• 16 Ocak 2020, Perşembe 16:26
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

TARİH ARTIK TEKERRÜR ETMESİN !

Sedat Ergin,  7 Ocak 2020 tarihli yazısında, Bülent Ecevit'in Irak'a müdahale ile ilgili şu analizine yer vermiş:  “İçinde biz olalım veya olmayalım, Irak'a yapılacak bir müdahalenin en fazla bizi etkileyeceğini söyledim. Bölgede bir istikrarsızlık yaratacağını, bunun da bir felâkete yol açabileceğini belirttim. Tabiî, benim derdim Saddam değil. Irak'ın toprak bütünlüğü…”
Sayın Ergin daha sonra şöyle devam ediyor: “Dönemin Başbakanı Bülen Ecevit, bu açıklamayı 16 Ocak 2002 tarihinde Washington'da Başkan George W. Bush ile görüşmesinden sonra, Milliyet'ten Derya Sazak ve Fikret Bilâ'ya yapmıştı. Bu ziyaretin önemi, Türk tarafının, Bush yönetiminin Irak'a askerî müdahalede bulunma kararlılığını, Beyaz Saray'da, birinci ağızdan duyması olmuştu. Ecevit'in 2002 başında, yani 2003 yılı Mart ayındaki Amerikan müdahalesinden 1 yıl kadar önce yaptığı uyarı, askerî seçeneğin bir felâkete yol açacağı tehlikesine dikkat çekmekteydi.  Amerikalılar Saddam Hüseyin'i devirdikten sonra, Irak'ta, Şiî realitesi ile karşı karşıya geldiler.  Rejimin çökmesinden sonra, birçok yerleşim yerinde Şiî din adamlarının başında bulunduğu silâhlı muhafızları da olan komitelerin, güvenlik ve trafiğin yanı sıra, belediye hizmetlerini de üstlenmeye başlamaları, Irak'taki derinliği  ve örgütlenme yeteneği karşısında yaşadıkları şaşkınlık, o tarihte ABD basınında sıkça işlenmekteydi.  Ankara'nın ABD'ye savaş öncesindeki uyarısı 'Yapmayın',  mesajını esas alıyordu. Ancak, ABD'nin Irak'a gireceğinin kesinleştiği noktada, Ankara'dan yapılan bir başka kuvvetli uyarı, müdahale hâlinde, başta ordu olmak üzere Irak'taki kurumların bütünüyle ortadan kaldırılmaması beklentisini içeriyordu. Kurumsal yapı tahrip olduğu takdirde, bütün devlet mekanizmasının çökeceği, bu durumun Irak'ı yönetilebilir olmaktan çıkaracağı, ülkeyi büyük bir istikrarsızlığın içine iteceği vurgulanmıştı.  Ancak ABD, bu gibi telkinleri önemsememiş ve Irak'ı işgaliyle birlikte BAAS kadrolarını tümüyle tasfiye etmeye öncelik vermişti.”
Sedat Ergin'in bu hatırlatması önemli. Ülkemizi yönetenler, Amerika'yı Irak'a yapılacak bir askerî harekâtın sonuçları konusunda  açıkça uyarmışlar. Fakat daha da önemli olan Ecevit Hükümeti'nin, ABD işgaline karşı yaptığı hazırlıktır ki, sayın Ergin bundan söz etmemiş! 
ORDUMUZ IRAK'A GİRECEKTİ!
 1.3.2007 tarihinde, Kanal Türk televizyonunda yayımlanan bir programa katılan Koalisyon Hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, ABD'nin Irak'a bir askerî harekât düzenleyeceği belli olduğu için, kendi hükümetleri döneminde, 2002 yılında, Cumhurbaşkanının Başkanlığında Çankaya Köşkü'nde toplanarak (Bu toplantıya Meclis Başkanı Ömer İzgi ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da katılmıştı), ABD'den önce, Irak'ın 50 km. derinliğine, bir kolordu ile girmek kararı aldıklarını açıklamıştı ki, bu, Amerika'nın hiç istemediği bir şeydi!
 CIA'nın Türkiye uzmanı Yahudi asıllı Henri Barkey, 1 Mart 2003 tarihinde tezkerenin reddinden sonra, 26 Mart'ta Utah Üniversitesi'nde verdiği, “Felâket ile Flört: Türkiye, Irak ve ABD” isimli bir konferansta yaptığı konuşmada da, “ABD için en büyük felâketin, Türk Ordusu'nun PKK terörü ve çıkacak karışıklıkta, Türkmenleri korumak için Kuzey Irak'a girmekte ısrar etmesi olduğunu' ve aslında, 1 Mart Tezkeresinin amacının, Amerika'nın, Kuzey'de bir  cephe açarak, Türk Ordusu'nun Irak'a girmesini önlemek olduğunu” belirtmekteydi!
Amerika bize önce,  2001 yılındaki Ekonomik Krizi yaşattı. Kemal Derviş Amerika'dan kurtarıcı olarak gönderildi! Onun entrikalarıyla DSP parçalandı.  Ekonomik Kriz ve Siyasî Kaos ortamında, millet neyin ne olduğunu tam anlayamadan, Türkiye 3 Kasım 2002 erken seçimine sürüklendi. Neticeyi biliyorsunuz! AKP iktidara geldi; Amerika ile birlikte hareket etmek kararı alındı ve Ordumuz Irak'ın Kuzeyi'ne giremedi!  Bunun neticesi olarak da, Kuzey'deki Barzanistan serpilip gelişti ve Türkmenler korumasız kaldılar! Ordumuz Irak'a girmiş olsaydı, bugün Irak'ta, bu boyutlarda bir kaos yaşanmayabilirdi. Gerçi, 1 Mart 2003 Tezkeresi reddedildi ama, zamanın Dışişleri Bakanı Abdulah Gül'ün açıkladığı gibi, Amerika Dışişleri Bakanı Powel'la, 2 Nisan 2003 tarihinde, 2 sayfa 9 maddelik bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile ABD'ye verilen şu sözlere bakar mısınız: Türk askeri Irak'ın Kuzeyi'nden çekilecek;  Sınır ötesi harekâtlarına son verilecek;  PKK'ya karşı askerî harekât için ABD'den izin alınacak;  ABD'nin İran ve Orta Doğu'daki harekâtları desteklenecek; Türk Ordusunun asker ve silâh gücünde indirim yapılacak; Irak'ın kuzeyinde kurulan kukla devlet tanınacak; Belediyelere Özerklik; 4 yılda aşamalı olarak federasyona geçiş; Kıbrıs'ta Denktaş'ın devre dışı bırakılması; Ege'de Yunanistan'ın taleplerine esnek tutum; Ermenistan'a yönelik kısıtlamaların kaldırılması! 
Abdullah Gül, bunlarla da yetinmiyor ve 13 Mart 2006'da, AKP'nin Kızılcahamam kampında milletvekillerine şunları söylüyordu: “BOP kapsamında ABD ile birlikte hareket edeceğiz. Dünyanın süper gücünün gündemi bizim de gündem maddelerimizdir!”
Ne yazık ki, Amerika ile birlikte hareket etmenin başımıza neler açtığı meydandayken; Irak'tan sonra, Suriye'de de Amerika'nın kazdığı kuyuya düştük! Suriye olaylarının başında,  Amerika ile birlikte hareket ederek, Suriye Devlet Başkanı Esad'ı devirebileceğimizi zannettik! 
Irak'tan sonra, Suriye de derin bir kaosun içine sürüklendi. Bu kaos bizi de etkiledi. 
Libya'nın perişanlığında da katkımız var! Şimdi Libya'dayız! Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamasına göre, petrolden pay alacakmışız!  Bir damla petrol için yapmadığı kalmayan Amerika, Libya petrollerini bize yar eder mi? Tarihten hiç mi ders almayacağız?  Bu bakımdan, Libya'da sayın Putin'le varılan mutabakatın ve bu mutabakat sonucu sağlanan ateşkes görüşmelerinin önemli olduğunu belirtmeliyiz. Daha da önemli olan, Rusya'nın arabulucuğuyla, Moskova'da, sayın Hakan Fidan ile Suriye İstihbaratının başındaki ismin görüşmeleridir. İnancımız, ülkemizin Rusya ile samimî bir işbirliği içinde olması durumunda, bundan iki ülkenin de kazançlı çıkacağı ve bunun bölge barışına da önemli katkılar sağlayacağıdır.
         İRAN'A VE SURİYE'YE BAKIŞIMIZ SORUNLU!
 Bugün İran'da; Millî Kahraman mertebesine yükselen General Kasım Süleymani'yi 'Halep Katili' olarak yaftalayan gafiller hiçbir şeyin farkında değiller. Düşününüz ki, kadim Türk Şehri Halep, iç savaşta perişan olmuştu. Buradaki teröristler anlaşma ile İdlib'e çekildiler.  Şimdi sorun İdlib! 
 Şunu bir kez daha hatırlatalım: Biz,  PKK'yı kazdığı hendeklere gömmedik mi?  Peki, biz haklı olarak PKK'yı tepelerken iyi de, aynı şeyi, Suriye Devleti, dünyanın dört bir tarafından Suriye'ye gelen  teröristlere karşı yaptığında niçin bundan rahatsızlık duyulmaktadır?
Halep ve İdlib Suriye toprağı değil mi? 'Esad İdlib'i bombalıyarak sivilleri katlediyormuş!'  Peki, Esad geçen yıl bir genel af çıkarmadı mı? Bu siviller niçin Suriye Devleti'ne sığınmıyorlar da İdlib'de direniyorlar? Ya da Türkiye sınırına kaçıyorlar?
 Meseleye Sünnî Bağnazlığı ile ya da,  Biat Kültürü ile bakılınca, gerçekler görülemiyor. Özellikle, 'İslâmcı' geçinenlere tekrar hatırlatalım: Kutsal kitabımız “Ne zaman akledeceksiniz?” diyor. Müslümanları düşünmeye, sorgulamaya davet eden tam 41 tane ayet var. Tabiî, okuyup, anlayanlar için!  Bir İmam Hatip mezunu tanıdıkla konuştuğumuzda, bize, İmam Hatip'de Kur'an meali okumadıklarını söylemesin mi!!!
 Projeyi görüyor musunuz? Ne tarihimizi biliyoruz, ne de dinimizi! O nedenle de savrulup duruyoruz. Mezhebî bakış iktidarın ayağında prangadır. Bu sorunlu bakıştan kurtularak, tarih şuuru ile hareket edildiğinde,  Suriye ile menfaatlerimizin ortak olduğu görülecektir. 
NOT: İran'ın, Irak'taki Amerikan üslerini vurması tüm Mazlûm Milletler için gurur verici bir hadisedir. İsrail, füzelerle Şam'ı vurduğunda, 'bu füzelerin az olduğu imasıyla'  “Füzeler içimizi ısıtmadı” diye mesaj atan İHH Başkanına sormak isteriz, “İran'ın attığı füzeler içinizi acıttı mı?”  Diğer taraftan, İran'ın yanlışlıkla bir yolcu uçağını  vurması çok elim bir hadisedir  ve İran'daki yönetim zaaflarını göstermektedir. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık