• 28 Aralık 2015, Pazartesi 9:03
İsmailŞefik Aydın

İsmail Şefik Aydın

SURİYE'DE YANLIŞ YAPTIK! (4)
 Suriye yönetimi aleyhinde kamuoyu oluşturmak için söylenen yalanlardan biri de Esad'ın, İsrail ile işbirliği içinde olduğudur. İsrail, doğrudan Suriye işine bulaşmadı. Çünkü, isyancı güçlere açıkça vereceği destek Esad'ın elini güçlendirirdi. Fakat tamamen dışında da kalmadı. İsrail topçusu direnişçilere yardımını esirgemedi. Nusra gibi silâhlı grupların İsrail'le ilişkileri de gizli kalmadı! Nusra cihatçılarının yaralıları İsrail'de tedavi edildi. İsrail bu gruplar için bir sahra hastanesi kurdu! Güneydeki radar üssünü vurarak, Suriye'nin, isyancı grupları takip etmesini önledi. 30 Ocak 2013'te, Şam yakınlarındaki Cemraya'da araştırma merkezini vurunca, İsrail'in bu işin dışında olduğuna inananların kafaları biraz karıştı. 
Ne var ki, İran ve Hizbullah'ın desteği ile, Esad rejimi güçleri toparlanmaya başlayınca İsrail, silâhlı gruplara, daha açık destek vermeye başladı. Ancak, yandaş medya, Esad'ı karalamak için, İsrail ile işbirliği içinde olduğunu yazmaktan vazgeçmedi!
Bir başka kara propaganda da, 'Esad'ın Alevî  azınlık yönetiminin Sünnîleri ezdiği' iddiasıdır. Fehim Taştekin'in verdiği şu bilgi bu iddiayı temelden çürütüyor: “Halep, İdlib, Hama ve Humus'tan kaçan Sünnîlerin izini sürdüğümüzde, karşımıza çıkan tablo çok farklıydı. Aralarında Türkmenlerin de bulunduğu, evlerini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce Sünnî Laz-kiye bölgesinde Alevilerle iç içe yaşamayı tercih ediyordu!”
Peki, Suriye'deki kaosun ana mimarı olan Amerika'nın amacı neydi? Bu sorunun bir tek cevabı var: Suriye'de kaosun sittin sene sürmesi; Suriye'nin İsrail'i tehdit edemeyecek bir durumda olması; Kürt Koridorunu gerçekleştirerek petrol ve doğalgazı kontrol etmek!
Amerika kendi çıkarlarına göre hareket ediyor; peki, biz neye hizmet ettiğimizin farkında mıyız? Suriye'nin kuzeyinde hâkimiyet kuran PYD varlığının Türkiye için nasıl bir tehdit oluşturduğu nasıl görülemiyor? PKK militanları,  Suriye'de şehir  savaşını öğrenerek Türkiye'ye dönüp uyguluyorlar. Suriye PKK militanları için âdeta bir talimgâh oldu! Bunların hepsinin sebebi bu iktidarın Suriye siyasetidir.
Suriye'yi karıştıran baş sorumlu Amerika fakat bütün şimşekleri üstüne çeken  biziz! Bizim bu kadar devrede olmamız, Türkiye aleyhinde müthiş bir hava yaratmış. Suriye rejimi ve halk, ülkeyi felâkete sürükleyen silâhlı isyandan en fazla Türkiye'yi sorumlu tutuyor. Heysem Menna gibi muhalifler Türkiye'ye şu suçlamayı yöneltiyorlar:  “Yeni Osmanlı egosu, mezhepçilik ve İhvan'a hamilik!” 
Türkiye, Suriye'de rejime karşı savaşan cihatçı örgütlere aslâ yardım  yapmadığını savunmaktaydı. Hatay valisi Celalettin Lekesiz'e göre, silâhlı kişiler aslâ Türkiye'deki kampları kullanmıyordu. Yasa dışı militan ve silâh geçişi aslâ mümkün değildi. Silâhlı grupların bölge insanını tehdit etmesi söz konusu değildi. Ancak, valimizin, Mart 2014'te İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği raporda IŞİD tehditleri sıralanarak, Bakanlığa şunların önerildiği görülüyor: “ABD'nin 11 Eylül'den sonra izlediği politikayı biz de izleyelim ve yabancı mücahitlerin Suriye'ye illegal geçişini önleyelim!”
Hatay valisinin raporundaki şu uyarı da önemli: “Ülkemiz açısından ağır bir tehdit oluşturan IŞİD'in, Suriye alanında hâkimiyet tesis etmesi ve sınır bölgelerini ele geçirmesi hâlinde, kendi inançlarına göre, 'İslâmî kurallara uygun yaşamayan Türkiye', tamamen hedef hâline gelecektir. Eylemlerin Türkiye'ye döneceği muhakkaktır!”
Reyhanlı'daki saldırıdan, AKP hükümeti Suriye Devletini sorumlu tutsa da, saldırıyı IŞİD üstlenmişti! Zaten, AGİT Türkiye Temsilcisi Tarcan İldem de, “Saldırılar El Kaide unsurları tarafından yapıldı” açıklamasını yapmıştı!
Suriye'ye doğrudan müdahil oluşumuz, bizzat ABD Başkan Yardımcısı Biden tarafından da itiraf edilince zor durumda kaldık. Biden, 2 Ekim 2014'de Harvard Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada, şu çok ciddî iddialarda bulundu: “Bölgedeki müttefiklerimiz, Suriye'deki en büyük problemimizdi. Türkler ki, çok iyi dostumuzdur ve benim de uzun süre vakit geçirdiğim Erdoğan'la harika bir ilişkim var.  Suudiler, Emirlikler v.s. Ne yapıyorlardı? Esad'ı devirme ve bir Sünnî-Şiî vekâlet savaşı çıkarmada çok kararlıydılar. Ne yaptılar? Esad'la savaşacak herkese yüz milyonlarca dolar para ve on binlerce ton silâh akıttılar. El Nursa, El Kaide için destek olacak, dünyanın diğer yerlerinden gelen cihatçıların aşırı unsurlarını kabul ettiler!” 
Fehim Taşdemir, cihatçılara hoşgörülü davranan Türkiye'nin, Pakistan'ın canını fena yakan bir tecrübe ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor! Bir ülkede militan yaratmanın risklerini görmek için Pakistan, gerçekten bir aynaydı. 1979'daki Afgan savaşının ardından, Pakistan 2 milyonu aşkın Afgan mülteciye kucak açmıştı. Mülteciler, mücahit devşirme havuzuna dönüşmüştü. ABD patron, Pakistan taşerondu! CIA, Pakistan üzerinden 3 milyar dolarlık eğit-donat projesiyle mücahitleri eğitti. Geçici gözüyle bakılan mülteciler, kalıcı sorun hâline geldi! BM aracılığıyla yapılan geri dönüşlere rağmen, Pakistan'da hâlâ 2 milyon mülteci yaşamaktaydı. Afganistan'a ihraç edilen terör, dönüp Pakistan'ı vuruyordu!
Türkiye'deki mültecilerin de, kalıcıya dönüşmeleri riskinin oldukça yüksek olduğunu hatırlatalım!  Peki, Pakistan tecrübesi ortadayken, Suriye'de bu hatayı nasıl yaptık?
Rejim karşıtı terör örgütlerinin hayatlarını mahvettiği Suriyelilerin, AKP iktidarına bakışları tamamen değişmiş. Şam'daki Tarihî Bab Tuma lokanta ve otelinin sahibinin sözleri düşündürücü: “Türkiye'yi ve Türk halkını seviyoruz. Erdoğan bu lokantada yemek yedi.  Kızı evlenmeden önce gelip, bu çarşıdan alışveriş yaptı. İki ülke arasında çok güzel ilişkiler tesis edildi. Şimdi Erdoğan bize gönderdiği teröristlerle her şeyi mahvetti. Bu zehri üreten yarın kendisi de tadar.  Bu savaş sadece İsrail'e hizmet etti!”
Daha önce Erdoğan'ın resimleri olan yerlerde artık, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın resimleri asılı! 
Bir başka Suriyeli rejim yanlısı, neden muhaliflere karşı olduğunu şöyle anlatıyor: “Örtüneceksin! Adama bu sıcakta zorla çorap giydiriyorlar. Namaz vakti ya evde ya da camide olacaksın. Bütün bunlar Erdoğan'ın gönderdiği teröristler yüzünden başımıza geldi. Rakka'dan Tartus'a giderken sakalımı kısalttım. Kısa sakal orada sorun, uzun sakal ise burada şüphe çekiyor!”
Halep'te yaşananlar ise bizim açımızdan utanç verici.  6 milyon nüfusa sahip Halep, muhaliflerin ele geçirdiği bölgelerden kaçarak buraya gelen 1 milyona yakın sığınmacıya da ev sahipliği yapmakta.  Sığınmacıların çoğu kamu binalarına yerleştirilmiş. Halep'te bulunan sanayi tesislerinin büyük bir bölümü çalınıp Türkiye'ye taşınmış. Halep Sanayi ve Ticaret Odası Başkan Yardımcısı, Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na, Türkiye aleyhine çok sayıda kişisel başvuru olduğunu söylüyor.
Suriye'deki Filistin kamplarında barınan Filistinliler de, 1.500 askeri olan bir Kudüs Tugayı kurarak Esad güçlerinin yanında  savaşa katılmışlar. 
Biz, Haçlı emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı ülkesini savunan Esad'ı bir türlü anlayamadık.  Suriye yönetimini suçlamaya devam ediyoruz. Hâlbuki Suriye yönetimi barış için  elinden geleni yapıyor. Ancak, arkalarındaki  dış desteğe güvenen isyancı güçler,  Esad'ı düşürebileceklerine inandıkları için bir türlü uzlaşmaya yanaşmıyorlar. 
Rusya, Ağustos 2015'ten itibaren Suriye krizine doğrudan müdahil oldu. Rusya'nın bu müdahalesinden sonra, Türkiye'nin Suriye siyasetini sürdürmekteki ısrarı, Rusya ile aramızda bir krize döndü. Şu gerçeğin bir türlü görülememesi izaha muhtaçtır: Esad yönetimi çökerse, Kürt Koridoru rahatlıkla kurulur. Peki, biz ne yaptığımızın farkında mıyız? Akdeniz'in doğusunda Atlantik güçleri ve Avrasya güçleri karşı karşıya  geldiler.  Bu bölgede yaşanacak bir çatışmadan en fazla zarar görecek ülke biziz. 
Suriye yanına İran'ı, Hizbullah'ı, Irak'ı, Rusya'yı ve Çin'i yani Avrasya'yı  alarak direnmeyi sürdürüyor. Peki, biz doğru tarafta mıyız? 
Nerden nereye geldik! 7 Mart 2011'de Erdoğan, “Kardeşim Esad” diye seslendiği Suriye lideriyle ortaklığı, çok daha ileri bir boyuta taşımış ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında ortak vize uygulamasını öngören 'Şamgen Plânı'yla ilgili mutabakat sağlanmıştı! Evet! Avrupa'nın nasıl Şengen'i varsa, bizim de Şamgen'imiz olacaktı.  Bölge devletleri ile aramızdaki vizeler kalktığında, sınırların da hiçbir anlamı kalmayacaktı! 
Ne var ki, Yeni Osmanlı hayali içindeki Fetihçi Kafa her şeyi tuzla buz etti. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık