• 20 Nisan 2018, Cuma 9:04
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SURİYE'NİN BÖLÜNMESİNE HİZMET ETMEYELİM (1)
AKP iktidarı 7 Haziran seçimlerinden sonra bazı doğru adımlar atmakla birlikte, Batı'ya bağımlılığın ve ideolojik angajmanlarının yarattığı zihin bulanıklığı sebebiyle, Batı İttifakı ile Rusya ve Batı Asya işbirliği arasında yalpalıyor! Şu son, Suriye Devleti'nin Guta'da kimyasal silâh kullandığı iddiaları üzerine gösterilen sert tepkinin ve sonrasında Amerika ve hempalarının Suriye'yi füzelerle vurmalarına verdikleri hararetli desteğin sebebi de budur.
Türkiye, Rusya ve İran işbirliğinin olumlu sonuçları meydandayken, bu güzel ilişkileri zedeleyecek davranışlardan sakınmak gerekmez mi? Fakat ne yazık ki, Cumhurbaşkanımız Suriye'nin kimyasal silâh kullandığı konusunda güvenilir bir bilgiye sahip olmadan, Batılı kaynakların iddialarını doğru kabul ederek, Suriye Devleti'ni çok ağır bir biçimde suçlamış ve 'Bu vahşete müdahale için daha neyi bekliyorsunuz' diyerek, Suriye'nin bu perişan duruma gelmesinin yegâne sorumlusu olan Uluslararası Toplum'u, Suriye'ye müdahaleye davet edebilmiştir! Suriye'de dökülen kanların ve yaşanan onca acının yegâne sorumluları olan Haçlı Emperyalizminin Suriye'yi kaostan kurtaracağını beklemek nasıl bir akıl tutulmasıdır?
Saddam Hüseyin Irak'ta gittikten sonra Irak'ta ne olduysa, Esad gittiğinde de aynı şeyler Suriye'de olacak. Peki, bu iktidar, bu kadar açık ve net bir tabloyu göremeyecek kadar öngörüsüz mü? Ayrıca şu soruyu da soralım: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bizim için Amerika'nın başını çektiği Haçlı Emperyalizmi ve Siyonist ittifakından daha mı tehlikeli?
Guta'da ne olduğunu, yalan haber vermekle sabıkalı Batılı ajansların, algı yönetimi amaçlı haberlerine bakarak anlamaya çalışmak gaflet ötesi bir şeydir. Fakat ne yazık ki, medyamız Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesi dışında bu konuda sınıfta kalmıştır. Demokratik ülkelerde 4. Kuvvet olarak nitelendirilen medya, ülkemiz bağlamında, 'kimyasal silâh kullanıldı' iddialarını hiç araştırmadan yayınlamakla, sadece bir kara propaganda makinesinden başka bir şey olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır.
Bu yalanları hiç araştırmadan yayınlayanların, bunları dile getirenlerin Batı Emperyalizminin doymak bilmez çıkarlarına hizmet ettikleri iyi bilinmeli; bunlara bu gözle bakılmalıdır. Amerika'nın kontrolündeki dinci teröristleri, Guta'dan çıkmaya ikna eden Suriye Devleti niçin kimyasal silâh kullansın? Esad, böyle bir çılgınlık yaparak, tüm dünyayı karşısına alacak kadar deli mi? Bu haberlerin kaynağı kim? CIA beslemesi sözde bir yardım örgütü olan Beyaz Baretliler!
Mısır bile Suriye'nin vurulmasını kınarken bizim desteklememiz olacak iş midir? Ya şu, sözde İslâmcı insanî yardım kuruluşu İHH'ya ne diyelim? Yaptıkları açıklamada, Suriye'ye atılan füzelerin sayısını az bulduklarını açıklamışlar! Füzeler içlerini ısıtamamış! Allah aşkına! Bizim İslâmcılar niye bu kadar Amerikancılar? Bu 'Müslüman Kardeşlerimiz' anlaşılan o ki, Kur'an'ı pek okumuyorlar. Kur'an onlarca ayette, “Şu aklınızı çalıştırın artık, ne zaman akledeceksiniz?” diyerek bizim sorgulayıcı olmamızı istiyor! Bunlar, Haçlı Emperyalizmi ve yedeğindeki Siyonizm'in Müslümanlığa karşı bir Haçlı Seferi yürüttüğünü göremeyecekler mi? Ne yazık ki, bu 'Uydurulmuş Din'in takipçileri oldukları sürece bu pek mümkün görünmüyor!
Suriye'de Hep Yanlış Yaptık!
Eğer biz, 2011'de, Batılı 'dostların' silâhlandırdığı muhalefetin değil de, Suriye Devleti'nin yanında durmuş olsaydık, Suriye bu duruma düşer miydi? Şimdi, Amerika'nın desteğiyle, PKK/PYD'nin eline geçen Suriye'nin Kuzeyini bu teröristlerden temizlemek için uğraşıyoruz! Bunun için sürdürülen Askerî Harekâtı bütün kalbimizle destekliyoruz. Ancak, bu harekât sürdürülürken 'Kızıl Elma' gibi, 'Hedef Turan, Rehber Kur'an gibi, günümüzde artık bir fanteziden başka bir şey olmayan sloganların kullanılmasının; bir yandan, 'Biz Suriye'de işgalci değiliz' derken, diğer yandan Fetih Suresi okunarak, dünyaya sanki fetihçi bir anlayışa sahip olduğumuz izlenimi verilmesinin ve terör örgütünden ele geçirdiğimiz Suriye topraklarına bayrağımızı dikmenin, bizi haklı davamızda haksız bir duruma düşüreceği bilinmelidir. Atatürk'ün ölümünden sonra yapılan vahim hatalar yüzünden Arap kardeşlerimizle bozulan ilişkilerimizin, yeniden, bir daha düzelmeyecek şekilde bozulmasına sebep olunmamalıdır. Rehberimiz ideolojilerimiz değil, tarihin tecrübeleriyle olgunlaşan Devlet Aklı olmalıdır.
Misak-ı Millî'ye dahil olmakla birlikte, bugün artık sınırlarımızın dışında kalmış olan eski vatan topraklarında gözümüz olduğu izlenimi yaratacak söylemlerden uzak durulmalıdır. Bu bağlamda, sayın Devlet Bahçeli'nin Musul'a, Kerkük'e ve Halep'e plâka numaraları vermesinin komşularımızda bize karşı güvensizlik yaratacağı; Batı Emperyalizminin kuşatmasını kırmak için zorunlu olan Rusya ve Bölge Devletleriyle işbirliğimizi zora sokacağı da iyi bilinmelidir. El Bab ve Zeytindalı Askerî Harekâtlarını, Rusya'nın bize Suriye hava sahasını açması sayesinde gerçekleştirebildiğimiz unutulmamalıdır!
Atatürk'ün Amacı Emperyalist Devletlerle Değil Bölge Devletleriyle İşbirliğiydi! Nutuk'ta, “Milleti boş hayaller peşinde koşturarak zarara uğratmayınız” diye bizi uyaran Atatürk, takip etmemiz gereken dış siyaseti de şöyle belirliyordu: “Osmanlı'nın enkazı üzerinde kurulan devletlerin kaderleri birdir. Bu devletler emperyalist devletlerin aralarına soktuğu arazî kavgalarını aşarak, Konfederasyonlara Gidecek Bir Birlikler Manzumesi Oluşturmalıdırlar!”
Atatürk'ün ölümünü takiben yaşadığımız savrulmalardan sonra, AKP iktidarının, Suriye'deki karışıklıklar başlamadan önce gündeme getirdiği, Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında vizelerin ve gümrüklerin kaldırılmasını öngören ŞAMGEN Projesi, Atatürk'ün Sadabat Paktı ile ilk çekirdeğini oluşturduğu, Bölge Devletlerinin işbirliği yolunda önemli bir gelişmeydi. Fakat ne yazık ki, ne AKP iktidarı ve ne de aklı Batı'da olan Ana Muhalefet bu projenin önemini kavrayamadılar!
Bizi, AB'ye üye yapmayacakları bilindiği hâlde, tutturmuşuz AB üyeliği diye! Hâlbuki, ülkemizi ve bu coğrafyayı refaha kavuşturacak, bu coğrafyada barışı, huzuru ve güveni sağlayacak olan bir ŞAMGEN imkânına sahibiz! ŞAMGEN gerçekleştiğinde, sınırların artık bir anlamı kalmayacak; bütün Türkiye Suriye'nin, İran'ın ve Irak'ın; çok sıkı tarihî bağlarımız olan bu ülkeler de bizim olacak!
İnanınız bu hayâl değil. Bu bize, tarihin ve coğrafyanın emridir. Bu birliğin, bu ülkelerle de sınırlı kalmayacağı bilinmelidir. Mısır, Ürdün, Lübnan, Azerbaycan, Rusya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de bu birliğin içinde yer alacaktır. Alın size yüzlerce milyonluk bir Ekonomik Pazar! O zaman Batı bizim kapımızda kıvranır! Fakat bunun gerçekleşmesi için önce, hayatın ve coğrafyanın gerçekleri ile bağdaşmayan ideolojik angajmanlardan kurtulmak ve Cumhuriyetin temel felsefesini benimsemek gerekir. Tabiî, Emperyalist 'dostlarımızın' bu angajmanları sürekli teşvik edeceği de bilinmelidir. Nitekim, daha dün Suudî Arabistan Veliahdı, “Vehhabiliği ve İhvanı (Müslüman Kardeşler) yaymamızı müttefiklerimiz bizden istediler” demedi mi!!!
Bu çağda artık duygularımızla değil, Devlet Aklı ile hareket edilmelidir. Devlet Aklı bize, Batı Emperyalizmi ile değil, Bölge Devletleri ile işbirliği yapmamızı ve Suriye ile artık uzlaşmamızı emretmektedir. Fakat ne yazık ki, Atatürk'ten sonra katıldığımız Batı İttifakının bizi düşürdüğü derin zafiyet bu zorunluluğun görülebilmesini engellemektedir. Rusya ve İran'la çok olumlu ilişkiler geliştiren iktidar da, içindeki Batıcıların etkileri ve ideolojik angajmanı yüzünden yerli ve gerçekten millî adımlar atmakta zorlanmaktadır. Türkiye artık böyle bir iktidarı taşıyamaz. ./…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık