• 31 Ekim 2019, Perşembe 16:11
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TARİHLERİNİ BİLMEYEN MİLLETLERİN GELECEKLERİ DE OLAMAZ ! (6)

Prof. Niyazi Berkes'in verdiği bilgiye göre, Padişah III. Selim (1761-1807), 'işlerin düzelmesi için neler yapılması gerektiği hususunda' devlet adamlarından bir rapor istediğinde, Kadıasker Tatarcık Abdullah Molla, ekonomik meseleler, ticaret, sikke meseleleri, idare ve eğitim konularında o zamana kadarki en gerçekçi tespitleri yapan bir rapor verir. Devletin, ayarı ve değerleri düşük yabancı sikkelerle nasıl soyulduğunu, bunun devletin gelirlerini nasıl düşürdüğünü bir bir anlatır. Fakat buna rağmen gereken tedbirler alınmaz. Çünkü, Saray ve rical de bu düşük sikke işinden kâr elde etmektedir! Yani soyguna herkes ortaktır! Ahmet Cevdet Paşa, Abdullah Molla'nın raporuna rağmen III. Selim'in sikke tağşişi siyasetinin en sunturlularından birini göze aldığını söyler bunu şöyle izah eder: “Darphane emini olan Yusuf Ağa padişahı aldatıyordu. Çünkü Yusuf Ağa, saray etrafında çevrelenmiş çıkarcı grupların adamıydı” (Niyazi Berkes, “Türkiye İktisat Tarihi”, Cilt, II, s. 208)! 
Osmanlı İmparatorluğu'nun İngiltere ile 16.08.1838'de imzaladığı Baltalimanı Ticaret Anlaşması, Osmanlı'nın bir 'Yarı Sömürge'ye dönüşmesinin de milâdıdır. Bu anlaşmayı Padişah II. Mahmud'a, önce İngiltere Büyükelçisi daha sonra da Hariciye Nâzırı olan, İngiltere hayranı Mustafa Reşit Paşa, ekonominin canlanacağı telkiniyle imzalattırmıştır. Bu anlaşma ile, tekeller kaldırılmış ve Osmanlı İmparatorluğu Batı'nın Açık Pazar'ı durumuna gelmiştir. Serbest Rekabeti esas alan bu Ticaret Antlaşması'nın 12. maddesine göre, İngiliz tebaası olanlar ve onların adamları yalnız İngiliz mallarını değil, dış ülkelerden gelmiş her türlü emtiayı ülkenin her yerinde serbestçe alıp satabilecektir. Bu antlaşmadan öteki Avrupa devletleri de yararlanacaktır!
Bu anlaşma ile, Osmanlı, Batı'nın Açık Pazarı durumuna gelirken, Fransa daha 1825 yılında tekstil maddelerinin ithalini yasaklamıştı! Daha sonraki yıllarda, Alman Gümrük Birliği (Zolleverein) çok ağır vergiler koyarak, İngiliz mallarının ithalini âdeta yasaklayacaktır! Avusturya İmparatorluğu 1600 kalem eşyaya çok ağır vergiler koymuş ve 69 kalem eşyanın ithalini tamamen yasaklamıştı. Rusya ise 300 kalem eşyanın ithalini yasaklamış bulunmaktaydı (Turgut Özbay, “Lozan'dan Sevr'e”,  s. 30)!
Osmanlı İmparatorluğu'nda gayrimüslim tebaanın Müslümanlara karşı daha avantajlı duruma geçmesinin sebebi de bu ticaret antlaşması ve sonrasında, 1839 yılında ilân edilen Tanzimat ve 1856'da ilân edilen Islahat Fermanlarıdır. 1838 tarihli Serbest Ticaret Anlaşmasının ve Tanzimat ve Islahat Fermanlarının tanıdığı imkânlar sebebiyle, başta İngiltere olmak üzere, diğer Avrupa devletlerinin tüccarları, Osmanlı ülkesinde, aracı olarak gayrimüslimleri tercih etmişler ve böylece 1838'den önce ticarette ve zanaatlarda gayrimüslimlerin önünde olan Türkler, üstünlüğü, imtiyazlı bir duruma gelen gayrimüslimlere kaptırmışlardır.
Tıpkı bugün olduğu gibi (Atatürk Dönemi hariç), o zaman da, ülkeyi yönetenler, Serbest Ticaretle ülkenin kalkınacağına inan-dırıl-mışlardı! İngiltere Dışişleri Bakanı Palmerston'un, İstanbul'daki elçisine, “Serbest ticaret yoluyla Sultan'ın uyruklarının servet ve refahları artacak, sanayi önemli gelişme gösterecek, bunu gereken kişilere anlat” diye talimat verdiği bilinmektedir (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 373)! 
Takvim-i Vakayi gazetesinde, liberalizmle ülkenin İngiltere gibi olacağını iddia eden, aslında Batılı uzmanların kaleminden çıkmış yazılar yayınlanıyordu! İşin tuhafı, anayasalı bir nizama geçilmesi ve hürriyetlerin genişletilmesi fikirlerini yayanlar da bu yabancılardı ki, amaçları, İmparatorluğu istikrarsızlaştırarak yok etmekti! Bunların iğvalarına kapılan aydınlarımıza günümüzde bile, 'Hürriyet Kahramanları' olarak bakılmaktadır! 
Nitekim, İngiltere Sefiri Sir Elliot'un hatıralarındaki şu satırlar da, verdiğimiz bilgileri doğrulamaktadır: “Osmanlı Devleti'nin birçok ıslahata muhtaç olduğunu öğrenip anlayacak kadar uzun bir müddet Türkiye'de bulunduğum için, padişah ile nâzırlarını kontrol edecek bir meclis kurulmadıkça ıslahat gibi şeylerden bir fayda çıkmayacağını biliyordum. Mithat Paşa'nın bazı teşebbüslere giriştiğini haber aldığım zaman son derece sevindim ve kendisini elimden geldiği kadar teşvik ve tahrik ettim” (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 258)!
Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu'nun belirttiğine göre, Mithat Paşa, Sefir Elliot'a, yeni rejim hakkında şu açıklamayı yapar: “Hükümranlık salâhiyetini padişahtan alacak olan Millet Meclisi; ırk, din, mezhep farkına asla bakılmaksızın, bütün ahali bir tutularak yapılacak seçimlerle kurulacaktır.”
Nizameddin Nazif daha sonra şu değerlendirmeyi yapıyor: “Böyle bir vaad, ilk bakışta insanî ve medenî bir hareket gibi görünür; fakat o günlerin şartlarına vurulunca anlayışsızlığın, ihtiyatsızlığın, dar görüşlülüğün en kötü ifadesi olduğu derhâl belirir. Zira: 
1.    Meclisler daima ekseriyetin ve teşkilâtlı grupların tesiri altında kalır.
2.    Meclisler daima ekseriyetin fikrini ve arzusunu kanunlaştırır. 
Hâlbuki, Osmanlı Devleti'nin 1876 yılında: 
1.Bilgili (ve eğitimli) vatandaşların çoğu Hıristiyan'dı.
 2.Teşkilâtlı zümreler ve gruplar hep Hıristiyanlardı!
Pek garip görünür ama, 1876 Türkiye'sini tam demokratik usullerle seçilmiş bir meclisin kontrolü altına sokmak demek, düpedüz, imparatorluğu bir plebisit ile, Hıristiyan Osmanlıların devamlı kontrolü altına sokmak demek olacaktı! Mithat Paşa Hazretleri ile Yeni Osmanlılar  (Genç Osmanlılar) denilen bir avuç münevver, İngiltere Büyükelçisi sir Henry Elliot'un 'irşadları' ve her türlü maddî yardımları ile, işte böyle bir plâna hizmet etmekteydiler! Kurmayı tasarladıkları mecliste, ekseriyeti ellerinde bulunduran  Türk olmayan unsurlar birleşecek ve Osmanlı İmparatorluğu'na daha o zaman son verilecekti ki, İngiltere'nin arzusu da buydu. Abdülhamid Han, kudretli zekası ve devlet adamlığı önsezisi ile bu tehlikeyi meclisi açtırdığı ilk günden itibaren hissetmiş ve 1878'de de meclisi feshetmiştir” (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”). 
Osmanlıyı reform yapmaya zorlayan İngiltere'nin asıl amacı, bu reformlarla güçlenecek olan Osmanlı tebaası azınlıkları, kendi kontrolüne almaktı! İngiltere'nin, Osmanlı'nın modern bir devlet olması gibi bir arzusu yoktu.  Hattâ buna karşıydı.  Nitekim,  28 Mayıs 1879 tarihinde, İngiliz Sefiri Layard'ı akşam yemeğine davet eden Sultan Abdülhamid, İngiltere'den malî yardım talebi için gerekli projelendirme bağlamında, askerî konulardan merkezî idare, malî, idarî, tarım, ticaret, endüstri ve yaygın eğitime kadar pek çok alanda bir dizi reform plânlarını açıkladığında, Layard hayretler içinde kalarak, Padişaha, 'bu projeleri hayâl dahi edemediğini' beyan etmiş; fakat bunlar için Osmanlı'ya malî yardımda bulunulamayacağını bildirmiştir (“Emperyalizm ve İslâm Dünyası Sempozyumu”, Prof. Hüseyin Subhi Erdem sunumu, s. 173, ESAM yayını)!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık