl bir aymazlık içinde olduğumuzu göstermektedir.  
Saygın bir bilim insanı olan Prof. Öztin Akgüç, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan, “YALNIZLIK-EKONOMİK BAĞIMSIZLIK” başlıklı bir makalesinde, özetle şu önemli uyarıları yapmış:  “Ülkemize yönelik tehditler, gözdağları, kınamalar, 'savunmaya çalıştığımız Türkiye, yalnız bir ülke olarak ekonomik ve siyasal bağımsızlığını gözetecek politikalar izlemek zorundadır' görüşünü doğrular niteliktedir. Ülke ekonomik bakımdan dışa bağımlıysa; enerji, sermaye, ara malları ithal ediyor, hava savunma sistemini dahi dışarıdan alma gereği duyuyorsa, aşırı borçlu ise, dış güçler kendilerinde tehdit etme hakkını dahi bulmakta, cüret etmektedirler.  Cumhuriyetin kurucuları, 'Ekonomik Bağımsızlık Olmadan Siyasal Bağımsızlık olmaz' gerçeğini görerek, bilincinde olarak gerekli politikaları üretmiş, izlemiştir. Türkiye 1930'lu yılların sonlarına doğru I. Sanayi Plânı uygulamasıyla, S. Kuznets'in ekonomik gelişmişlik evrelerinin üçüncü aşamasına; uçuşa kalkış aşamasına girmiş ise de, aradan seksen yılı aşkın bir süre geçmesine karşın, ülkemiz ekonomik kalkınmanın ileri aşamalarına geçememiştir. Yabancı güçler ve onların yerli sesyayarlarının ayartısına (Bunlara Etki Ajanları diyoruz İ.Ş.A), iğvasına kapılarak, oy hesaplarıyla, kişisel doyum gösterileri ile, sürekli yanlış yolda yürünmüş; sonuçta, 'Trump'ın ekonominizi yok ederim' gibi onur kırıcı tehdidine maruz kalınmıştır. 24 Ocak 1980 kararları, dış bağımlılığa yol açan en büyük yanılgı olmuştur.” 
Ne gariptir ki, Batı'nın Ekonomik Vesayetini perçinleyen 24 Ocak 1980 Kararlarının mimarı Turgut Özal'a, devletimiz bir Anıt Mezar yapmıştır! 
GÜÇLÜ BİR MİLLÎ EKONOMİ 
İÇİN NE YAPILMALI?
Sayın Öztin Akgüç, Batı'nın Ekonomik Vesayetinin kırılabilmesi için şu tavsiyelerde bulunuyor:  “Özelleştirmeye karşı DEVLETÇİLİK; ihracat teşvikli büyüme yerine,  İthal İkamesiyle Kalkınma; kaynak dağılımında kişilerin, kuruluşların keyfî kararları yerine PLÂNLAMA; borçlanma yerine gösteriş harcamalarında tasarruf; Neo-Liberal Merkez Bankacılığından; Kalkınma Amaçlı Merkez Bankacılığına dönüş; yandaşları varsıllaştıran teşvik yerine, üretimi, üretim amaçlı yatırım projelerini deksteklemek; özel kârlılık yerine kamu kârlılığını gözetmek; banka kredilerini tüketime değil, kalkınma amacına yönlendirme yoluyla, özetle, yapılan, yapılmakta olan yanlışların tam tersini yaparak ekonomik bağımsızlık sürecini başlatmak.”
 Evet, bundan başka bir Çıkış Yolumuz yoktur. Tuhaf deği mi? İslâm Dini Kamucudur. Fakat, bugün iktidarda olan ve 'İslâmcı'  olduğunu iddia eden parti nedense KAMUCULUĞA pek  itibar etmemektedir!
Ülkemizin böylesine derin bir kaosun içine sürüklenmesinin sebebi, Batılı 'dostların' tavsiyelerine, hiç sorgulamaksızın uyulması değil midir? FETÖ'yü devlet içinde Batı büyütmedi mi?  Bunun sebebi, Millî Bürokrasimizin zayıflatılması ve Millî bir Derin Devletimizin olmaması değil midir?  Doğrusunu söylemek gerekirse, bir Derin Devletimiz vardı fakat bu Amerika'nın kontrolünde bir Derin Devlet'ti! Nitekim, FETÖ de, bu sayede palazlandı; PKK ile etkili bir mücadelenin yapılmasını da, bu gayr-i millî 'Derin Devlet' engelledi! Bu ülkede, tarih şuuru olmayan devşirilmiş aydınların, kimi siyasetçi ve yazarların, 'Özgürlük Savaşçıları' olarak yücelttikleri PKK, Batılı 'dostların' gayr-i meşrû çocuğu değil midir? Türkiye'yi ve bölgemizi istikrarsızlık içinde süründürmek amacıyla oluşturulan bu terör örgütünü himaye eden, eğiten ve donatan güç, başta Amerika olmak üzere Batılı 'dostlarımız' değil midir? 
  Bizi Batı'nın yörüngesinde sokan ittifaklar ve uygulanan gayr-i millî ekonomi politikaları ile, içine sürüklendiğimiz durum meydandayken; ne iktidarın ve ne de muhalefetin, Atatürk Dönemini örnek alan bir Plânlı Karma Ekonomi arayışları var ve ne de, bizi Batı'nın baskılarından masun tutacak bir Avrasya siyasetleri var!  İktidarın Rusya, İran ve Çin'le yakınlaşmasını takdirle karşılıyoruz.  Fakat iktidarın bu konuda bir yol haritası yok. Muhalefet ise bu ilişkileri küçümsüyor ve  “Demokrasi Batı'da bizim Doğu'da ne işimiz var” anlayışına sahip!
  Sağduyu sahibi askerler ve aydınlar yaptıkları analizlerle iktidarı uyarıyorlar ki, bu aynı zamanda muhalefet için de bir uyarıdır!   E. Tümgeneral sayın Ahmet Yavuz, Barış Pınarı Harekâtı'nı değerlendirdiği,  19.10.2019 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan bir mülâkatında şunları söylüyor: “Türkiye, millî gücünün sınırlarını gördü. Bu sınırın ötesine geçmenin doğurduğu tehlikeleri anlarsa, Osmanlıcılık hayaliyle hareket etmekten kendini alıkoyarsa, Atatürk'ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” şiarının öyle dudak bükülecek bir söz olmadığını kavrarsa Türkiye için yararlı olur. AKP'nin sorun çözme yöntemleri halk tarafından daha çok sorgulanır hâle gelmiştir. (Suriye meselesinde) en sağlıklı yol, Türkiye ve Suriye'nin karşılıklı çıkar temelinde ve Adana Mutabakatı zemininde hareket etmesi, doğrudan görüşmesidir.  Suriye politikasında ABD ve Batı'yla birlikte Suriye'de rejimi değiştirme gayreti içine girilmesi yanlıştı. Çünkü Suriye'nin istikrarı ve sınır güvenliği Türkiye'nin sigortasıydı.  Yapılan müdahale, Suriye'yi istikrarsızlaştırdı ve iki tehlike ortaya çıktı. Bunlardan birincisi, iktidarın hiç beklemediği şekilde, Suriye'nin Kuzeyi'nde kantonların birleştirilmesi gayreti ve bir terör koridorunun ortaya çıkmasıydı. İkincisi IŞİD terörünün etkili olmasıydı. Her iki terör örgütünü de emperyalistler, Türkiye ve bölge ülkelerinin aleyhinde kullandılar. Türkiye'nin yanlış başlayan Suriye politikasında gayri iradi de olsa sona yaklaşıldı. Macera sönümleniyor. Suriye'nin toprak bütünlüğü daha yakın bir hâle geldi. Rusya henüz tam ses vermese de etkinliğini daha da arttıracak. Hattâ ABD ile birlikte bir siyasî çözümü dayatmasının zemini oluştu. Türkiye'nin lehinedir.”
Atatürk'ün şu sözü rehberimiz olmalıdır: “Milleti boş hayâller peşinde koşturarak zarara uğratmayınız!” İktidarın yanlış Suriye politikası yüzünden az kalsın “Dimyad'a pirinci giderken evdeki bulgurdan olacaktık!” Ne ise ki, Barış Pınarı Harekâtı müdahalesiyle, sınırlarımızda kurulmakta olan Kukla Kürdistan Devleti'ni şimdilik öteleyebildik. Sıra inşallah, Suriye ile yeniden diplomatik ilişkiler kurulmasına da gelir. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık