• 20 Ekim 2019, Pazar 17:49
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TARİHLERİNİ BİLMEYEN MİLLETLERİN GELECEKLERİ DE OLAMAZ ! (3)

OSMANLI Fethettiği Toprakları Adaletle Yönetti
Avrupalı sömürgeci devletler, işgal ettikleri ülkeleri iliklerine kadar sömürdüler ve onların millî kültürlerini yok etmeye çalıştılar. Osmanlı Türklerinin, fethettikleri ülkeleri, kendi kültürlerini yaşamalarına izin vererek adaletle yönetmeleri, çok müstesna bir  medeniyet dersidir. Prof. Halil İnalcık'ın belirttiğine göre, Osmanlı; Sırbistan'da, Duşanov Zakonik kanunları gereğince, haftada iki gün ve yılda l04 gün olan feodal beye hizmet etme yükümlülüğü bulunan köylünün bu yükümlülüğü kaldırmış ve yılda sadece üç gün tımarlı sipahiye hizmet etme yükümlülüğü getirmiştir! 14. ve 15. yüzyıllarda, Balkanlar'da ve Bizans topraklarında, derebeylerin ve Hıristiyan devletlerin vergi ve angaryaları, zulümleri ve salmaları o derecede idi ki, köylüler kitleler hâlinde Osmanlı topraklarına sığınırlardı! Katolik Kilisesinin baskısı altında bunalan  Begomil Boşnaklar ve Ortodoks Balkan milletleri Osmanlı yönetimi ile rahat bir nefes aldılar.  Dinlerini özgürce yaşamak imkânına kavuştular.
Prof. Niyazi Berkes, Osmanlı Devleti'nin, Batılı ülkelerin halkları tarafından kabul görmesi hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “Osmanlı düzeni ne bir teokrasi, ne de feodal bir düzen olduğundan, o düzenin gelişi bu halklar için bir kurtuluş oluyordu. Bunların desteklemeleri, devlet yönetimi alanında o denli ileriye gitti ki, Osmanlı Devleti sonunda bir Türk devleti olmaktan çıktı; Osman ailesinin zaptı altına giren Türk'ten başka, Yakın Doğu ve Balkan halklarından devşirilmiş kişilerin devleti durumuna geldi” (“Türkiye'de Çağdaşlaşma”, s. 38)! 
Osmanlı'da Cengiz Han Yasasının Uygulanmasının Sonuçları 
Osmanlıların taht yasalarında geçerli olan Cengiz Han Yasası, Saltanat ailesinin en yaşlı üyesinin -ölen padişahın oğullarından önce kardeşinin- tahta geçmesini buyururdu (Ekberiyet Yasası). Taht üzerindeki hakların doğrudan doğruya oğula geçmesini önleyen bu yasa, 1601 yılına kadar, Osmanlılarda, hükümdarların kardeşlerini öldürmeleri gibi çok vahşi bir yöntemin uygulanmasına neden olmuştur. 
Tahta çıkan Padişahın, kardeşinin hayatını bağışlaması demek, oğullarının geleceğini körletmek anlamına geliyordu. Ancak, kardeşi Şehzade Mustafa'yı bağışlaması, Sultan I. Ahmet'i (1590-1617) ve onun örneğini uygulayan padişahları yüceltmiştir. Fakat “Osmanlı Tarihi” isimli kitabı yazan ünlü Fransız edebiyatçısı ve devlet adamı Lamartin'in belirttiğine göre, bu örnek de imparatorluk için felâket olmuştur. Çünkü, akıl sağlığına bakılmaksızın, ailenin en yaşlı üyesinin Padişahlık makamına oturtulması devlette büyük sıkıntılara sebep olacaktır. 
Lamartin'in belirttiğine göre, I. Mustafa adıyla tahta çıkan Şehzade Mustafa ancak bir hükümdar müsveddesi olabilirdi. Tabiat, doğuştan onu sonsuza kadar ahmaklığa mahkûm etmişti. Eğer Osmanlı yasaları, hükümdarın tahta geçmeden önce aklı başında bir adam olması şartını arasaydı, Mustafa padişah olamazdı. Zayıf bir vücud üzerinde ahmak bir kafa, soluk bir ten, boş bakışlarla dolu gözler! 
 Padişiah I. Ahmet 28 yaşında ölünce, yerine ailenin en yaşlı üyesi olan, kardeşi I. Mustafa padişah oldu. Sadrazamın,  Sultan Mustafa'nın aklî dengesinin tamamen bozuk olduğunu açıklaması üzerine,  I. Ahmet'in en büyük şehzadesi II. Osman'ı (Genç Osman) tahta geçirmek için anlaşıldı.  Tarihler 26 Şubat 1618'i göstermekteydi. Fakat, yeni padişahın hoş karşılanmayan tavırları yüzünden ayaklanan yeniçeriler,  II. Osman'ı tahttan indirdiler ve yeniden I. Mustafa tahta çıkarıldı. 
GENÇ OSMAN'IN ACI SONU!
Sultan II. Osman tahttan indirilir fakat halk arasında dolaşan, Sultan Mustafa'nın bir kez daha tahtta kalamayacağına karar verilirse, pişman olmuş olan Sultan Osman'ın yeniden tahta geçirileceği söylentileri nedeniyle, Valide Sultan ve Sadrazam Kara Davut Paşa, II. Osman'ın öldürülmesini plânlarlar! Sultan Osman Yedikule zindanına kapatılır ve burada, onun müthiş direnişine rağmen, cellâtların boynuna attıkları kementlerle feci şekilde boğularak öldürülür. İmparatorluğu kurtarmaya çalışan Padişah II. Osman'ın vahşice katledilmesi, Osmanlı'nın daha o yıllarda, nasıl bir yönetim kargaşası içine yuvarlandığının çok acı bir göstergesidir. Tarihçi Jorga, Genç Osman'ın katledilmesi hakkında şunları yazmaktadır: “Sultan Genç Osman başında kirli bir sarık, perişan bir at üzerinde alaylar ve tehditler altında İstanbul sokaklarından geçirilerek 'muzaffer' yeniçerilerin kışlasına getirildi. Yeniçeriler hayatını bağışlamak istediler, ama Kara Davud Paşa ve yeni Valide Sultan'da hiç acıma yoktu. Kara Davud Paşa, Genç Osman'ı Yedikule zindanlarına götürdü. Genç Osman burada Veziriazam ve birkaç subay tarafından en aşağılık biçimde öldürüldü. Evliyâ Çelebi'nin belirttiğine göre 'Kutsal bedeni'  eski bir hasırın üzerine yatırıldıktan sonra Çericibaşı Gafur Ağa sağ kulağını ve bir yeniçeri parmağındaki yüzüğü almak için parmağını kestiler. Naaşı gizlice Sultanahmet Camii'nde defnedildi” (Jorga, “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”, Cilt III, s. 365). 
Sultan II. Osman'ın  katledilmesinden sonra, yerine ikinci defa tahta çıkarılan Sultan I. Mustafa, kısa bir süre sonra yeniden  tahttan indirilecek ve bu kez,  14 yaşındaki IV. Murat tahta çıkarılacaktır. IV. Murat Bağdat seferine ağırlıklı olarak İstanbul'da bulunan loncalardaki Türklerden oluşan bir ordu ile çıkacaktır! O da, saraydaki devşirmelerle mücadele edecektir.  Muhtemelen,  hakkında çıkarılan 'zalim' söylentilerinin sebebi, Türklere duyduğu yakınlıktır! 
Osmanlı'da Yönetimdeki Bozulma 
Bu konuda, Lamartin'in Osmanlı Tarihi” isimli eserinde, II. Cilt s. 606 dipnotunda şu ufuk açıcı değerlendirme yapılmış:  “Kâtip Çelebi, Yeniçeri Ocağı'nın bozulmasının 16. Yüzyılın sonlarına rastladığını belirtir. Kadızade Mehmet Efendi de, İstanbul'da düzenin bozulmasına sebep başıboş kişilerin gittikçe çoğalıp, asker ve din adamları sınıflarına dahil olmalarından yakınmıştır. On yedinci Yüzyıl'ın ilk yıllarından itibaren bozulmaya başlayan kurumlar, asker ve din adamları sınıflarından ibaret değildir. Başındaki hanedan ile birlikte Saray örgütünde de çöküntü başlamıştır. Harem, Yavuz Sultan Selim'den itibaren Osmanlı Hanedanının ana tarafından bir cariye sülâlesi hâline dönüşmüş, kozmopolitleşmiştir. Genç Osman'ın yapmak istediği devrim hamlesi de bu yozlaşmalara karşı bir tepki mahiyetindedir. Yenileşme ve devrim tarihimizin başlangıcını oluşturan 1622 yılından, Saltanatın kaldırılmasına rastlayan 1922'ye kadar tam 300 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun, bir başka deyimle, Başkent İstanbul'un siyasî hayatında, yalnız iki büyük akımın çarpıştığı görülmüştür. Bu 300 yıl içinde hep yenilikçi düşünceler tutuculuğa tepkiden doğmuş ve her yenilik hamlesi tutuculuğun kurbanı olmuştur.” 
Genç Osman'ın  Yeniliklerini şöyle sıralayabiliriz:     
1.Yeniçeri ve Sipahi ocaklarını kaldırıp, yerlerine Anadolu, Suriye, Mısır Türkleri ile Türkmenlerinden oluşan bir Millî Ordu kurmak.
2. Din adamları sınıfını devlet işlerinden uzaklaştırmak; din ocağı hâline getirmek.
3. Haremi tasfiye etmek. Saray geleneklerini değiştirmek. Hanedanın Türk ailelerinden nikâhla kız almasını sağlamak. 
4. Fatih'in ve Kanuni'nin eskiyen yasalarını yeni şartlara uygun duruma getirmek.
5. Başkenti, İstanbul'dan Anadolu'ya taşıyıp, gayr-î millî bir çevreden millî bir çevreye geçmek.
6. Kıyafette yenilik yapmak (Ancak 200 yıl sonra II. Mahmud döneminde yapılabilecektir). 
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık